Eşitlik tantanası

29 Temmuz 2020 Çarşamba

Yüzyıldır artan çabalarla eşitlik meselesini kavramsal olarak çözmüş gibi görünen...

İnsan haklarının, hayvan haklarının peşine düşen...

Kadın sorunlarından, çocuk meselelerine kadar uygarlığı uygarlıktan çıkaran tüm adaletsizlikleri ortadan kaldırmaya çalışan...

Bunun için ulusal ve uluslararası kanunlar, sözleşmeler, bildirgeler hazırlayan...

Farklılıklar arasındaki dengeyi sağlamak için geleneklerine, inançlarına, heveslerine zincir vurmaya gayret eden insanlığın sık sık tökezlediği...

Ve her tökezlemeden korkunç sonuçlarla çıktığı eşitlik meselesinde...

Sadece kadınlarla erkekler değil;

Siyahlar beyazlarla...

Yoksullar zenginlerle...

Hayvanlar insanlarla...

Neden eşit değildir?

Bunu düşünmeye başladığınız anda soracağınız sorular ve vereceğiniz cevaplar tehlikelidir. 

Çünkü sorun fiziksel eşitsizlikte değil, değer eşitsizliğinde yatar.

Savunduğumuz ve önemli zannettiğimiz değerler, eşitsizliğe korkunç tuzaklar kurar.

Sadece kadınla erkeğin değil, bir Amerikalıyla bir Suriyelinin de asla birbiriyle eşit olmadığını hepimiz biliriz.

Ve buna itiraz etmeyiz.

Aksine, onları eşitsizleyen değerleri biz kendimiz inşa ederiz. 

Bunun üzerine düşünmek dengelerimizi bozar. Çünkü belirlenmiş değerleri altüst etmek hem zahmetlidir hem de tehlikeli.

Yıkılacak yapının altında kalmaktan korkarız.

O yüzden hayati soruları pek fazla sormayız.

Bütün çocuklar eşittir, bunu bilir, bunu savunuruz ama...

Bizim elinden tutarak kaldırımda yürüdüğümüz küçük çocukla, aynı kaldırımda dilenen küçük çocuk gerçekten eşit midir?  

Daha da korkuncu... denk midir?

Devlet için, insanlık için, hatta bizim için?

Dağlarda birbiriyle çatışıp ölen gençlerin daha 20 yaşında bile olmaması ve annelerinin artlarından farklı dillerde aynı çığlıkları atması... onları neden eşitlemez? 

Bunların neden eşit olmadığını, aynı değeri taşımadığını düşünmek için tüm kültürel ve dini değerlerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekir. 

Ve değer verdiğimiz pek çok şeyi çöpe atmak, vermediklerimizi de o çöpten çıkarmak...

Yıkmak, yıkarken yıkılmak ve bambaşka bir ateşten yeniden doğmak gerekir.

Kadını, erkeği ve iktidarı bambaşka cümlelerle tanımlamamız gerekir.

Bunların hiçbirini yapamayız.

Çünkü maddi ve dini değerlerimizi baştan sona kâr ve zarar üzerinden belirleriz.

 Bu yüzden her koşulda önce kötülüğün kapısında eşelenir ve kendimizden utanmayı hep erteleriz.

Bugün birileri hâlâ kadınlarla erkeklerin eşit olmadığı konusunda ısrar ediyor ve buna gerekçe olarak fiziksel farklılıkları öne sürüyorlarsa...

Bunun nedeni eşitlik ve denklik kavramları hakkında düşünmek zorunda hiç kalmamalarıdır. 

Sormaları gereken soruları hiç sormamalarıdır.

Kolayca bulabilecekleri cevapları hiç aramamalarıdır. 

***

Tüm uygarlıklarını mutlak iktidar fikri üzerine inşa etmiş bir insanlığın, kadına ve erkeğe ya da siyaha ve beyaza, yoksula ve zengine, o çocuğa ve bu çocuğa, hayvana ve insana aynı değeri verebileceği noktaya varmasına...

Görünüşe bakılırsa, daha binlerce yıl daha var. 

Her çağda değişik sömürü biçimlerini onaylayarak birtakım insanlar ya da canlılar arasındaki mutlak eşitsizliği çeşitli kültürel bahanelerle ayakta tutan içselleştirilmiş ahlaksızlığa başkaldırmadıkça...

Denklik fikrine varmak çok zor. 

Kadını erkek şiddetinden kurtarmaksa... imkânsız.


Yazarın Son Yazıları

Anarko Kemalist 16 Eylül 2020
Gırgır da Gırgır 26 Ağustos 2020
Korkunun ecele faydası 19 Ağustos 2020