Olaylar Ve Görüşler

Doğa, şehir, Covid-19 ve İzmir - Prof. Dr. Adnan KAPLAN

14 Nisan 2021 Çarşamba

Yakın zamanda kaybettiğimiz, değerli dostum Hidayet Karakurt’un (Dr., Orman Mühendisi) anısına...

Yaşamın sosyoekolojik sorunların (deprem, su/deniz etkileri, hava/toprak/su kirliliği, kuraklık, salgınlar, kentleşme, ulaşım, altyapı, gıda, tarım, sosyoekonomik durum...) sarmalında olması, insanoğlunun ve kentlerin en önemli gündemidir. Yeryüzü ölçeğinde yaşanan sorunlar, sosyal yaşamı ve üretim ilişkilerini doğanın diline dayalı olarak yeniden, derinlikli düşünmeyi gerektirmektedir. İçinde bulunduğumuz dönemde yeryüzü, kent peyzajlarında (yaşam ortamlarında) yaşamdaki belirsizliklere ve Covid-19 öncesi/sonrası (öngörülen) yaşamın birbirleriyle mücadelesine tanıklık etmektedir. Sorunların kaynağı, insanoğlunun “bir parçası olduğu ve birlikte yaşamayı öğrenmesi gereken” doğa ile kurduğu sorunlu ilişkilere ve doğanın verdiği tepkilere dayanmaktadır. Doğa kendisinden alınanı deprem, tsunami (deprem dalgası), sel gibi doğal afetlerle geri almaktadır. Yaşananlar karşısında, BM Genel Sekreteri António Guterres, “Gezegenin Durumu” başlıklı konuşmasında (2.12.2020), 21. yüzyılda görevimizi “doğa ile savaşımızı sonlandırarak uzlaşma ve küresel ölçekte iklim değişikliği etkileri ile mücadele” olarak tanımlamıştır.

Sanayi toplumunun düşünce yapısı, yaşadığımız belirsizlik dönemini kavramada ve çok boyutlu sorunlarıyla mücadele etmede yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle, doğayı anlamaya çalışan, bunun göstergesi olarak olguları içinde bulundukları bağlamda ele alan fenomenolojik bakış günümüz koşullarının gereğidir. Marcia Bjornerud “Yeryüzünün Zamanı” adlı kitabında, çevre krizini, dünyayla ilişkimizde geniş kapsamlı bir zaman bilincine sahip olmamamıza ve “şimdi odaklı” bakış açısına saplanıp kalmamıza bağlamaktadır.

Doğanın diline dayanan planlama ve “ekosistem” merkezli kent yaklaşımı; Covid-19 öncesi yaşamın yeryüzünü doğrudan tahrip/tehdit etmesi karşısında, kendini “sosyoekolojik sorunlarla mücadele ortamı” olarak konumlandırmaktadır. Doğa temelli düşünme, sorunlar karşısında toplumu ve kentleri (önceden) hazırlamayı, uzun erimli ulusal ve yerel politikalarla desteklemeyi gerektirmektedir. Doğanın dilini ve işleyişini örnekleyen “resilient” (dayanıklı/dirençli, esnek, uyumlu ve kendi kendini iyileştirme kapasitesine sahip) toplum ve kent hedeflenmektedir. 

ZAMANI GELDİ

Düşünce dünyamızda, yaşananları (deprem, Covid-19, kuraklık, işsizlik, sosyal eşitsizlik, doğal varlıkların tahribi...) birbirinden bağımsız veya tekil ele almamıza karşın, yeni şehircilik yaklaşımın gerektirdiği çoklu düşünce mantığı, kentsel dönüşüm olarak tanımlanan uygulamaların ötesine geçerek kentin bugününü ve geleceğini yaratıcı şekilde kurgulamayı öngörmektedir. Konu, yeryüzü ve bölge odaklı üst bakışla, kentsel büyümeden veya saçaklanmadan sosyoekolojik tabanlı yaşam ortamları kurgulamaya kaymaktadır. Sorunlarla mücadele, kentlerde nüfus yoğunluğunu azaltma yolunda kırsala göçü teşvik etmekten bölge veya havza ölçeğinde kent-kır ilişkisi (sosyoekolojik, ekonomik, politik) kurmaya ve yaya dostu kentsel tasarım stratejilerine kadar uzanmaktadır. Bu çerçevede, radikal/ütopik olarak görülen doğa temelli şehirciliği politik ve toplumsal gündeme taşımanın zamanı gelmiştir. Bu yaklaşım, doğal ve kültürel varlıkların tahribinin, mevcut üretim ilişkilerinin, arazi rantına dayalı politikaların, mevcut (imar) planlama ve kentsel dönüşüm pratiklerinin yerine, sosyoekolojik sorunların tetiklediği doğa temelli şehirciliği kurucu unsur haline getirmekte, kentlerin ve yaşamın yeniden düşünülmesini gerektirmektedir. Anne Whiston Spirn “The Granite Garden: Urban Nature and Human Design” (1984) kitabında, canlı organizma olarak tanımladığı kentlerde, potansiyeller yanında doğal afetler karşısında stratejiler ve tasarım çözümleri geliştirmektedir. 

GELECEĞİ KURGULAMALI

Doğa ve aracı konumundaki ekolojik yaklaşıma ve kültürel birikime (ferasete) dayanan şehircilik eylemi, sosyoekolojik sorunlarla mücadele yanında kentlerin estetiğini, kültürünü, tasarımını ve sosyal yaşamı yeniden biçimlendirmektedir. Şehirciliğin ekolojik tabanlı olması, doğanın dili üzerinden planlama pratiğine ve kente, içinde bulunduğu bölge peyzajı bağlamında bakmayı gerektirmektedir.

Konu İzmir özelinde ele alındığında Covid-19, diğer sosyoekolojik sorunlarla beraber, sosyoekonomik sorunların derinleşmesini ve yaşam kalitesinin düşmesini getirdi. Bu sorunlarla mücadele yanında tarihi birikimi ve potansiyelleri üzerinden kentin bugününe ve geleceğine odaklanıldı, “resilient kent ve toplum” hedeflendi. Yapılan çalışmalar (deprem master planı, havza bazlı yerelde kalkınma strateji planları, İzmirdeniz projesi, yeşil altyapı stratejisi planı ve pratikleri…) üzerinden geliştirilecek doğa temelli şehircilik yaklaşımı, kentin bugününü ve geleceğini kurgulama kapasitesindedir.

PROF. DR. ADNAN KAPLAN

EGE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

PEYZAJ MİMARI



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları