Gölgedeki kadın besteciler

25 Kasım 2020 Çarşamba

Antikçağlardaki fresklerde müzisyen kadınlara rastlarız. Onlar lir veya flüt çalar, grup halinde dans eder; erkek figürleri ise davul çalar, savaş oyunlarında yer alır. Yüzyıllar boyu kilisenin egemenliğinde yaşanan ortaçağda kilise korosunda sadece erkekler ve erkek çocuklar yer alır. Rönesans ve Erken Barok döneminde ortaya çıkan ilk operalardaki kadın rollerini kastrati (kastratolar) oynar. Bunlar çocukluklarında sesi çatlamadan hadım edilmiş erkek sopranolardır. Sesi ileri yaşlarında bile küçük bir çocuğun saflığını korur. 16-17. yüzyıl İtalyası’nda her operanın bir yıldız castratosu vardır. Mozart gibi kimi besteci özel bir castratonun ses tınısına göre sahne kantatı besteler, operalarında o ses rengine özel yer verir.

Adını bildiğimiz ilk kadın besteci Hildegard von Bingen (1098-1179) bir rahibedir. Manastırda bestelediği müzikli oyunlarda genç rahibelere rol verirmiş. Rönesans’ta Casulana Maddalena, ilk kez Madrigal kitabını yayımlatmasıyla dikkati çeker. Daha sonraki Erken Barok döneminde çağın en verimli bestecileri arasında sayılan, Venedik’te Monteverdi’nin öğrencisi olmuş Barbara Strozzi vardır. Aynı çağda Jaké de la Ger, XIV. Louis’nin sarayında yetişmiş, operalarıyla ünlenmiş bir kadındır.

Romantik dönemde Clara Schumann, liedleri ve piyano için yazdığı yapıtlarıyla belki de tarihin en ünlü kadın bestecisi olmuştur. Clara’nın, eşi Robert Schumann gibi bir bestecinin gölgesinde kalması; aynı çağda Fanny Mendelssohn Hensel’in de ağabeyisi Felix Mendelssohn’un gölgesinde kalmasına benzer. Bugün hepsi değerlenmekte, kayıtları yapılıp konserlerde çalınmakta. Bir başka gölgede kalmış kadın da 19. yüzyıl sonunda Gustav Mahler’in eşi Alma Mahler’dir. Aynı yıllarda Amerika’da Bostonlu Amy Beach çok ünlenmiştir. Besteciliği kendi kendine öğrenmiş ve ilk kez geniş çaplı yapıtlar besteleyen kadın olmuştur.

20. yüzyılda kadın besteciler

20. yüzyıl başında Fransız Altıları’nın tek kadın üyesi Germaine Taileferre, neoklasik bir bestecidir. Modern Amerikan müziğinin ilginç kadın bestecisi Ruth Crawford Seeger ilk dizisel teknikleri uygulayan “ultramodernist” grup içinde yer alır, hem de aynı zamanda geleneksel Amerikan müziğini savunur! İngiltere’de Elizabeth Lutyens 12-ton yöntemini ilk kullanan İngiliz bestecisidir.

Rusya’dan Sofia Gubaidulina (1931) Orta Asya ve Rusya’nın yöresel tarzıyla Batı klasizmini birleştirmiştir. Japonya’dan Keiko Abe (1937) ve İtalya’dan Ada Gentile (1947) gibi bestecileri sayarken, Türkiye’nin de birçok kadın besteci yetiştirdiğinin altını çizmeliyiz. Bugün en son kuşakta yer alan Zeynep Gedizlioğlu’nun (1977) Avrupa’da art arda bestecilik ödülleri kazanması da bizim kıvancımız olmakta.

Bütün dünyada gençlere bakınca, eski çağlara göre kadın bestecilerin sayısı giderek artmakta. Müzik sahnesinde kadın şefleri de sıklıkla gördüğümüz gibi kadınların yapıtlarını da ara sıra dinlemekteyiz.


Yazarın Son Yazıları

Yeni yıllar eskirken 30 Aralık 2020
Kayıtlardaki emekler 23 Aralık 2020
Kadife sesler 16 Aralık 2020
Başkentte müzik zirvesi 2 Aralık 2020
Filarmoni ve senfoni 7 Ekim 2020