Meriç Velidedeoğlu

‘Şeyhülislamlık’ mı?

28 Şubat 2020 Cuma

Değerli dostlar, bilindiği gibi bir süredir “Diyanet İşleri Başkanlığı(DİB) ile “Milli Eğitim Bakanlığı(MEB) birlikte çalışıyorlar.

Örneğin, Diyanet’in yayınlarından olan, din temelli (dini) eğitim isteyen ayrıca “Halifelik” hayali taşıyan, “Sebilürreşad Derneği” ile “MEB” arasında bir protokol imzalanmış, MEB bu derneğin çalışmalarına parasal yardım yapıyor; DİB’in yayımladığı beş dergisi de okullarda satılıyor, ilanlar yapılıyor; kısaca “MEB” ile “DİB” sarmaş dolaş...

Dolayısıyla “DİB”, “Şeyhülislamlık” makamı olmadığı halde yine de çok etkili; oysa Osmanlı dönemini, “Şeyhülislamlık” makamı zaman zaman Halife Sultan tarafından cezalandırılmıştır.

Osmanlı Devletin’nin, Otuzuncu Sultanı İkinci Mahmud (1808-1839), dönemi Şeyhülislamı’nın kendisine gönderdiği “Muhtıra”yı, Sadrazam’ın, vezirlerinin ve “Devlet Erkânı”nın önünde yırtıp atmıştı.

Üstelik İkinci Mahmud bununla da kalmaz, “Çağdaşlaşma” atılımında yer yer engel olarak gördüğü “Şeyhülislamlığı” dolayısıyla “Şeyhülislam”ı hükümetin tüm kuruluşlarından, “Kurum”lardan çıkarır, dışarı bırakır.

Dahası da var; bu Hükümdar, yasaların “tek kişi” (kendisi) tarafından yapılmasına karşı çıkar; yasaların bir “Kurul” tarafından düzenlenmesini ister... Günümüzden tam “180 yıl önce”... Demek ki , “Yok kanun, yap kanun!” anlayışına da fırsat verilmez.

Değerli dostlar, bu dönemin en önemli olaylarından biri de tıpkı günümüzde olduğu gibi bir “Kanal” sorunudur.

İkinci Mahmud’un saltanatının daha ilk yıllarında, Bursa ve Kocaeli sancakları Mutasarrıflarından Ahmet Aziz Paşa’nın şahsi gayretiyle bu kanalın açılması işi tekrar ortaya çıkar. Mutasarrıf’ın İstanbul’a gönderdiği yazısında, Sakarya Nehri’ni, Sapanca Gölü’ne bağlayıp İzmit Körfezi’ne dökülmesini sağlayan bir “Kanal” yapımından söz eder.

Ayrıca bu Kanal’ın açılması durumunda bölge için pek çok ekonomik yararlar sağlanacağı, Sakarya, Beypazarı Kazası’ndan Sapanca Kazası’na gelinceye dek bir gelişme olacağı, buraların ekonomik yönden çok kazançlı çıkacağı ve Kanal için gerekli masrafın “150 bin kuruş”u geçmeyeceği, dahası her ne kadar masraf olursa olsun bir-iki sene zarfında elde edilen kazancın bunu karşılayacağını bildirir.

İstanbul’a gönderilen rapordan sonra “Kanal”ı açma işi A. Aziz Paşa’ya verilir.

İkinci Mahmud devrindeki bu teşebbüse “Keşfi Nehri Sakarya” adı verilir. Sakarya Irmağı’nın Sapanca Gölü üzerinden denize dökülmesini çok küçük bir masrafla yerine getirileceği dile getirilir. 

İstanbul’a gönderilen bu rapordan sonra Kanal’ı uygulama işi A. Aziz Paşa’ya havale edilip kendisine bu hususu bildiren, iltifat içeren bir ferman gönderilir.

İkinci Mahmud devrindeki bu teşebbüse “Keşfi Nehri Sakarya” başlığı altında, yazdığı bir yazıda temas eden tarihçi Şanizade, “Kanal” çevresindeki araziden söz etmez; demek ki Osmanlı Sarayı’nın damatları günümüzün “Saray Damadı” kadar işbilir değilmişler... Ne dersiniz?

Ayrıca bu Kanal konusu, Osmanlı döneminde birkaç kez konuşulup tartışılır, bir sonuç alınamaz. Konu Saray’a götürülür, yine bir sonuç çıkmaz; sonunda Kanal, Padişah’a, İkinci Mahmud’a dek uzanırsa da, “Zararlara neden olur!” bağlamında bir görüşün Saray’dan dışarıya yansıdığından da söz edilir. (*)

Ve değerli dostlar, bu “Kanal” ile ilgili olarak ortaya konan son durum da, İkinci Mahmud’dan sonraki Padişah Abdülmecid (1839-1861) döneminde görülür.

Osmanlı Devleti’nde, “Hamburg-Lübek-Bremen” birleşik hükümetinin elçisi olan daha sonra Osmanlı Devleti’nin hizmetine giren (1860) A.D. Mordtman, ülkenin birçok bölgesinde yaptığı gezileri anlattığı “Anadolu” adlı kitabında, Sapanca Gölü ile İzmit Körfezi arasında geniş bir Kanal yapılsa, bu münbit ve mahsüldar sahalarda yetiştirilen mahsulün, kolayca çevreye ulaştırılacağını vurgular.

Acaba bu Elçi’nin gezisi sırasında Sapanca’dan İzmit’e doğru at üstünde giderken, bir tepeden hayranlıkla izlediği doğadan bugüne ne kalırdı? Her ne kadar günümüze gelinceye dek, dahası günümüzde de doğa “tahrip” ediliyorsa da...

Bilmem ki ne dersiniz, “Kanal” açılsa mıydı?

(*) Mufassal Osmanlı Tarihi (Cilt 5), Güven Yayınevi, İstanbul, 1962.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları