Suriye - İdlib: Atatürk’ü aşma ve ‘Yeni Türkiye’ ile ilişkisi

16 Şubat 2020 Pazar

Cumhurbaşkanı, Suriye politikasının çerçevesini tek başına çiziyor, siyasi ve adeta askeri olarak da sevk ve idare ediyor, bir Başkomutan. Şüphesiz “meşveret” ediyordur, yani danışıyordur da. Fakat danışmanları Cumhurbaşkanı’nın politikasını “güçlendirici fikir” ile ileri sürüyorlardır. İzlenim o. Mesela “Başkanım bu yanlış olur...” diyen var mıdır?

İdlib - Suriye tamamen bir iç politika meselesidir Cumhurbaşkanı için.

Yani, içteki iktidarını sürdürmenin temel aracına dönüştürmüştür Suriye konusunu veya savaşını.

Bu politikanın mihverini Atatürk’ünYurtta barış dünyada barış” politikasını reddetmek oluşturuyor. Erdoğan bu politikayı pasif bulduğunu söyledi ve bu politikayı biraz yumuşatalım: Barışın önüne savaş arabası koşulmuştur.

Atatürk’ü aşmak!

Peki, neden? Şimdi siz “konsept”i, ürettikleri yeni “tarihsel tasarımı” anlatacağım. Bir köşe yazısı çerçevesine sığdırmak zor, ama Cumhurbaşkanı’nı ve politikalarını anlattığım onlarca yazımda bu fikrin çerçevesini çok yazdım. Bunu bir kitaba dönüştürürüm belki..

Bir cümleyle anlat derseniz: Atatürk’ü aşmak, onu tarihsel olarak tamamen gereksiz bir figür olarak bırakmak!

Bunu nasıl yapabilirler diye hayretle yüzüme bakmayın. Şüphesiz içerik olarak, büyük fikir olarak, dünyanın gelmiş geçmiş büyük bir kumandanı ve düşün adamı olarak yapmaları mümkün değil. Çünkü onun arkasında başarılmış büyük bir eser var; ülke, devlet ve yaratılmış bir millet var! Tamamlanmış büyük bir tarihsel gerçeklik var!

Peki, bunu nasıl yapacaklar?

Reddiye-yalan üzerine kurulu hayal

Cumhurbaşkanı (ve destekçileri) Atatürk Cumhuriyeti’ni beğeniyorlar mı? Hayır. Üstelik tepeden tırnağa hayır!

Tarihe yamukluk yaparak, Atatürk ve arkadaşlarının Lozan Antlaşması’yla adalar-toprak kaybettiğini uydurmuyorlar mı? Evet.

Dahası, savaştan kaçınıp Musul’u İngilizlere bıraktıklarını da söylüyorlar mı? Evet. “Lozan’da ülkeyi sattılar” diyecekler neredeyse, ama Irak’ı, Suriye’yi yani Osmanlı topraklarını Lozan’da bıraktılar da diyorlar. Boğazları düzenleyen Montrö Antlaşması’nı da bu çerçevede kabul etmiyorlar.

Cumhurbaşkanı: “Boğazlarda, Montrö’de bize tanınan bir hak yok, istedikleri gibi gelip geçiyorlar. Düşünün, sizin Boğazınızı kullanıyorlar ama hiçbir şey elde edemiyorsunuz.

Yani Atatürk Cumhuriyeti’ni neredeyse yok sayan bir zihniyet. (Atatürk devrimlerini falan bir kenara bırakıyorum) Cumhuriyeti bir “reklam arası” ilan ettiler! Kendi iktidarlarını Osmanlı’yla bütünleştirerek.

Suriye - İdlib (dahası Irak!) meselesine büyük fotoğraftan bakın!

‘Yeni Türkiye’ konsepti

Tüm yukarıda saydıklarım, ürettikleri “Yeni Türkiye” kavramının altyapısı. Bu esas 2023’te “gerçekleşecek” veya “bayrağı dikilecek”. Arada sırada başlattıkları İstiklal Marşı’nı (arkasından bayrak da gelir) değiştirme tartışmaları da bu konseptin parçasıdır. Mehmet Akif Ersoy’a saldırı da!

Eğitimi ve toplumu biraz daha dindarlaştırılmış bir izafi Türkiye görüntüsü, ile “Yeni Türkiye” yaratmak mümkün değil. Çünkü bunlar yeniden yerli yerine oturtulur. Her ne kadar Atatürk’ün izlerini silmenin bir parçası olsa da, Atatürk’ün çiftliğine 1001 odalı saray kondurmakla da “Yeni Türkiye” olmaz.

Atatürk’ü ve Cumhuriyeti aşmak için “başkanlık sistemi”ne geçmekle de. Çünkü bu sistem de referandumla tersine çevrilebilir.

Mesele toprak katmak

Peki, Atatürk’ü ve kurduğu Cumhuriyeti neyle ve nasıl aşacaklar da “Yeni Türkiye” yerli yerine oturacak?

Türkiye’yi genişleterek, yani “toprak” kazanarak.

Suriye politikasının 2011’den itibaren kazandığı öz budur.

Bu politikanın teorisini Davutoğlu kurdu. Meşru dayanağı, oraların Osmanlı bakiyesi olduğu, dolayısıyla, kendileri Yeni Osmanlı olarak bu bakiyeye sahip çıkmalarının normal, tarihi ve doğal olduğu görüşüdür. Balkanlar’a da bu gözle baktılar, özellikle Bulgaristan’da o tarihlerde “Türklerin Partisi” üzerine yaptıkları müdahaleleri anımsayın. Şimdi, Libya ile kurdukları ilişkiyi de, deniz bölgeleri anlaşmasının ötesinde, bu kavrama iliştiriyorlar.

Suriye - İdlib, “Yeni Türkiye”nin esas vücut bulacağı bir iktidar düşüdür.

Yarın bu açıdan İdlib konusu ve oradaki “direnişçiler”..


Yazarın Son Yazıları