Deniz Yıldırım

Sınıftan uzak çocuklar, sınıfı belli siyasetler

23 Eylül 2020 Çarşamba

Önce okulların hazırlık sürecine zaman bırakmak bahanesiyle açılış tarihini 21 Eylül’e ertelediler. Aylardır ne yapıldıysa! O arada da okula gidecek sınıfların sayısını ve gidecekleri günleri kıstılar. Bir de “zorunlu değil, istemeyenler göndermez” diyerek yine sorumluluğu yurttaşa bıraktılar. “Biz açtık, siz göndermediniz” demenin, her konuda olduğu gibi önce umut verip sonra sorumluluğu halkta görmenin bir başka yolu. Bir süre sonra da tam kapatmaya geçerler tahminen, görünen köy belli.

Bütün dünya virüs salgını nedeniyle eğitim alanında büyük zorluklar yaşıyor. Her ülke, kendi insani gelişmişlik düzeyine göre tedbirler alıyor. Burada iki ölçü var: İlki, kamu kaynaklarının daha da fazla oranda bu yeni, olağan-üstü duruma dönük olarak kullanılması. Kapatılan okullar açılmalı; kalabalık sınıf mevcutları azaltılmalı, öğretmen atamaları yapılmalı, temizliğin, malzemenin yükü garibana atılmamalı. Okullar açılmıyorsa da uzaktan eğitime erişimin önündeki sınıfsal engeller kaldırılmalı. Herkesin televizyonu, bilgisayarı, internete erişimi var mı? Güçlü devlet, bu sorunları çözen devlettir.

Diğer ölçü halk sağlığı. Alınan kararlar ne çocukları ne eğitim emekçilerini ne de aileleri olumsuz etkilemeli. Burada da sosyal devlet yeniden önem kazanıyor. Durum ciddi. Ekonominin hali ortada; yönetenler bütün aileleri düşünmüyor. Aile var, aile var ülkede. Geçim şartları zor; anne babalar çalışmak zorunda. Evlerde kim bakacak bu çocuklara? Geçim zorluğu arttıkça, kim engelleyecek okuldan kopuşları, çocuk işçiliğinin yükselişini? 

Bu süreçten zenginler aynı oranda etkilenmiyor. Zenginler çocuklarını az öğrencili özel okullara, sınırlı sayıda öğrenci alan kurslara gönderebiliyor, bakıcı tutabiliyor ya da giderek yayıldığı üzere, çocuklarına evde özel ders aldırma yoluna başvurabiliyor. Dolayısıyla çocukların eğitim süreci aksamıyor. Bunlar şartları iyi olanların bireysel çözümleri. Ya çoğunluk? Devlet kamusaldır. Nerededir peki? Kimler içindir?

Eğitimden kopuş sınıfsaldır

Birleşmiş Milletler’in Covid-19’un eğitim sürecine etkilerini incelediği raporlarında, “kuşak felaketi”nden söz ediliyor. Bir kuşağın, özellikle de yoksul kuşakların okuldan, yeterli eğitimden ve eğitime erişim olanaklarından mahrum kalması, sınıflar arası eşitsizliklerin daha da pekişmesine yol açacak. Devletin anayasal görevi, açılan bu fırsat eşitsizliği makasını kamusal politikalarla kapatmaktır; öğretmeni, kamusal hizmeti yük görmek, özel okulların payını devlet eliyle yükseltmek değil. Devlet, onu bunu tehdit etmek, hedef göstermek, azarlamak da demek değildir. Birileri bu anlama yaklaştırmak istese de!

Gelişmiş ülkelerde toplam nüfus içinde okula gidenlerin oranı bize göre daha düşük. Bizdeyse neredeyse her dört kişiden biri öğrenci. Aileleriyle birlikte, eğitim doğrudan ülkenin çoğunluğunu etkiliyor. Dolayısıyla milyonlar farkında. Zaten eğitimin içeriği iyiden iyiye niteliksizleşmişti. Eğitim ve sınav sistemini yazboz tahtasına çevirmişler; çocukların geleceğini anlık kararlarla, ideolojik gündemleriyle uyumlu hamlelerle karartmışlardı. 

Eğitim yatırımlarını ihtiyaçlara, bilimsel eğitime göre değil, ideolojik tercihlerine göre yapmadılar mı? Yaptılar. Şimdi bunun da sonuçlarını yaşıyoruz. Yine de emektar, özverili öğretmenlerin çabalarıyla ayakta tutulan o sisteme bile erişim konusunda eşitsizlikler pandemi döneminde artıyor. Bu yüzden de okuldan kopuşlar, niteliksiz ve yetersiz eğitim, en çok halkın çoğunluğunu, servet sahibi olmayanların çocuklarını ve geleceklerini etkileyecek. Günlük tartışmalar, günübirlik laf dalaşları, hayal âleminde dünya liderliği pazarlamaları bir yanda; ülkenin geleceği diğer yanda… Farkında mıyız?


Yazarın Son Yazıları

‘Beyin göçü’ 25 Kasım 2020
Yeniden yol ayrımı 21 Kasım 2020
Aşı herkesin hakkıdır 18 Kasım 2020
Trump’sız Trumpizm 7 Kasım 2020
Ekmek, çay, çanta 31 Ekim 2020
Geçinemeyenler 28 Ekim 2020
Kar ve Kars 10 Ekim 2020