Dağlar, bağlar ve binlerce yıllık savaşlar

30 Eylül 2020 Çarşamba

Dünyanın bin yıllardır paylaşılamayan, altı ve üstü bereketli topraklarında doğup büyümenin talihsiz bir genetik mirası vardır.

O topraklarda yaşayan herkes, kutsal kitaplarında tek bir ortak atadan geldikleri yazdığı halde, kendi soyunu hep bir diğer soyun tehdidi altında sanır ve her soy, ilk fırsatta bir diğerine kolayca düşman olur.

Soyları çatallanan ve her çatalda her daim oluk oluk kan akıtan insan, kaderini bu tercih edilmiş korku ve saldırganlık döngüsüne terk ederken...

O toprakların tarihi bitmek bilmez soykırımlarla yazılır.

Soylar değişir, isimler değişir, diller değişir, inançlar değişir, rejimler değişir... 

Ama toprakları paylaşamama ve birbirine düşman olma kültürü hiç değişmez.

Kötücül bir bellek

Hangi toprakların, dağların, denizlerin hangi soya ait olduğuna dair anlatılan hikâyelerin...

Ve o soylar arasında bitmek tükenmek bilmez gerilimlerin zaman geçtikçe farklı bir bilinçle bir anda tersine dönebilecek bir anlam taşımaları...

Savaşların tahrip ettiği kindar bir belleğe yüklenen değerleri bir anda boşa çıkarmaları...

Geleceğin geçmişten güç alarak değil, ders alarak bambaşka bir şekilde biçimlendirilmesi de mümkünken...

Tam aksi olur.

Soylar ve soplar ve anlaşmazlıklar ve savaşlar üzerinden aktarılan kötücül bir bellek, insanlığa hep ölümcül tuzaklar kurar.

Tarihe baktığınızda hangi topraklar için yüzyıllar boyu kimler kimler paylarına düşen hak, hukuk, inanç ve inat yüzünden ölmüş, şematik olarak görebilirsiniz.

Ama o şemanın içindeki lanetli döngüyü göremezsiniz.

Görseniz bile, bu döngüyü değiştirmenin mümkün olduğunu düşünemezsiniz. 

Rövanşlar üzerinden kaydedilen zafer ve yenilgi, nasıl zafer ve yenilgi değilse...

Taşıdığı asıl anlamı asla kayda geçirmeyen tarih de asıl tarih değildir.

Çünkü topraklar aslen kimsenin değildir.

Dönem dönem birileri o toprakların üzerinde yaşarlar.

Ve zaman zaman birileri o topraklardan diğerlerini kovarlar.

Tarihin puslu kıtası

O yüzden;

Tarihin puslu atlasında Dağlık Karabağ için bugün bir adalet aranıyorsa, o adalet ancak mutlak barışta bulunabilir.

Ermenilerin ve Azerilerin ya da herhangi başka soyun birbirlerine karşı niyeti ve zaafları belli bir tarihten gelen ve bugün hâlâ kışkırtılan düşmanlığını besleyerek varılacak tek başarı, insanlığın siciline yeni utançlar eklemek olur. 

Dünya ekonomisini besleyen legal ve illegal bir silah ekonomisi olduğunu bilen...

Yeraltı ve yerüstü kaynaklarını paylaşamayan açgözlü sistemin arkaik kışkırtmalarla hâlâ soyları birbirine kırdırarak kendi uzun vadeli planlarını gerçekleştirdiğini gören...

Tüketim alışkanlıklarının meşrulaştırdığı ahlaksızlığı ve bu ahlaksızlığı körükleyerek güçlenen iktidar modellerine tahammülü fark eden bir insanlık...

Hâlâ “Haklı savaş vardır” diyemez.

Yurtların geçiciliği

Savaşmamanın, savaşa karşı olmanın, savaştan utanmanın, savaştan artık vazgeçmenin yollarını bulmak zorundadır. 

İşe, tarihi en baştan bambaşka değerlerle, misal şöyle yazmaktan başlayabilir: 

Dağlık Karabağ’ın o güzel dağlarında ve bağlarında yüzlerce yıl boyunca Paganlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Ermeniler, Ruslar, Azeriler ve daha kimler kimler sırayla birbirlerini öldürdüler.

Ve buna rağmen, o güzel dağların ve o güzel bağların daima ve sadece çiçeklerin, ağaçların, bitkilerin, hayvanların ve isimleri, inançları, gelenekleri devamlı değişen birtakım insanların geçici yurdu olduğunu hiç fark etmediler. 


Yazarın Son Yazıları

Fetih ve işgal 7 Ekim 2020