Deniz Yıldırım

Yargının siyasallaşması mı?

17 Ekim 2020 Cumartesi

İlginç bir saflaşma oluştu. İktidar, doğrudan yeni anayasa yapmak yerine, gücü tek elde toplamasına ve denetimsizce ülkeyi yönetmesine izin verecek maddeler halinde, parça parça anayasayı değiştiriyor; muhalefet ise itiraz ettiği değişiklikler mühürlü, mühürsüz geçtikten sonra elde kalan maddeleri, mevzileri savunmak için tutum alıyor. Adım adım ilerleyen iktidar, önündeki engellere göre yeniden bir anayasa tartışması açıyor; mevzi kazana kazana, karşıtlarını “milli mevziler” dışında göstere göstere, öyle veya böyle istediği zemini oluşturuyor.

Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu kararından sonra yerel mahkemenin bu kararı tanımayan, dolayısıyla anayasadaki hükme aykırı davranma gücünü kendinde bulan tutumunu görünce, yine bu taktik aklıma geldi. Belli ki Anayasa Mahkemesi’ni tamamen işlevsizleştirmeye dönük hamleler siyaset zemininde sınanıyor, nabız yoklanıyor, gövde gösterisi yapılıyor.

Diğer yandan, 18 yılın tarihini iyi bilenler ve kandırılmayanlar gibi son gelişmeleri ben de vahim karşılamakla birlikte, televizyonlarda ve gazetelerde denk geldiğim, “Bundan ötesi yok, bardağı taşıran son damla, yeni bir aşamaya geçtik” türü analizlere katılamadığımı da belirtmek isterim. Yeni bir durumla değil, 18 yıldır verili hukuku askıya alabilme yeteneğiyle, istisna yaratabilme kapasitesiyle iyiden iyiye otoriter bir rejimi adım adım kuranların bir başka hamlesiyle karşı karşıyayız.

Ergenekon, Balyoz, OdaTV, KCK davalarında anayasa mı yürürlükteydi, yargı mı bağımsızdı? O zamanlar kimi çevrelerde bugünkü kadar şaşkınlık yaşanmamasının nedeni, “AKP’nin darbelerle, vesayetçi düzenle demokrasi, sivilleşme uğruna” mücadele ettiği masalı, dolayısıyla bu uğurda “hukuk dışına çıkmasının meşru olduğu” düşüncesi miydi?

Yargının siyasallaşması deniyor bir yandan da; doğru ifade mi? Yasaları Meclis’te siyaset yapıyor; yargı kararları ise siyasal gündemle bağlantılıysa başlı başına siyasal sonuçlar doğuruyor. Siyasal olmak, hukuka aykırı olmak anlamında kodlanıyor, yanlış. Hukuku savunmak da siyasal tutumdur. Kaldı ki anayasalar da siyasal metinlerdir. Anayasa, devlet düzenini ve devletle yurttaşlar arasındaki ilişkinin içeriğini belirler. Bu nedenle karşımızdaki durum, yargının siyasallaşması değil, yargının belirli köşelerinin arkalarında hissettikleri iktidar gücüne yaslanarak anayasaya aykırı davranma cesaretini alabilmesidir. 

İktidarlaşan yargı, yargı veren iktidar

Dolayısıyla asıl tehlike, yargının iktidarlaşması, yani hukuk yerine iktidara göre tutum alması; iktidarın ise yargı makamı gibi davranması, yargılaşmasıdır. Anayasa Mahkemesi’nden rahatsızlıkları ise bu mahkeme her konuda demokrasiyi ve hukuku savunduğu için değil, kısmen bile olsa iktidarın denetlenebilir olduğunu gösteren kimi kararlara imza atabilmesindendir. Yani mutlak iktidar istenmekte, bunu hiçbir gücün sınırlaması arzulanmamaktadır. Ve eğer yargı iktidarlaşıyorsa sorun yargıda değil, ona bu cesareti veren iktidar yapılanmasındadır.

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım, iktidarın mağduriyet söylemini yeniden ele almasına, kitleleri yine bir “darbe” tehdidi varmış gibi arkasında sıralamasına olanak veren yersiz paylaşımı yapmasaydı biz bugün bunları konuşuyor olacaktık. Ancak iktidar cenahı, istediği zemini buldu, topu rakip sahaya doğru uzaklaştırdı. Durum bundan ibarettir.

Muhalefet güçleri açısından ise kendi sahasına gönderilen topla ilgili yeni bir durum yok. 3 yıl önce, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından gerçekleştirilmişti Adalet Yürüyüşü. CHP, orada biriktirdiği geniş cepheyi siyasal alanda yeni bir örgütlenme modeline dönüştüremediği gibi, Berberoğlu ile ilgili bugün verilen kararın ve yargının anayasayı tanımayan tutumunun karşısında da sessiz, mecalsiz. Oysa her hukuksuz saldırıyı “Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğiz” tutumuna indirgemiş bir muhalefetin elindeki en önemli muhalefet aracı da alınıyor şimdi; sonra muhalefetsizlik hali daha da fazla belli olmasın?

İktidar, ilk seçimde gider mi gitmez mi bilinmez, ama muhalefet güçleri böyle davrandığı, hukuka ve demokrasinin kalan kırıntılarına karşı bitmek bilmeyen saldırılar karşısında bu boyun eğmişliği sürdürdüğü sürece, daha çok defa “Bu kadar da olmaz” deriz, şaşırdığımızla kalırız biz.


Yazarın Son Yazıları

Geçinemeyenler 28 Ekim 2020
Kar ve Kars 10 Ekim 2020
65 yaş ve üstü 30 Eylül 2020
‘Adalet Hareketi’ 26 Eylül 2020
Kültür veya turizm 16 Eylül 2020
40 yıl sonra 12 Eylül 12 Eylül 2020
Ayaktakiler ve oturanlar 9 Eylül 2020