Olaylar Ve Görüşler

Can Pulak ve Basın Özgürlüğü - Ali Ekber ATAŞ

14 Ocak 2021 Perşembe

Sanatın, bilimin ve aydınlanma felsefesinin penceresi “Olaylar ve Görüşler”’de üç gün önce, “iktidara bağımlılık” çağrısı “İktidar-basın ilişkileri” başlıklı bir yazı yayımlandı.

Kitabı yayımlanmış gazetenin bir yazarı olarak “maksatlı” bu yazıya cevap görev oldu. Yazıdan: “Allah rahmet eylesin, en korkulan Sıkıyönetim Komutan Cemal Tural’dı, o bile çok kızdığı gazetecileri iki gün merkez komutanlığında tuttuktan sonra salıverirdi.”

OLAĞANÜSTÜYÜ OLAĞANLAŞTIRMAK

Bu sözler, DP iktidar uygulamalarını normalleştirmekle kalmıyor, günümüzdekilerini de olağanlaştırıyor. Gazetecilere öğüt mü yoksa, gözdağı mı? Kaş yapalım derken göz çıkarmak buna deniyor sanırım.

Pulak’ın, “Demokrat Parti döneminde gazeteciler hapse girmedi mi?” sorusunun yanıtı DP’nin gazetecilere yönelik uygulamalarında:

14 Temmuz 1950’de, bir genel af yasasıyla işlenmiş bütün suçları bağışladılar. 1950-1954 dönemi Meclis'inde, “Siz isterseniz hilafeti getirirsiniz”, diyen Menderes’ti.

İktidarının ilk yılında (1951), “1951 Tevkifatı”yla, 184 komünist tutaklandı. İki yıl Harbiye damlarında işkencelerden geçti. 167 kişiye, 7 ile 10 yıllık cezalarla, üçte birlik bölümünü de sürgünlerde işsizliğe, açlığa, ölüme terkttirdi. 141-142. Maddelerden, 141. Maddeye, 7. Fıkra’yı ekleyip, Anayasa delindi, ilk “pişmanlık yasasını” çıkarttılar. “Resmi ilanlar kararnamesi” ile besleme basın yarattılar. Temmuz 1953’te Ceza Kanunu’nda hükümete ve bakanlarına, basın yoluyla “hakaret“i suç sayan yasa çıkarttılar.

Muhalif gazeteleri kapatmak, gazeteciyi hapisle tehdit ettiler. 54 seçimleri öncesi “Basın Kanunu”nu yeniden düzenleyip, kendilerini korumaya aldılar. Muhalif kesimler ve partilerin, “Savunma hakkılarını” ellerinden aldılar. Seçim sonrası çıkardıkları yasayla “Kamu görevlileri bağlı bulundukları teşkilat emrine verilerek”, görevden alınmalarını kolaylaştırdılar. “Altı ay içinde yeni bir göreve atanmazlarsa, resen (kendiliğinden) emekli edilmiş” sayan yasa çıkarıldı.

AĞIR BEDEL ÖDENDİ

İktidara karşı tüm kamu görevlileri, basın emekçilerini, kanun kapsamında “tasviye” ettiler. Yasanın ilk uygulandığı yer üniversitelerdi. İlk kurbanları da; “Prof. Dr. Bülent Nuri Esen (1911-1975), Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta (1902-1970) ve Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu (1903-1983)” oldu.

“İktidarla basın arasındaki öteden beri gelen sürekli kavgada, iki tarafında kusurlarını kabul etmeliyiz.” diyor Pulak. Herkes sizin gibi iktidar kanatları altında mesleklerini yapmadı. Bombalarla bedenleri parçalandı gazetecilerin. Gözaltında öldürülenler. Şimdi durup dururken, 19 yıllık iktidarın, “kavga ve ötekileştirme” dilinin suç ortağı yapıyorsunuz basın emekçilerini. Herkese demokrasi dersi verip, iktidara bu “bağımlılık çağrısı” niye Can Pulak, durup dururken?

Örneğin gazeteciler, yazdığını ispat edecek araştırma ve belgelere dayanmalılar ve ‘gazeteci kaynağını açıklamak zorunda değildir’” gibi bir savunma kalkanının arkasına sığınmamalılar.” diyorsunuz. Tamam. Küçük bir soru: Yıllarca iktidarın korumasında değil miydiniz? Bu satırları yazarken, işini yapamayan meslektaşlarınızı yerine düşündünüz mü? Şimdi kalkmış gazeteci mesleğinin “evrensel ilkesi” üzerinden meslektaşlarınızı suçluyorsunuz.

BU DİLİN İKTİDARIN ESERİ

Yazıdan bir başka bölüm: “Burada üzerinde durmamız gereken nokta, siyasetin asla kabul edilemeyecek kavgacı ve kirli dilinin, aynı şekilde basına da bulaşmasıdır. Sadece iktidar basınına değil, muhalefet basınına da. Türkiye bu dili mutlaka düzeltmek zorunda.”

İktidara veryansın eder görünürken, muhalif basın ve basın emekçilerine de abasının altındaki sopadan söz ediyor. Dahası, 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana, iktidarının kavgacı bu dilinin sebebinin de muhalif basın olduğunu gösteriyor! O tarihten bu yana şiddet dilini kullanan ve olağanlaştıranın iktidarın ta kendisi.

 “İyi siyasetçi yetişmiyor okullarımızdan…” diye dert yanıyorsunuz. Günaydın Sayın Can Pulak. Bizler 1980’lerden bu yana söyledik durduk. “Tıpkı iyi gazetecinin de yetişmediği gibi…” sözlerinizde de, çok haklısınız. Ne ki, FETÖ’nün karanlık bugünleri için, dün Kemalizm’in kuramcı beyinlerini, “iyi gazetecileri” teker teker ortadan kaldırıldılar.

NEREDEN ÇIKTI?

Sonuç: 60 yıllık duayen (!) gazetecinin bulduğu formül, evlere şenlik. “Türkiye ne yapıp edip, tıpkı adalet reformu gibi, tıpkı siyasi reform gibi basın reformunun da çalışmalarını da bir an önce başlatmalı…”

19 yılda, 98 yıllık Cumhuriyetin kurduğu her şeyi yerle bir eden bir iktidarın “Anayasa, adalet ve siyasi reformları”nın bir sonucudur bugün yaşananlar.  “Yetmez ama evet” yetmedi de, “basın reformunu” ortaya atmanızın amacı ne?

ALİ EKBER ATAŞ
ŞAİR/YAZAR


Yazarın Son Yazıları