Deniz Yıldırım

Yasak değil hak talep etmeliyiz

08 Nisan 2020 Çarşamba

Dil de politiktir. Mesajını saklı bir zeminde taşır. Bu yüzden bir şey talep ederken seçtiğimiz sözcüklerin siyasal açıdan hangi dünyaya ait olduğuna, neyi meşrulaştırdığına dikkat etmek gerekir.

Son zamanlarda iktidardan talep edilen tedbirler giderek “yasaklama”ya, “olağanüstü hal” ilan etmeye dönük bir sözcük dağarcığı içinden ifade edilir oldu. Virüs yayılımını durdurmak için sokağa çıkmanın sınırlandırılmasını, devletin zor gücünü bu temelde kullanmasını arzulayan bir talep. Ancak politik olarak bu eksik içerik, iktidarın her meseleyi yasakçılıkla çözme siyasetini haklılaştırma potansiyeline sahip. Bugün temel sorun öncelikle yasaklama olmaması mıdır, yoksa çalışmak zorunda bırakılan yüz binlerin hiç değilse bir süre dert etmeden evlerinde kalmalarını sağlayacak bir adımın ısrarla iktidar tarafından atılmaması mıdır? Daha da açık soralım: Bugün iktidar, “tüm yaşamı üç haftalığına durduruyoruz, kimse merak etmesin; işten çıkarma olmayacak, esnaf da batmayacak, maaşlar devlet tarafından karşılanacak” dese, “devlet böyle günler içindir; güçlü devlet böyle belli olur” beyanında bulunsa, sokağa çıkmak zorunda kalanların sayısında zaten ciddi oranda düşüş olmayacak mı? Olacak. Demek ki konu öncelikle yasak eksikliği değil, hak eksikliğidir.

Özgürlük, zorunda olmamaktır. Bugün yüz binler ekmek parası için çalışmak zorunda. Anahtar sözcük özgürlüktür; talep geçim dertlerinden, ekonomik zorunluluklardan özgürleşme olmalı öncelikle. Yasaklama ise geçim derdinden kurtuluş sağlandıktan sonra kamu sağlığını tehdit edenlere karşı bir sınırlama tedbiri olarak devrede olmalı.

Mesele evde kalabilme özgürlüğüne sahip olmayanları, bu özgürlüğe maddi açıdan erişme şansı olanlarla eşitlemektir. Devlet böyle günler içindir. İkinci anahtar sözcük de eşitliktir öyleyse. Sokağa çıkmak zorunda bırakılanların bu zorunluluklardan özgürleşmesi; evinde kalabilenlerle şartlarının yaşam, sağlık, barınma ve gıda hakkı temelinde eşitlenmesi... Talepler bu eksende kurulmalı.

Yasakçılık, iktidarın sorun çözme biçimidir. Türkiye’nin sorunlarının hangi yöntemle çözülebileceğini de sınıyoruz şu zor günlerde. Öyleyse dilimizi ve talepleri de, önerdiğimiz demokratik yönteme uygun hale getirmek; iktidarın dil ve sözcük havuzu içinden konuşmamak zorunlu. Özgürlük ile eşitliği birbirine bağlayan köprü, yasak değil hak talebi olmalı. Yaşam hakkı, geçim derdi olmadan evde kalabilme hakkı, sağlık hakkı, eğitime evden erişme hakkı, sağlık çalışanlarının hakları, hasta hakları, mahkûm hakları. Liste uzar, gider.

Çare OHAL değil

OHAL talebi de bu çerçevede yanlış. İktidarın olası bir OHAL’i özgürlükleri genişletme, hakları iyileştirme için kullanmayacağı açık. Aslında karantina ya da sokağa çıkma sınırlaması talep ederken “OHAL” vurgusu yapmak, iktidarın farklı görüşleri susturmak, eleştirileri bertaraf etmek, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmak için aradığı iklimi bizzat iktidar karşıtı kesimler tarafından sunmak anlamına gelir. Talep OHAL ile özgürlüklerin kısıtlanması değil; özgürlüklerin garanti altına alınmasından sonra uygulanacak geçici süreli sokağa çıkma kısıtlamaları olmalıdır.

Bilmeyenler için hatırlatalım: Yeni sisteme dönük anayasa değişiklikleriyle birlikte anayasadaki Olağanüstü Hal maddesi, sıkıyönetim yetkileriyle pekiştirildi ve bu istisnai durumu ilan etme yetkisi tek kişiye, Cumhurbaşkanına verildi. Anayasanın 119. maddesine göre böylesine olağanüstü bir döneme geçişi tek başına ilan edebilecek olan Cumhurbaşkanı, olağan zamanlar için öngörülen kimi önemli sınırlamalardan da muaf olacak.

Anayasanın 104. maddesinde, Cumhurbaşkanının olağan dönemlerde temel haklar, kişi hak ve ödevleriyle siyasi hak ve ödevler konularını kararnameyle düzenleyemeyeceği belirtilmekte. Ancak 119. maddeye göre, Cumhurbaşkanı OHAL ilan etmesi durumunda bu kısıtlamadan kurtulacak ve haklarla özgürlükler aleyhine düzenlemeleri tek kişilik kararnamelerle yürürlüğe koyabilecek. Farkında mıyız?

Çare tek kişinin her şeyi yönetmesi ya da özgürlüklerin budanması değil. Bunun olumsuz etkilerini birçok alanda görüyoruz, yaşıyoruz. Yeni sistemin kendisini olağanüstü yetkilerle donatılmış bir Cumhurbaşkanlığı makamıyla temsil ettiği açık olduğuna göre, bu sisteme göre yapılandırılmış bir OHAL talebinde bilerek ya da bilmeyerek bulunmak, yeni sistemin ülke sorunlarına çare olacağı tezini kabul etmekten başka bir işe yaramaz. Macaristan örneği taptaze, ortada duruyor.


Yazarın Son Yazıları

Dava insanları 24 Haziran 2020
İktidarcılık 20 Haziran 2020
Tek sorumlu yurttaş mı? 17 Haziran 2020
Mecbur insanlar 13 Haziran 2020
İmza 10 Haziran 2020
Ada 30 Mayıs 2020
Sosyal üzerine 27 Mayıs 2020
Gemi 16 Mayıs 2020
Maskematik 9 Mayıs 2020