Gezi darbesi?

29 Mayıs 2020 Cuma

Bu ülkedeki ilk askeri darbeyle son paralel devlet darbesi varsayımı arasında yarım yüzyıl var.

Bu yarım yüzyıl içinde bu ülke hâlâ başına ne geldiğini anlayamadı.

Hangi darbenin hangi darbeden daha iyi olduğunu çözemedi.

Hangi darbe döneminde aslında kimlerin suçlu, kimlerin suçsuz olduğunu belirleyemedi.

Hangi darbede kimin parmağı olduğunu bulamadı.

Hangi darbenin kimi itibarsızlaştırdığına, kimi itibar sahibi yaptığına karar veremedi.

Hangi darbenin mağdurlarının heykelinin dikilmesi gerektiğinde anlaşamadı.

Hangi darbenin suçlularının yargılanması gerektiğini kavrayamadı.

Hangi darbenin neye mal olduğunu hesaplayamadı.

Hangi darbenin kimleri güçlendirdiğini göremedi.

Hangi darbenin gerçek bir darbe olduğu, hangi darbenin aslında darbe olmadığı, hatta hangi darbenin olduğu halde adının konulmadığı karmaşasının içinden çıkamadı.

Ülkenin darbeler tarihi;

Menderes, Polatkan ve Zorlu’yu idama götüren ama çok kıymetli bir anayasayı ülke tarihine iliştiren ama o anayasanın uygulanmasına olanak verecek bir siyasi ortamı asla sağlayamayan bir askeri darbeyle yazılmaya başlandı;

Ellerinde silahlarla, bıçaklarla sokağa dökülmüş bir kısım halkın köprü üzerinde askerlerin boğazını kestiği ve kahraman sayıldığı...

Nereden geldiği belirsiz emirlerle tuhaf bir darbe adına kışladan çıkarılan askeri öğrencilerin müebbet hapislere mahkûm edildiği...

Nihayetinde, deşifre edilse de sonucu etkilemeyen karmaşık ilişkilerin hukukunda yürüyen bir yargılama ve cezalandırma sürecinin olağanlaştığı bir sivil darbe hikâyesine vardı.

Bu hikâyenin alelacele ders kitaplarına sokulup, köprü, yol orman adlarına iliştirilmiş olması ve iktidarın gözüne batan herkesi, akademisyen, gazeteci, sivil toplum üyesi vs. demeden “darbe” suçlusu diye damgalayarak içeriye atması da cabası.

O yüzden darbelerin kim tarafından kime karşı yapıldığını anlamak için mevcut iktidar kodlarıyla biçimlenen olaylara odaklanmamak gerekiyor.

Çünkü olay darbelerde geçmiyor.

Sonrasında gerçekleşiyor.

Darbelerden sonra neler olduğuna bakıldığında tüm darbelerin aslında tek bir şeyi, gerçeği işaret ettiği görülüyor.

Bu ülke kendisi için, liderlerinden halkına, hükümetinden ordusuna hiçbir dönem “iyi” şeyler hayal etmiyor.

Ve olay, hukuku yerle bir eden, idam cezasını yeniden getirmeye hevesli bir iktidarın, elde ettiği sınırsız güçten cesaret alarak 1960 darbesini Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun idamı üzerinden değerlendirebilme hakkını kendisinde bulmasına kadar varabiliyor.

Yassıada güzellemeleriyle kendi dilini ve cüretini köpürten...

Gezi hareketinin bir darbe girişimi olduğunu kanıtlamak uğruna hukuku işlevsiz hale getiren bu iktidar;

Osman Kavala’yı ve diğer Gezi eylemcilerini gönlünce yargılıyor.

İstediğini istediği kadar hapiste tutuyor.

Gezi sürecinde öldürülen gençlerin katillerini aklamak için taklalar atıyor.

Bugün başa gelenleri anlamak için sadece yedi yıl öncesine bakın yeter.

O günden bugüne “Ben yapmadım Miki yaptı” diye diye tüm sistemi kendi niyetine göre değiştiren iktidarın adını darbeler tarihinde istediğiniz yere yazabilirsiniz.

Sonuç değişmeyecektir.

Gelmiş geçmiş tüm adı konmuş ve konmamış darbeler, bugün bu ülke böyle bir noktaya gelebilsin diye adım adım gerçekleştirildiler.

O yüzden;

Ya başarılı, başarısız, gerçek, hayal, “o yaptı”, “yok bu yaptı” demeden tüm darbeleri aynı ölçüde sevin...

Ya da Gezi gibi barışçıl, birleştirici ve şiddet karşıtı bir sokak eylemine darbe etiketi iliştirmeye çalışmanın ne anlama geldiğini ve 15 Temmuz’un ne işe yaradığını artık net bir şekilde görün.


Yazarın Son Yazıları

Tek adam, çok baro! 1 Temmuz 2020
Sevdiğim kadın adları 26 Haziran 2020
İştah ve kötülük 10 Haziran 2020
Gezi darbesi? 29 Mayıs 2020
Geçmiş olsun 22 Mayıs 2020
Fotoğraflardaki kızlar 15 Mayıs 2020