Geçmiş olsun

22 Mayıs 2020 Cuma

Bu yeni düzenin eşiğinde, doğru yolu seçmek için sorulması gereken önemli bir soru var.

Neden korkmak gerekiyor?

Virüslerden mi yoksa bu virüsleri kontrol altına almak bahanesiyle global olarak inşa edilen yeni kontrol ve ceza sisteminden mi?

Bu soruya verilecek doğru cevap insanlığın bundan sonra gideceği yönü belirleyecek.

Yanlış cevap da iktidarların gideceği yönü.

Bilinen tarihinde hayati sorulara hiçbir zaman doğru cevabı veremeyen insanlığın şimdi de bir mucizeye imza atması beklenemez.

Tüm otoritelerin tehlikesinde hemfikir olduğu ve ondan korunmak için ortak önlemler alma konusunda birleştiği bu virüs...

Bağışıklık sitemi sorunlu bünyelerde ölümcül oluyorsa...

Tüm dünya, insanın bağışıklık sistemini güçlendirici tedbirler üzerinde birleşmeliyken, siyasi otoriteler neden şu anda bireyleri tek tek denetleme yöntemleri üzerinde birleşiyor” sorusu dünya gündemine damgasını vurmalıydı.

Ama vurmuyor.

İnsanlık hâlâ yediğinden içtiğine...

Kullandığı enerjiden tercih ettiği tüketim modellerine...

Yaşam stillerinden eğitim anlayışlarına kadar kurduğu sistemi sorgulamıyor.

Genetik faktörlerin dışında insanın bağışıklık sistemini düşüren nedir diye bir sorunun peşine düşmüyor.

Çünkü bu sorunun cevabı sistem için tehlikeli.

Bağışıklık en çok yetersiz ve kötü beslenme yüzünden çöker.

Yani yoksulluk ve eğitimsizlikten, hatta yanlış eğitimden.

Neredeyse yüz yıl boyunca afili sigara reklamları yapıp satan...

30 yıl öncesine kadar sigara şeklindeki sakızları bakkallarda kasa önüne koyan ticari aklın, sektör değiştirip sağlık alanına terfi ettiğini ve bağışıklık sitemi güçlendirici destek ürünlerinin geniş pazarında şenlikler düzenlediğini görüp de bundan işkillenilmemesinden cesaret alanlar...

Şimdi de insanların vücut ısısını ölçecek ve temas ettikleri herkesi ve gittikleri her yeri kayıt altına alacak büyük gözetleme ve kontrol sisteminin kimseyi şüpheye düşürmeyeceğini öngörebilecek datalara çoktan sahip oldular.

Kötü ya da yetersiz beslenmenin yoksullukla ya da kötü eğitimle ilgili olduğunun sorgulanmayacağını biliyorlar.

Medya aracılığıyla bilinçaltına zerk edilen tüketim şekillerinin kalabalıkları nasıl güçsüz kıldığıyla ilgilenilmeyeceğinden eminler.

Nelere duyarlı olunduğu kadar nelere karşı duyarsız olduğunu da incelikle listelediler.

Köylerini terk ederken yatay yerleşimden dikey yerleşime geçen...

Yerli tohumları atıp genetiğiyle oynanmış tohumları tercih eden...

Kendi mayaladığı peynir yerine endüstriyel mayayla yapılmış peynirlere iştahlanan...

Korkularını ve endişelerini sömüren sigorta sistemine can simidi gibi sarılan...

Modern sömürü yöntemleri altında çağdaş köleler olarak çalışmayı kazanım sanan...

Eğitimin ve sağlığın paralı olmasına gıkını çıkarmayan...

Savaşları televizyonlardan naklen izlemeyi yadırgamayan...

Ve fikren ve bedenen mutlak özgürlüğün gönüllü düşmanı olmayı çağdaşlık sanan kalabalıkların nabzını yıllarca ölçenler...

Artık onların ateşlerini de ölçecekler.

Bu günlere aslında korkulması gereken hiçbir şeyden korkmayarak ve korkulmaması gereken her şeyden korkularak gelindiği için, adını tüm zamane iktidarlarının elbirliğiyle koyduğu global ve resmi bir korku imparatorluğunun hevesli tutsağı olmak için boyunlar bundan sonra da otoritelere güle oynaya teslim edilecek.

Gözler şimdiye kadar televizyonla kör edilmişti.

Şimdi de ağızlar maskelerle kapatılacak.

Ve insanlık virüse karşı aşılanmaya değil, aslen yeni normalle ve yeni korkuyla aşılamaya hazırlanacak.

Geçmiş olsun.


Yazarın Son Yazıları

Anarko Kemalist 16 Eylül 2020
Gırgır da Gırgır 26 Ağustos 2020
Korkunun ecele faydası 19 Ağustos 2020
Kötü bayramlar 31 Temmuz 2020