Deniz Yıldırım

Mecbur insanlar

13 Haziran 2020 Cumartesi

Mecbur insan, zorunluluklarla sınanır. İster geçmişe bakın, ister bugüne; bir gerçek değişmez: İnsanlığın tarihi, üç tip “mecbur insan”ın tarihidir aynı zamanda. Kimdir bunlar?

İlki, iktisadi mecburiyetlere esir edilen, sömürülen milyonlardır. Dünyanın en bereketli topraklarında yaşar, ama açlık çeker. En büyük zenginlikleri üretir fabrikalarda, ama çocuğunun karnı doymaz. Varlığı sağlar, yokluğa mahkûm edilir. Saatlerce çalışır; dışarıda bir hayat mı var? Yaşamaz, yaşayamaz. Ama yine de sürdürmek zorundadır. İşte bu, emeğiyle geçinen, çalışmak dışında seçeneği olmayan “Mecbur İnsan”dır.

Soma’da 301 madenci ölüme yollanmıştır. Kurtulan işçilerden birine mikrofon uzatılır: “Bir daha madene iner misin?” Yanıtı bellidir: “İnmek zorundayım; mecburum.” İnşaatta işçiler can vermiştir; başka bir işçiye aynı soruyu sorarlar; yanıtı aynıdır. “Çalışmak zorundayım.” İnsanı, en ölümcül şartları görmesine, bilmesine rağmen, aynı yerde, aynı koşullarda çalışmaya mecbur bırakan sistemdir bu. Çaresizliği mecburiyete çevirir.

Bir yandan okurken bir yandan da öğrenciyi bolca sömüren işlerde kalem, kitap parası kazanmaya, haram bildiğine el uzatmadan yaşamaya, geçinmek için emekli olduktan sonra bile çalışmaya mecbur insan vardır her yanımızda. Sokakta çöp toplamaya, tarlada 40 derecede güneşin altında ırgatlık yapmaya, fabrikada kalabalık ortamda, evinde kalamadan çalışmaya mecbur insan çoktur.

İkinci tip

Bir de ikinci tip “Mecbur İnsan” vardır. İlkinin emeğinden geçinmeye, sırtından semirmeye, hak yiyerek büyümeye mecburdur bu tip. İlki yoksa, o da yoktur. Çalışmış, iyi eğitim almış, umutları olan milyonlarca gencin hakkını, araya soktuğu “büyükler”le, “dayılar”la, parti, mafya ve tarikat erbabıyla iş tutup yemeye mecburdur kimisi. Çünkü başka türlü, hakkıyla gelemez oraya.

Haksız ihalelerle halkı soyup soğana çevirenler, serpilmek için kirli ellerini ovuşturanlar, emekçinin sırtından sofra kuranlar mecburdur böyle olmaya. Tufeyliler sınıfıdır çünkü.

Kendi emeğiyle, hakkıyla asla gelemeyeceği konumlara ulaşan idarecilerin de; başkasının gücüne dayanarak, daha atanırken başkalarının hakkının yenmesini adalet sayarak yaşayan insanın da mecburiyetleri vardır. Kendini, gelirken değil, geldikten sonra kanıtlamalıdır. Kraldan çok kralcı olmalı; görevini adalet ve hukuk ilkesine göre değil, getirene göre icra ettiğini göstermelidir. Mecburdur.

Öyleyse ikinci tip “Mecbur İnsan”, sırtını bir duvara dayamadan ayakta duramaz. O duvar her zaman en güçlü olduğu düşünülenin duvarıdır. Yalnızlığı bile göze alıp ilkelerinden ödün vermeden, hak yemeden dik durmayı becerebilmekse duvar değil, omurga meselesidir.

Yaşar Kemal’in Mecbur İnsanı

İşte burada üçüncü tip “Mecbur İnsan” devreye girer. Bu tip, büyük yazarımız Yaşar Kemal’in ısrarla vurguladığı, yalnız kalsa bile itiraz eden insandır. Doğru bildiği ilke için her bedeli göze alarak mücadele eden insan tipidir bu. Tek kalsa da, başına sürgün, mahpusluk ya da ölüm geleceğini bilse de mecburdur. İtiraz etmeye, halk ve hak yolunda durmaya, zulme karşı gelmeye.

1988’de Nedim Gürsel’in sorularını yanıtlar Yaşar Kemal. Orada da çizer altını, “Dünya öküzün boynuzunda değil, mecbur adamın sırtında duruyor”, sözleriyle. Ne güzel; demek ki ikinci tip, sırtını başkasına dayıyor; birinci ve üçüncü tip mecbur insan ise dünyayı sırtında taşıyor. Birinci ve üçüncü tip mecbur insanın ortak yanıdır bu. Sırtını başkasına dayamaz, çorbasını emeğinin dışından gelen malzemeyle kaynatmaz. İşte İnce Memed de, Anadolu’nun halk deneyiminden, itiraz geleneğinden yükselen bu üçüncü tip mecbur insanın yansımasıdır. Ülkemizde ve dünyada milyonların İnce Memed’i bunca sevmesi, kuşaklar boyu sahiplenmesi tesadüf mü?

Bu topraklar, Yaşar Kemal’in anlattığı türde mecbur insan verimiyle bilinir. “Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin” diyerek meydan okuyan Namık Kemal, mecbur insandır mesela. Mustafa Kemal de mecbur insandır. Rütbesi sökülecekmiş, padişah ve işgalci güçler canını isteyecekmiş. Geçiniz; yine de kurtuluşu ve kuruluşu örgütlemeye mecburdur. Hiçbir güç, mecbur insanı durduramaz. Nâzım Hikmet’ten Aziz Nesin’e, Rıfat Ilgaz’dan Behice Boran’a, İlhan Selçuk’tan yazdıkları nedeniyle cezaevinde tutulan iki Barış’a (Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan) kadar bu hep böyledir.

Bundan olsa gerek, üçüncü tip hep baskı altına alınmış, birinci tiple buluşması engellenmeye çalışılmıştır. Parazitleşmiş ikinci tip, elinde tuttuğu güçle üçüncü tipi sindirebileceğini düşünürken; ilk tipteki insanı da yokluğa, sefalete, ölüme mecbur bırakarak düzenin kaymağını yer. Bunca bereketi üreten emekçiye yoksulluğunu nasıl kabul ettirecek? İşte orada da maddi sömürüyü duyguların sömürüsü tamamlar. Emekçinin vatan, millet, bağımsızlık sevgisini, kendi sahte milliciliğiyle soğurur ikinci tip; halkın içinde bulunduğu sefaletin bu dünyada bir sınav, alnına yazılı kader olduğu fikrini aşılamak için de din sömürüsünü alır eline, sürdürür saltanatını.

İkinci tipe kızmayın; o, buna mecburdur. Asıl soru, “İkinci tipin maskesini düşüren, birinci tipin yanında yürüyen üçüncü tip niye azaldı” sorusudur.


Yazarın Son Yazıları

Konuşmayalım mı? 1 Ağustos 2020
Bitmeyen mağduriyet 25 Temmuz 2020
CHP kurultayı 22 Temmuz 2020
Ayasofya ve yeni durum 15 Temmuz 2020
Yeni sistemle iki sene 11 Temmuz 2020
Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020
İktidarcılık 20 Haziran 2020