Olaylar Ve Görüşler

Yasalar Etkin Uygulanmalı - Av. Filiz SARAÇ

27 Kasım 2020 Cuma

25 Kasım günü Birleşmiş Milletler tarafından 1999 yılında Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiştir.

Kadına şiddetin önlenmesinde, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi), 6284 sayılı, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve Yönetmeliği’nin ve diğer ilgili mevzuatın etkin uygulanması önem taşımaktadır.

Türkiye, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni (kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi) imzalamıştır. Sözleşme 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiş, ülkemiz sözleşmeyi ilk imzalayan ve onaylayan devlet olmuştur.

BAKIŞ AÇISI SORGULANMALI

Bugünlerde tekrar gündeme getirilmeye çalışılan arabuluculuk ve uzlaştırma aile hukukunu ilgilendiren konulara uygulanmamalıdır. Böyle bir uygulamanın aile içi şiddetin görünürlüğünü engelleyeceği açıktır. İstanbul Sözleşmesi’nin” Taraflar bu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet olayıyla ilgili olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere, zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçlerini yasaklamak üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır” şeklindeki açık hükmüne aykırıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin  de (AİHM) ülkemizde yaşanan kadın cinayetine ilişkin verdiği 9 Haziran 2009 tarihli Opuz X Türkiye kararı Opuz davalar grubu olarak bilinen bir dizi karara da temel oluşturmuştur.

Kararda aile içi şiddetin ceza kovuşturulmasında bazı faktörlerin varlığı halinde yaşam hakkını korumakla ilgili tedbirleri de almak yönünde devletin pozitif yükümlülüğü olduğu, şiddetin önlenmesinde etkin olunması gerektiği, başka bir deyişle şiddet mağdurunu devletin koruyamayacağından artık söz edilemeyeceği belirtilerek hak ihlali kararı verilmiştir.

Kadın cinayetlerinin, şiddetin sorumlusu hayatını kaybedenler, diğer şiddet mağdurları ya da onların hukuki bilgisizlikleri değildir. Avukat Müzeyyen Boylu cinayetinde olduğu gibi; şiddet konusunda bilinçli bir avukatın yaptığı tüm başvurulara rağmen, etkin koruma sağlanmamıştır. Etkin koruma sağlanmamasında sorumluluk kurum ve kuruluşlarındır. Olayda görüldüğü gibi, şiddetin saldırganı da mağduru da her tür eğitim seviyesinde kimseler olabilmektedir. Ceren Damar, Şule Çet, Emine Bulut ve daha birçok kadın cinayeti dosyasındaki sanık savunmalarına bakıldığında da şiddetin önlenmesinde, toplumsal kültürdeki kadına bakış açısındaki eşitsizliğin de sorgulanması gerektiği anlaşılmaktadır.

İNSAN HAKLARI İHLALİ

Kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucudur. Önlenmesinde;

1.    Devlet anayasanın Kanun önde eşitlik” başlıklı 10. maddesi Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz” şeklindeki açık hükme uygun tedbirler almalıdır.

2.    Toplumsal kültürdeki kadına bakış açısındaki eşitsizliğin giderilmesi için çalışılmalıdır. Dini ve kültürel söylemler kadının bağımsız birey olduğunu kabul eden nitelikte olmalıdır.

3.    Ayrılmayı hazmedemeyen, kadından itaat bekleyen, ayrılmayı kadına hak görmeyen anlayışla mücadele etmekte eğitimin rolü açıktır. Eğitim müfredatları kadın erkek eşitliğini içermeli, ayrımcılığı pekiştirmemelidir.

4.    Barolar Avukatlık Yasası’na göre insan haklarını savunmakla görevli olup, kadın cinayeti davalarında müdahil olabilmeleri bir yasa maddesi ile sağlanması gerekir.

5.    Erken yaşta evliliği, çok çocuk yapmayı teşvik eden kadını eve bağımlı hale getirecek politikalar aslında şiddetin artışında da etken olmaktadır.

6.    Şiddet mağdurları için şiddetle karşılaştıklarında hemen ulaşabilecekleri ve etkili yardım alacaklarına güvendikleri kurumsal müracaatın olduğu bir sistemin varlığı, varolanların sayısının ve etkinliğinin artırılmasına ihtiyaç vardır.

7.    Ekonomik özgürlüğü olmayan evli kadın, boşanma aşamasında zor şartlara mahkûm olmakta; şiddet gördüğü bir evliliği ekonomik kaygılar bitirememesine neden olabilmektedir. Bu nedenle kadının çalışma hayatına katılması şiddetin önlenmesi için önemli bir faktördür.

8.    İnsan hakları temelinde bina edilen bir yaklaşımda ailenin korunması ve kadının hakları konusunun eşit derecede önemli ve birbirini tamamlayan konular olarak görülmesi, aile içinde kadını etkileyen şiddetin yaygınlığı ile ilgili olarak ve ev içi şiddetin hangi bahane ve mazeret altında olursa olsun kabul edilemez olduğu ilkesinin benimsenmesinin teşvik edilerek desteklenmesi bakımından politikacılar, devlet görevlileri ve toplum bilinçlendirilmelidir. (GREVIO raporu 38)

9.    Son zamanlar bazı çevrelerce dile getirilen İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasından sözedilemez. Aksine bıkmadan ve yılmadan bu sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi için talepkâr olunmalıdır.

10.  Her türlü şiddet olayıyla ilgili olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere, zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçlerini yasaklamanın uluslararası yükümlülük olduğu bilinmelidir.

11.  Şiddete ilişkin konularda sağlıklı ve detaylı istatistiklerin Bakanlık ve Kurumlarca ortaya konulması gerekmektedir.

Şiddet, insan hakları ihlalidir. Önlemek başta Kurumlar olmak üzere hepimizin görevidir.

AV. FILIZ SARAÇ
TBB YÖNETIM KURULU ÜYESİ
(TBB KADIN HUKUKU KOMİSYONU KOORDINATÖRÜ)



Yazarın Son Yazıları