MİT’olojik bir  gazetecilik davası!

24 Haziran 2020 Çarşamba

Üç ayı aşkın süredir tutuklu bulunan gazeteciler Barış Pehlivan, Barış Terkoğu, Hülya Kılınç, Murat Ağırel, Ferhat Çelik ve Aydın Keser bugün hâkim karşısına çıkacak.

Yöneltilen suçlama MİT mensuplarının kimliğini ifşa etmek.

Nasıl etmişler?

Önce Cumhurbaşkanı, Libya’da “birkaç tane” şehit olduğunu söylemiş, kamuoyu böyle bir olaydan haberdar olmuş. Sonra cenaze töreni düzenlenmiş, “teşkilat” kendi imzası ile buraya çelenk göndermiş. Devamında şehidimizin arkadaşları sosyal medyada paylaşım yapmış. Konu Meclis’te konuşulmuş. İşte bu aşamadan sonra gazeteciler bunu haberleştirmiş.

Bütün “suç” bu!

Mart ayı başında art arda tutuklanan gazetecilerin çalıştıkları kurumlara bakıldığında ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:

Barış Pehlivan, OdaTV Genel Yayın Yönetmeni...

Barış Terkoğlu, OdaTV Haber Müdürü ve Cumhuriyet gazetesi yazarı...

Hülya Kılınç, OdaTV Manisa muhabirliğinin yanında aktif bir yerel gazeteci, Manisa Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesi...

Murat Ağırel, Yeniçağ yazarı...

Ferhat Çelik ve Aydın Keser Yeni Yaşam gazetesi yöneticileri...

Davaya dahil edilen, Almanya’da yaşayan Erk Acarer BirGün gazetesi yazarı...

Böylece davayı fiilen beş yayın organına birden açmış oluyorlar!

Bir dava ile beş yayın organına gözdağı!

***

Yukarıda aktardıklarımızdan sonra davanın içeriğini ciddiye alıp “acaba ne tür deliller var” diye sormak bizi gülünç hale getirir. Ancak kovuşturmanın seyri ile ilgili birkaç durumu paylaşalım.

İlk gözaltına alınan Barış Terkoğlu oldu. Terkoğlu’nun söz konusu haberle hiç ilgilenmediği, haberi yayına Pehlivan’ın soktuğu ortaya çıktı. Bu arada Terkoğlu apar topar tutuklanmıştı. Durum anlaşılınca Pehlivan’ı gözaltına aldılar. Ardından tutukladılar. 

Bu durumda Terkoğlu’nun serbest bırakılması gerekirdi. Adeta, “hazır tutuklamışken kalsın” dediler, bırakmadılar. 

İddianame hazırlanmadan verilen tutuklama kararlarında ana gerekçe şu olur:

“Delilleri karartabilir... Delillerin tümü henüz toplanmadı...”

Burada yöneltilen suçlama anlık bir olay. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Meclis’ten medyaya, her yerde konuşulmuş bir olay, haber yapılmış! Hepsi bu.

Nitekim davanın avukatlarından Celal Ülgen’e sorduk, tutuklama sonrasında dosyaya yeni bir delilin de girmediğini söyledi.

Aynı davada yargılanacak olan gazeteciler kendi yayın organları dışındaki sanıkları tanımıyorlar. Aralarında herhangi bir bağ, telefon konuşması yok.

Buna karşın iddianamede, sanıkların organize hareket ettiği öne sürülüyor.

Şu iddianamelerle kurulan örgütler bir araya getirilse, dünyanın en örgütlü toplumunun Türkiye’de olduğu ortaya çıkar!

***

Bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde saat 10.00’da 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayacak dava, ne yazık Türkiye’de gazeteciliğin ve yargının durumunu bir kez daha ortaya koyacak.

Bu davayı kimseye anlatamazsınız...

Bu dava kurdun kuzuya “suyumu kirlettin” demesi bile değil. 

Gazetecilere gözdağı vermek uğruna hukuku bu kadar zorlamayın...

Gazetecilikten suç üretmeye başladığınız an ülkenin toplumsal atmosferini kirletmiş olursunuz. Atmosfer kirlenince bundan herkes etkilenir. 

Kirli hava seçmez, herkesi zehirler.

Geçmişteki gazeteci davalarına bakın, tümü o gün ülkeyi yönetenlerin aleyhine bir leke olarak tarihe geçmiştir!

Bugünkü davalar da öyle olacak!


Yazarın Son Yazıları

Umutlu olma suçu! 28 Temmuz 2020
Düş politika… 21 Temmuz 2020