Hikmet Altınkaynak

Rızabey Aile-Evi’nden Rıza Bey Apartmanı’na...

05 Kasım 2020 Perşembe

Rızabey Aile-Evi, yapıtları sekseni bulan, aramızdan ayrılışının 5. yıldönümünde andığımız Tarık Dursun K’nin on dört romanından ilkidir. Romana ad olan İzmir’deki bu konut, Karataş’ta Deveçıkmaz yokuşunda tek katlı bir evdir. Altı odasının her birinde ayrı bir kiracı oturur. Yazar, her kiracıyı ayrı ayrı anlatır. Bunlardan Mustafa Dayı, memleketinde yaşanan deprem yüzünden büyük oğlunu yitirmiş, karısını, kızını, küçük oğlunu alıp kayınbiraderinin yaşadığı İzmir’e sığınmıştır.

1957’de günümüzden 63 yıl önce yayımlanan bu romanın İzmir depreminde yıkılan Bayraklı’daki Rıza Bey Apartmanı’yla aynı adı taşıması, elbette rastlantıdan başka bir şey değil.

İzmir’e gelen Mustafa Dayı ile karısı ve çocuklarına liman olan İzmir’deki Rızabey Aile-Evi, uğur getirir. Açtıkları Doğruluk Bakkalı’yla yaşamlarını zor da olsa sürdürürler.

Ama ya şimdilerde 8 katlı Rıza Bey Apartmanı’nın 29 dairesinde yaşanan acı gerçekler...

30.10.2020

Bu gerçekler, 30.10.2020 günü belleğimize mıh gibi çakıldı. İzmir depremi hepimizi sarstı. Sarsılsak da Türkiye’ye yeniden büyük bir dayanışma duygusunu yaşattı. Bunda İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi olağanüstü çaba ve başarı sergiledi.

Yıkılan apartmanlardan çok canlar kurtarıldı. Ayrıca bebek yaştaki Buse’nin, İnci’nin, İnci’nin köpeğinin, Gülay’ın, Elif’in, Ayda’nın kurtarılması için herkes seferber oldu, herkes soluğunu tuttu. Bebekler 10 saat, 13 saat, 15 saat, 17 saat, 65 saat, 91 saat sonra enkaz altından kurtarıldılar. Kurtarılanlar yalnızca onlar değildi sanki, onlar rahat bir soluk alana kadar yakınlarının da canı gitti, geldi. Türkiye’nin canı gitti, geldi. Türkiye, 91 saat sonra kurtarılan Ayda bebeğe ağladı!

“İzmir’in dağlarında çiçekler açar” diye zihninden geçirenler, şimdi benim gibi enkaz altında kalanların kurtarılması için yardım çığlıkları atanların sesleriyle paramparçalar. Yılların körlüğü, yılların vurdumduymazlığı, gereken önlemleri almama, kaç cana, kaç yaralıya, kaç binanın yıkılmasına yol açtı!

Oysa yakın geçmişte “’99 depremi” gibi çok acı bir deneyden geçilmiş, binlerce insanını bu depremde yitirmiş bir ülkenin yöneticilerinin bundan ders alması gerekmez miydi? Geçen süre içinde değil ders almak, “imar affı” üstüne “imar affı” çıkarıldı. Daha katı kurallar konulacak yerde affedildi. Rant seçildi, para alıp affedildi. Ama yöneticiler affetse de bilim, doğa affetmedi.

‘Tut Elimden İzmir’

17 Ağustos 1999 depremi, Bülent Ecevit’in son başbakanlığı dönemine rastlar. (Bugün 5 Kasım, Sayın Ecevit’in aramızdan ayrılışının 14. yıldönümü. Sevgi, saygı, özlemle anıyorum.)

Ecevit, deprem yaralarını hızla sarmak için Deprem Vergisi Yasası çıkardı. Yaralar sarılacakken 2002’deki erken seçimle de iktidar değişti. Vergiyi de şimdiki iktidar 2004’ten başlayarak sürekli hale getirdi. Ama vergiler deprem için harcandı mı?

Başa dönersek Rızabey Aile-Evi yanı sıra İzmir üstüne birçok yapıtı, aralarında Yunus Nadi Roman Ödülü gibi birçok saygın ödülü olan, TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nın 2009 yılı Onur Konuğu Tarık Dursun K. için Enver Ercan Tut Elimden İzmir kitabını TÜYAP adına hazırlamıştı. Tarık Abi’nin Kokulu Kentler’den (Literatür Yayınları, 2001) biri saydığı İzmir’in, kısa sürede kendine geleceğine inanıyorum. Çünkü Türkiye’nin kalbi İzmir’de atıyor!

Ölenlere rahmet ve yakınlarına sabır, ölümlere yol açanların cezalandırılmasını, yaralıların tez elden sağlığına kavuşmasını diliyorum.

İzmir, çok güzel yaşanacak çağdaş bir kenttir, sanatın her dalına konu olmuştur, olacaktır. Hiçbir deprem onu yaşanacak kent olmasından alıkoyamaz! Hele de Tunç Soyer gibi çalışkan, vizyon sahibi bir büyükşehir belediye başkanı varsa...

Geçmiş olsun İzmir, geçmiş olsun Türkiye!


Yazarın Son Yazıları

En uzun yıl biterken 31 Aralık 2020
Tevfik Fikret olmasaydı... 24 Aralık 2020
Başöğretmen Atatürk 19 Kasım 2020
Orhan Veli... 12 Kasım 2020