Olaylar Ve Görüşler

Diplomasi zaferi: LOZAN - Hüner Tuncer

24 Temmuz 2024 Çarşamba

24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nu sona erdirmiş ve Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tarih sahnesine çıkarmıştı. Bu antlaşma, Türk devletinin bugünkü sınırlarını çizmekte, bağımsızlığını ve egemenliğini onaylamaktaydı.

Lozan Konferansı’nı kendisi için yaşamsal sayan ve konferansa en değerli temsilcilerini gönderen üç devlet vardı: Türkiye, İngiltere ve Yunanistan. Lozan Konferansı’nda Türkiye’yi Dışişleri Bakanı İsmet (İnönü) Paşa, İngiltere’yi Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Yunanistan’ı ise Başbakan Venizelos temsil etmekteydi.

Lozan Konferansı’nda yeni Türk devletinin kurucusu Mustafa Kemal’in en önem verdiği konu, Türk temsilcilerinin kendilerini Batılı devletlerin temsilcileriyle eşit görmeleriydi. Bu nedenle Mustafa Kemal, Lozan’da ülkemizi temsil edecek heyetin başkanını bizzat seçmişti. Mustafa Kemal, Mudanya ateşkes görüşmelerinde gösterdiği başarıdan memnunluk duyduğu İsmet Paşa’nın, Lozan Konferansı’nda da Türkiye’yi temsil etmesini istiyordu. Bu nedenle, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey istifa etmiş ve onun yerine, Dışişleri Bakanlığı’na İsmet Paşa getirilmişti. 

AZİM VE KARARLILIK

İsmet Paşa, yeni Türk diplomat tipinin seçkin bir örneğiydi. İsmet Paşa, Lozan Konferansı’nda, hiçbir devletin temsilcisine üstünlük tanımak ya da onlardan aşağı kalmak istemiyordu. Bu nedenle, İngiltere temsilcisi Lord Curzon’un konferansı açış nutkunu takiben, protokolde yer almamasına karşın, İsmet Paşa da bir konuşma yapmış ve böylece, daha ilk günden itibaren Türkiye’nin davasını azimli ve kararlı bir biçimde bütün dünyanın gözleri önüne sermişti. 

Lozan Konferansı’nın birinci aşaması 21 Kasım 1922-4 Şubat 1923 tarihlerinde, ikinci aşaması ise 23 Nisan-24 Temmuz 1923 tarihlerinde gerçekleştirilmiş ve görüşmeler 24 Temmuz’da Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla son bulmuştu.

Lozan Konferansı görüşmelerine ilişkin olarak, Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta şunları dile getirmektedir: “Baylar, mirasçısı olduğumuz Osmanlı Devleti’nin dünya gözünde hiçbir değeri, saygınlığı ve onuru kalmamıştı. Osmanlı Devleti, uluslararası hukukun dışında bırakılmıştı; devlet, sanki güdüm ve kısıtlama altına alınmış sayılıyordu.”

SEVR’İN ÇÖPE ATILIŞI

“Benim Türk ulusunun varlığı için, bağımsızlığı için, egemenliği için, yüzde yüz elde etmek ve sağlamak zorunda olduğu temel hakların dünyaca tanınacağına hiç kuşkum yoktu. Çünkü gerçekte bu temel haklar güçle, hak edişle ve eylemli olarak alınmıştı. Konferans masasında istediğimiz, gerçekte elde edilmiş olan hakların, yöntemine göre yazılıp onanmasından başka bir şey değildi. İsteklerimiz açıktı ve doğal haklarımıza dayanıyordu. Bundan başka, haklarımızı korumak ve sağlamak için gücümüz de vardı; gücümüz de yeterliydi. En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi elde etmiş, onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi yine eylemli olarak kanıtlamış olmamızdı.”

“Baylar, Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra düşman devletler, Türkiye’ye dört kez barış koşulları önermişlerdir. Bunların birincisi Sevr tasarısıdır. Bu tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce tartışılmaya bile değer görülmemiştir. İkinci barış önerisi, Birinci İnönü Savaşı’ndan sonra toplanan Londra Konferası’nın bitiminde 12 Mart 1921’de yapılmıştır. Bu öneri Sevr Antlaşması’nda bazı değişiklikler yapılmasını öngörmekteyse de değinilmemiş sorunlarda Sevr tasarısındaki maddelerin tümünün olduğu gibi bırakıldığını kabul etmektedir. Bu öneri bizce tartışma konusu olmadan, İkinci İnönü Savaşı’nın başlamasıyla sonuçsuz kalmıştır. Üçüncü barış önerisi, 22 Mart 1922’de, yani Sakarya Utkusu’ndan ve Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması’ndan sonra Paris’te toplanan İtilaf Devletleri dışişleri bakanlarınca yapılmıştır. Bu öneri de ulusal amacımızı gerçekleştirecek nitelikten uzaktı. Dördüncü öneri ise Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlanan görüşmelere konu olmuştur.”

“Lozan Antlaşması, Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir yok etme eyleminin (suikastın) kırılıp önlenişini bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal utku anıtıdır!”

DİPLOMASİNİN SÜVARİ BİRLİĞİ KOMUTANI

Lozan Konferansı’nda İngiliz temsilciler heyetinin bir üyesi olan Andrew Ryan şöyle demekteydi: “Lozan Konferansı, 1914-1918 Savaşı’ndan sonra Müttefiklerin düşmanlarıyla karşı karşıya eşit koşullarla tartışmış oldukları ilk toplantıdır. Bu konferansın iki önemli kişiliği; konferansın ilk aşamasında Lord Curzon, bütün konferans boyunca ise İsmet Paşa’ydı. İsmet Paşa için denilirdi ki o diplomasiye bir süvari birliği komutanı nitelikleriyle girmişti; gerektiği zaman ileri saldırır, eğer başarı elde edemezse bütün gücüyle geri çekilirdi. 

Geleneksel anlamdaki “diplomat” tipine belki hiç uymayan İnönü, aslında bir askerdi, diplomasi dilini bilmemekteydi ve çok az konuşan bir kişiydi. Ancak, bu kişi, hak bildiği yoldan ilerlerken en ufak bir ödün dahi vermeye yanaşmıyor, doğru bildiği görüşten geri adım atmıyordu. İnönü, Curzon gibi o dönemin en güçlü hatiplerinden birinin üstesinden gelebilmeyi başarmıştı. Konferans boyunca, Türk baş delegesi İngiliz baş delegesi ile tam bir eşitlik ayağı üzerinde konuşuyordu. 

Bu, tüm dünyaya artık geleneksel Osmanlı diplomasi anlayışının ve uygulamasının tarihe karıştığını ve onun yerine, yeni bir diplomasi anlayışı ve uygulamasının doğduğunu kanıtlıyordu.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları