Deniz Yıldırım

Muhalefet ve ekonomik çıkış reçetesi

23 Mayıs 2020 Cumartesi

Virüsün birçok alana etkisi var. Ekonomi de bunlar arasında. Üretmeyen, ranta dayalı, özelleştirmelerle cepten yiyen ve faturayı vergilerle, zamlarla halka kesen bir ekonomik program iktidarda. Yıllardır uygulanan model tükenirken üstüne bir de virüs geldi. İşsizlik, pahalılık gibi sorunlar, birçok sektörün tutunmakta zorlanması gibi gelişmelerle birleşiyor. Sonuç olarak virüsün ekonomik etkilerini önümüzdeki aylarda daha fazla hissedeceğimiz kesin.

İktidarın buradan çıkış için bir reçetesi var mı? Görülmüyor. Programı aynı: baskıcı bir rejim altında, hak temelli örgütlenmelerden bağımsız kılınmış emeğin sömürülmesine, kamusal kaynakların iktidar etrafındaki sermaye koalisyonunun krizini gidermek için pay ve ihale edilmesine dayalı özelleştirmeci model bu. Köklü değişim gerekiyor.

Muhalefetin tam da bu noktada başka bir ekonomik modeli önermesi, örmesi zorunlu. Nitekim belediyeler bu anlamda önemli bir işlev görüyor. İktidarın sindirme, yok sayma ya da engelleme faaliyetlerinin altında, belediyelerin alttan alta oluşturduğu bu yeni dayanışmacı modelin görülmesini bastırma arayışı yatıyor.

Muhalefet blokunun elindeki büyükşehir belediyeleri, artan yoksulluğa karşı olağanüstü döneme özgü dayanışma pratikleri, modelleri geliştiriyorlar.Askıda fatura” gibi uygulamalar bunun açık örneklerinden birisi. Diğer yandan, yine muhalefet belediyeleri arasında da bir işbölümü oluşuyor. Örneğin tarımsal üretimin güçlü olduğu şehirlerden diğer büyük metropollere ulaşacak şekilde, doğrudan üreticiden tüketiciye ucuz gıda maddesi temin edilmesine dönük faaliyetler artıyor. Tarım ve hayvancılık alanında kooperatifleşme modelleri de gelişiyor. Üretimden koparılan, kentlere işçi olarak yığılmak zorunda bırakılan yurttaşlarımıza, köylerinde kalma, üretme ve ürettiğini doğrudan tüketiciye ulaştırma şansı sağlayan girişimler belediyeler aracılığıyla yayılıyor.

Bunlar önemli, güzel gelişmeler; demek ki büyükşehir belediyeleri, hem yoksul yurttaşla orta tabaka yurttaşları; hem kendi belediyeleriyle diğer belediyelerin üretim-tüketim zincirlerini hem de kendi şehirlerindeki köylü ile kentliyi, üretici ile tüketiciyi yeni bir dayanışma modeli ekseninde birbirine bağlayan bir motor görevi görüyor. Daha fazlası yapılabilir; ancak doğru zemin budur.

Bütün bunlar olurken, belediyeler başka bir dayanışma modelini yerel düzeyde örgütlerken, muhalefetin de kamusal kaynakların kullanılmasından vergi politikalarına, üretimden tutalım da sosyal haklara kadar geniş bir alanı kapsayan ulusal siyaset alanındaki çıkış programı önerisini bu yerel modellerle uyumlu hale getirmesi, dilini bu deneyimlere göre kurması gerekiyor. “Kaynaklarımız sınırlıyken, engellerle karşılaşırken bile bunları başarıyoruz; iktidar olursak o geniş kaynaklarla neler yaparız, düşünün” mesajı daha çok işlenmeli artık.

Daha fazla kooperatifleşme, daha fazla dayanışma, daha fazla işçi hakları, daha fazla tarımda ve hayvancılıkta kendine yeterlik önerisi... Bütün bu olgu ve modeller, turizmden sanayiye kadar birçok ulusal endüstri alanına uygulanabilir; diline tercüme edilebilir rahatlıkla. Dünya yeni bir döneme giriyor; neo-liberal sistemle bu dönemi göğüslemek olası değil. Daha cesur, daha kamucu çözümler seslendirmek zorunlu.

16 maddenin ruhu

Bunu niye yazdım? 18 Mayıs’ta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin bu süreçten çıkış için önerdiği 16 maddeyi açıkladı. İnceliyorum, bu buhrandan önce de önerilen, genel hatları ve dili itibarıyla Kemal Derviş - Ali Babacan ekonomik programına geri dönüşü çağrıştıran bir reçeteden ötesini göremiyorum. Bu hattı çoktan geçtik. Dünya da geçiyor. Sorunları sadece kamunun şeffaf olmamasına, üst kurulların ekonomiyi yönetmemesine, liyakat ilkesinin esas alınmamasına bağlamaktan öte şeyler söylemek gerek. Elbette yolsuzluklar engellensin, elbette liyakat esas alınsın. Ancak, dağıtılan kaynaklar ve kadrolardan öte, bu kaynak ve kadroları yaratacak, üretecek, bölüştürecek yeni modelin kendisini tartışma zamanı gelmedi mi? İşte belediyeler ve koymaya başladıkları olumlu deneyimler önümüzde. Dayanışmacılık, kooperatifler, üreticiden tüketiciye pahalılıkla mücadele yöntemleri… Bütün bunlar ulusal ekonomiye genelleştirilebilir.

Ana muhalefet partisi, geniş yelpazedeki muhalefet partileriyle hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler, yeni bir anayasa gibi konularda ittifakını siyasal düzeyde sürdürmeli; ancak ekonomik çözümsüzlükler karşısında Derviş - Babacan çizgisinin 20 yıldır tekrarlanan ekonomik analiz ve çözümlerinin seslendiricisi olmanın ötesine geçmeli şimdi. Kemal Bey 19 Mart’ta Cumhuriyet’te çıkan yazısında, kalın kalın harflerle Halkçılık vurgusu yapmış ve bunu demokrasinin temeli olarak işaretlemişti. Kesinlikle doğruydu; halkçılık bizde halk egemenliğinin siyasal düzeydeki ifadesi olarak gelişmişti. Ancak iktisadi olarak da vurgulanmalı; şartlar uygun.

Bu vesileyle tüm okurlarıma iyi bir bayram diliyorum.


Yazarın Son Yazıları

Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020
İktidarcılık 20 Haziran 2020
Tek sorumlu yurttaş mı? 17 Haziran 2020
Mecbur insanlar 13 Haziran 2020
İmza 10 Haziran 2020
Ada 30 Mayıs 2020
Sosyal üzerine 27 Mayıs 2020
Gemi 16 Mayıs 2020