Jale Özgentürk

Doktordan hemşireye özel hastanelerde çalışan 300 bin sağlıkçının işi tehlikede, Özel hastaneleri devlet işletsin

03 Nisan 2020 Cuma

Dünyanın 170 ülkesinden 750 bin hastaya hizmet veren özel hastaneler virüs salgınıyla cirosunun yüzde 80’ini kaybetti. Pandemi hastanesine dönüştürülen kuruluşların sahipleri, maliyetleri karşılayamadıkları için salgın süresince hastanelerini devletin işletmesini istiyor.

Türkiye 2010’lu yılların başında AKP’nin Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla tanıştı. Bu kapsamda epey yatırım yapıldı ama sağlık alanı da insanı öncelemeyen bir yaklaşımla neredeyse özel sektöre emanet edildi.

Bu süreçte devlet, devlet hastanelerini kendi kaderine terk etti. Askeri hastaneleri genel sağlık sisteminin içine aldı ve devlet hastaneleriyle benzer bir kaderi paylaştırdı.

İstanbul Çapa Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi gibi simge üniversite hastanelerine yatırım yapmadı. Çıkardığı yasa ve yönetmeliklerle burada çalışan özverili akademisyenlerin özel sektöre gitmesi için ellerinden geleni yaptı. Bu arada peş peşe özel hastane yatırımları yapıldı.

Bu hastanelere doğrudan ve dolaylı teşvikler verildi. Özel hastane sayısı 577’ye ulaştı. Lüks otelleri aratmayan özel hastane zincirlerinden birinin patronu da Sağlık Bakanı yapıldı.

Ve geldik koronavirüs günlerine…

Salgın nedeniyle en fazla etkilenen alanlardan biri özel hastaneler... Çünkü bir süredir hastanelerin geliri yerli değil yabancı hastadan geliyordu.

Hükümetin de desteklediği sağlık turizmi ile 170 ülkeden kimi saç ektirmeye, kimi karaciğer ameliyatı olmaya 750 bin hasta geliyor ve 2.5 milyar dolar gelir bırakıyordu. Bu hastalar dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını nedeniyle artık yok. Çünkü sınırlar kapalı, uçuşlar durdu. SGK’nin çok küçük bir bölümünü karşıladığı için özel hastanelere giden yerli hasta sayısı ise yok denecek kadar az.

Özel hastanelerin cirosu bu yüzden yüzde 80 düştü. Ancak salgın sırasında Türkiye’nin dünya ülkelerinden farklılaştığı iddia edilen yoğun bakım yataklarının yüzde 40’ı özel hastanelerde.

Dolayısı ile bu hastaneler küçülmeyi planlarken pandemi hastanesine çevrildiler. Hastalarını ve gelirlerini kaybeden özel hastaneler şimdi zor durumda olduklarını açıkça duyuruyorlar.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya da bu durumu anlatıyorlar. Onların zorda olması ise 300 bin sağlık çalışanını yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle de özel hastane sahiplerinin şu talebi çok önemli: “Özel hastaneler 2 ay süresince devlet tarafından işletilsin. Aksi takdirde 300 bini bulan çalışanlarımızın iki ay sonra ne maaşını ödeyebileceğiz ne de hizmet verecek malzeme alabileceğiz.” 600’ün üzerinde sağlık personelinin tedavi gördüğü, 4 önemli profesörün hayatını kaybettiği butgünlerde sağlık çalışanları için bu sese kulak vermek şart!

Maaş ödeyemez duruma geliriz

Özel hastanelerin sorunlarını dile getiren ve ilginç çağrıyı yapan Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği Başkanı Op. Dr. Reşat Bahat’la konuştum. Durumun ciddi olduğunu söyleyen Bahat, “Hastaların yüzde 90’ını, ciromuzun da 80’ini kaybettik” diyor. Pandemi hastanesi olmalarının doğru olduğunu ancak büyük bir maliyet ve finansman kriziyle karşı karşıya olduklarını ekleyen Bahat şunları söylüyor:

- Salgın yüzünden malzemeler de pahalandı 1’e aldığımız malzemeleri 5’e almaya başladık, elimizdeki bütün stoklar da bitti.

- Bir pandemi hastası izolasyon odasına alındığında SGK bize günlük 42 TL ödüyor. Hastanın yanında giydiğimiz tulumu biz 65 liraya alıyoruz.

- Doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız fedakârca çalışıyor ama biz iki ay içinde maaş ödeyemez duruma geleceğiz. Giderlerimizi, elektriğimizi, malzememizi kendimiz karşılıyoruz. Destek paketinde biz de olmalıydık.

- Virüs süresince hastanelerimizi devlete verelim. Personel ve hasta maliyetlerini, elektrik doğalgaz gibi giderleri ödesinler istiyoruz. İstedikleri kadar kullansınlar. Bizim bu zararları kaldırmamıza artık imkân yok.

Lüks markaların yağma korkusu

Dünyayı aralık ayından beri kasıp kavuran virüs salgınının yeni merkez üssü Amerika Birleşik Devletleri. New York ise salgının tam merkezinde. Kentin elit semti Manhattan’da geçen hafta lüks markalara ilişkin bir haber yayımlandı basında.

Habere göre dünyanın en ünlü markaları yağma korkusu yaşıyor ve buna karşı kimi vitrinlerini boşaltırken kimi de tahta plaka ve kalaslarla önlem alıyor. Bu korku Nişantaşı’na da ulaştı.

Dünyanın en ünlü markalarının bulunduğu semtte ünlü saat markalarının satıldığı mağaza tahta levhalarla kapatıldı. Öğrendiğime göre bu talep markanın merkez ofisinden gelmiş. Perakende ile ilgili son açıklamalarını konuşmak için aradığım Birleşmiş Markalar Derneği Sinan Öncel’e “Türkiye’de yağma olur mu? Böyle bir şey bekleniyor mu” diye sordum. “Olmaz. Markalar da böyle bir şey beklemiyor. Türkiye’yi tanımıyorlar herhalde” yanıtını verdi.

Geleceği öngöremiyoruz

Sinan Öncel, mart itibarıyla hiçbir mağaza için kira ödenemediğini söylüyor. AVM yatırımcılarıyla da sorun olmadığını sorunun “Cadde” mağazalarında olduğunu söylüyor. Tek tek konuşmak zorunda kaldıkları dükkân sahiplerinin de anlayışlı olmaları gerektiğine dikkat çekiyor.

Öncel “Aslında devlet mücbir sebep ilan ederek bizleri rahatlatmalıydı” diyor. Öncel’in geleceğe ilişkin yorumu ise şöyle: “Bu salgının ne zaman biteceği bilinmiyor. Artık geleceği öngöremiyoruz. Salgın sonrası başka bir dünya olacak.”


Yazarın Son Yazıları

Eylül korkusu 31 Temmuz 2020
Fındık oyunu 24 Temmuz 2020
Paylaşım ekonomisi 17 Temmuz 2020
Markalar sarsılıyor 10 Temmuz 2020
Sesleri duyulmadı 3 Temmuz 2020
5G’yi Çin’den almayın 26 Haziran 2020
Temel gelir kampanyası 19 Haziran 2020
Rusya’dan turist zor 5 Haziran 2020
Korumacılık kaygısı 22 Mayıs 2020
Dayanışma çağı 1 Mayıs 2020
Ya sokak ya maaş 24 Nisan 2020