Deniz Yıldırım

George Floyd ve Amerika’nın çakışan krizleri

03 Haziran 2020 Çarşamba

Siyahi Amerikalı George Floyd, polis şiddetinin son kurbanı oldu, öldürüldü. Nedeni ırkçılık, ayrımcılık; yapanın kendisini ülkesinin asıl sahibi gibi hissetmesine yol açan siyasal düzen. Sonuç mu? Amerika bir haftadır ayaklanmalarla kaynıyor.

Amerika’da ırk ayrımcılığı ve polisin siyahlara uyguladığı şiddet de buna karşı protestolar da yeni değil. Martin Luther King Jr.’un başlattığı adalet ve eşitlik mücadelesi bu ayrımcılığı bitirmek için değil miydi? Bugünkü protesto dalgasının 68’de King’in öldürülmesinden sonra yüzeye çıkan öfke patlamasıyla benzer olduğunu not edelim öncelikle.

Niye bu dozda? Sanırım çakışan krizler nedeniyle. Amerika bir yandan koronavirüsle mücadele konusunda dünyada en kötü sınavı veren ülke. 100 binden fazla ABD vatandaşı hayatını kaybetti. Açık ara, ölümlerde birinci sırada. Piyasalaştırılmış sağlık, zengini koruyan eşitsiz sistem sonuçlarıyla açığa çıktı.

Diğer yandan siyahların virüse yakalanma oranı, beyazların kat kat üstünde. Daha yoksullar, testlere ve tedaviye kamusal olarak erişemiyorlar, dışarıya çıkıp çalışmak ve toplu taşıma araçlarını kullanmak zorundalar. Bazıları devasa evlerde, saraylarda yaşarken, onlar sıkışık evlerde, kalabalık nüfusla barınmak zorundalar. Dolayısıyla, ırk ayrımcılığına dayalı sistemle sınıf ayrımcılığına dayalı sistem üst üste çakışmış durumda. Koronavirüs bu sınıfsal gerçeği nasıl açığa vurduysa, George Floyd’un katledilmesi de bu siyasal gerçeği yeniden gözler önüne serdi. İki öfke birleşti; mecrada biriken su çoğaldı, önündeki baraja yüklenmeye başladı.

Trump’ın çözümleri

Yönetenler ne yapıyor? Trump, iktidara, Amerika’yı yeniden eski gücüne döndürme vaadiyle geldi. Amerika’nın güç kaybettiğini, rakiplerin çıktığını biliyordu. Dışarıdaki tabloyu bırakalım şimdilik; Trump sonrası Amerikan egemenlerinin ülke içinde sorun çözücülük kabiliyetleri ne durumda? Çünkü hegemonya dediğimiz şey, içeride ya da dışarıda fark etmez, sorunları çözebildiğini gösterebilmekle de ilgili.

Sağlık krizi Amerika’yı vurmuş; ciddiye bile almayan bir yönetim görüntüsü var haftalardır. Üstüne ekonomik kriz yayılıyor. İşsizlik patlamış durumda. Açıktan bunları çözemeyince, iç ve dış düşmanlar arıyor Trump yönetimi. Sabah Twitter’la, sosyal medyayla kavga ediyor; akşam Çin’i adres gösteriyor. Yani kendi sorun çözememe halini, “iç ve dış tehditler bizi engelliyor” mazeretiyle gizlemeye çalışıyor. Şimdi George Floyd’un öldürülmesinin ardından başlayan protestolara karşı da eline İncil’i alıp kameralara poz veriyor. Üstüne de protestoların yayıldığı eyaletlerin yöneticilerine, “siz çözemezseniz ben askeri yollarım” diyor. Güvenlikçi sorun çözücülükle, “mülkiyet”e ve beyaz Amerikan üstünlüğüne el uzatanlara karşı kurtarıcı Leviathan edasıyla, kendi tabanını güçlendirmeye çalışırken her itirazı, protestoyu da bir suç haline getiriyor.

Haklısınız, dünyanın her yerinde, sorun çözemeyen iktidarların elinde genelde aynı kozlar, aynı ezberler var. Kitlelerin bir kısmının buna gönüllü itaati, desteği varsa neden olmasın ki? Ancak bu tek başına hegemonya kurmaya yetmiyor. Hegemonya, karşıtlarının da belirli oranda pasifleştirilmesine, rızalarının kısmen kazanılmasına dayanıyor. Oysa Amerika’da bu bölünme derinleşiyor.

Temsil krizinin işaretleri

İşte bu da diğer krizle çakışmaya işaret ediyor: Taleplerini, tepkilerini akıtacak siyaset kanalı bulamayan kesimlerin derinleşen temsil krizi. Amerikan siyaseti, tekellerin, elitlerin hâkimiyetinde. Ne kadrolar ne de program bakımından bunların denetiminin dışına çıkılmasına izin verilmiyor. Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Parti arasında çok fark yok; pinpon topu gibi, yıllardır bir o kanatta iktidar, bir de diğer kanatta. Ancak uzun süredir işler yolunda değil. Toplumun diğer bölümü uyanıyor, rahatsızlığı artıyor. Occupy, “İşgal Et” hareketlerinin 2008 krizi sonrasında yükselişi hatırlarda. Temsil krizinin işaretleriydi. Kitleler, özellikle yeni kuşak gençler, iki parti arasına sıkıştırılan siyaset çıkmazının yeni kanallarla genişletilmesini, finans tekellerinin siyasi hâkimiyetine el uzatılmasını istiyor. Daha fazla sosyal adalet, daha fazla demokrasi, özgürlük talebiyle. 

Bunu en iyi Bernie Sanders okudu. Programını, vaatlerini buna göre şekillendirdi. Trump’a karşı Demokratlar’ın en güçlü adayı olarak başlamıştı bu yılki önseçim sürecine. Bir süre önde de götürdü. Sonra ne mi oldu? Amerikan müesses nizamının Demokrat Parti kanadı, “Sanders, Trump’tan tehlikeli” mantığıyla hareket edip aday adaylarını Sanders’a karşı birleştirdi ve sahneye Joe Biden’ı çıkardı.

Hal böyle olunca sokak siyasetinin yükselmesi şaşırtıcı değil. Kurumsal temsili siyaset, giderek yoksullaşan, gelecek umudunu yitiren, ırkçılığa veya ayrımcılığa maruz kalan geniş kesimler açısından bir hayal kırıklığı yarattıkça, sorunları çözmek yerine derinleştirdikçe, bu kesimlerin tepkileri, öfkeleri akacak yeni mecralar arıyor, radikalleşiyor. Çaresi şiddet, baskı değil; daha fazla demokrasi, adalet ve hakça bölüşüm.


Yazarın Son Yazıları

Konuşmayalım mı? 1 Ağustos 2020
Bitmeyen mağduriyet 25 Temmuz 2020
CHP kurultayı 22 Temmuz 2020
Ayasofya ve yeni durum 15 Temmuz 2020
Yeni sistemle iki sene 11 Temmuz 2020
Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020
İktidarcılık 20 Haziran 2020