Şeyhin sahtesi ve insanın gerçeği

09 Eylül 2020 Çarşamba

Bir şeyin sahte olması için öncelikle gerçeğinin olması gerekir.

Şeyhler sahte ya da gerçek olamazlar.

Sadece uydurma olabilirler.

Din meselesindeki neredeyse her şey gibi.

Tartışılması, konuşulması ve mümkünse acilen sonuca ulaşılması gereken asıl budur.

Mitolojik tanrıların, hikâyelerin, mucizelerin, mertebelerin vesairenin sahte ya da gerçek olduğu nasıl tartışılmıyor...

Onlar kolektif bir iradeyle söylence olarak tanımlanırken herhangi bir inanca saygısızlık yapma ölçüsü nasıl taşınmıyor...

Bir an bile “Ya Hera gerçekten Zeus ile evliyse ve son Titan Kronos da gerçekten kayınpederse” diye nasıl şüpheye düşülmüyor...

Tüm hikâye, zaman içinde geleneksel olarak yayılan, bu arada toplumun hayal gücünün etkisiyle biçim değiştiren alegorik bir anlatımdaki bir mitos çerçevesinde incelenip değerlendirilirken herhangi bir ahlaki tedirginlik nasıl duyulmuyorsa...

Bugün hâlâ geçerli olan dogmatik inanç sistemlerine de aynı objektiflikte yaklaşmak şarttır.

Bunun şart olmasının nedeni de eldeki net datalardır.

Soyunun inanç tarihi hakkında kronolojik ve kesin bilgisi olan insan, ebedi ve ezeli olanın sadece çağa ve kültüre göre değişerek ve birbirinden etkilenerek biçimlenen inanç sistemleri olduğunu...

Beyindeki inanç merkezinin sadece tanrı değil, para ya da ahlak gibi başka soyut değerler de yaratabilme marifeti taşıdığını ilkokul çağında kavrayabilecek kadar gelişmiş bir beyne ve düşünme sistemine sahip.

Sorun, aynı beynin inanç sömürüsü becerisini de geliştirmiş olması.

Çocukları yetişkinlerin zararlı eylemlerinden korumak için çıkarılan yasalar, alınan önlemler, savrulan tehditler o yüzden hiçbir işe yaramıyor.

Gazeteciler hatta akademisyenler bile sadece suçu sabit birinin üzerinden bir şeyhin sahte ya da gerçek olabileceğini tartışabilecek özgürlüğe sahipler.

Tektanrılı inançların aslen bir mitoloji zincirinin ucu açık son halkası olduğu gerçeğini yok saymayan taşa tutuluyor.

Birtakım tarikatların insanları kandırıp madden ve manen suiistimal ettiğini öne sürebiliyorlar ama politik ve ekonomik hırsları olan inanç sistemlerinin tüm insanlığı madden ve manen coğrafyaya, ırka ve zamana bakmaksızın seri bir şekilde suiistimal ettiği konusunda iddialı olmak yürek istiyor. 

O yüzden,

Arkaik din savaşlarının hâlâ sürüyor olmasından...

Ruhani liderlerin ülke liderleriyle bir olup dünyayı yönetme hevesinden...

Ve cehennemi ve cenneti, üzerinde büyük oynamalar yapmadan kendi gerçeğine bakıp da yaratan insanın vasat hikâyeciliğinden hiç kuşkulanmayan kalabalıklar, gerçek soruların peşine düşme hevesine kolayca burun kıvırıyorlar.

Bu soruların peşine düşenleri de hiç sevmiyorlar. 

Allah’la kul arasında olduğunu varsaydıkları ama asla öyle olmasına imkân verecek bir sistem kurmadıkları sahte gerçekliklerinde...

Sahte bir değerler silsilesi yaratarak yaranın iyileşmesini binlerce yıl daha geciktirmekten medet umuyorlar. 

Bugün hâlâ dinle devlet işlerinin hangi oranda birbirine karışabileceği...

Çocuklara kaç yaşında kimler tarafından din eğitimi verilebileceği..

Kadının İslamdaki yeri, saçı, giysisi, cinselliği, erki...

İnançlı insanların suç potansiyeli taşıyıp taşıyamayacağı tartışılıyorsa...

Ve yeni nesiller sahteliği net inanç tabularının tehlikelerle dolu dünyasına mütemadiyen kurban veriliyorsa...

Bunda sahte ya da gerçek sanılan o şeyhlerden önce, insanlığın bizzat sahte olan ikiyüzlü ahlakının ve ısrarla kullanmadığı aklının büyük payı var. 


Yazarın Son Yazıları

Fetih ve işgal 7 Ekim 2020
Anarko Kemalist 16 Eylül 2020