Deniz Yıldırım

Gençlik ve yeni aydınlanma

20 Mayıs 2020 Çarşamba

Filozof Kant, “Aydınlanma nedir” sorusuna en özlü yanıtlardan birini geliştirmişti. 1784 yılında yayımlanan makalesinde, “Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır… Sapere aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster sözü, şimdi Aydınlanma’nın parolası olmaktadır” diyen Kant, iki boyutun altını kalın kalın çizmiş oluyordu. 

İlkin, insan, esareti için başkalarını suçlamak yerine, önce özgürlüğünü teslim ettiği için kendi suçuyla yüzleşmeliydi. Özeleştiri ve uyanış, eleştiriden önce gelmekteydi. İkincisi, insan, bu özeleştiriden hareketle aklını kullanmaya başlayıp yeniden olgunluğa eriştiğinde, bu aklı kendisine saklamamalı, her şeyi kamusal olarak eleştirebilmeliydi.

Öyleyse Aydınlanma, özeleştiri ve eleştiri bütünlüğüydü. İnsanın önce kendi esaretini fark etmesi bireysel bir uyanıştı; sonrası, kamu önünde açıkça ve eleştirerek fikir beyan etme cesaretiydi. İlki bireysel, ikincisi kamusaldı. Kendisine saklanmış, kamudan soyutlanmış bir akıl, aydınlanma sürecinin eksik halkası olarak kalırdı.

Bu yüzden olsa gerek, Kant aynı makaleye, “Aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez; ve bunun için gerekli olan özgürlük de özgürlüklerin en zararsız olanıdır: Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apaçık olarak kullanmak özgürlüğü” satırlarını ekliyordu. Yani, Aydınlanma, düşünce ve ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü savunmalıydı. Akıl, kitlelere kamusal olarak ulaşmakta, tartışmakta, eleştirmekte engellerle karşı karşıya bırakılmamalıydı.

Öyleyse serbest tartışmanın, farklı fikirleri konuşmanın, eleştirel düşünceyi yaymanın önüne geçen her anlayış, özünde Aydınlanma karşıtıdır. Kant’ın düşünce ve ifade özgürlüğünü Aydınlanma sürecinin merkezine yerleştirmesinin bu açıdan anlamı büyüktür.

Nereden mi aklıma geldi bunlar? Dün bayramdı; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı. Ülkemizde genç nüfusun toplam nüfus içindeki ağırlığı ortada. Gelecek kaygısı, işsizlik, ekonomik sorunlar birçok gencin en büyük endişesi.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün önemi

Diğer yandan ülkemizde eleştirel fikirlere, düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne karşı ağır bir sindirme, susturma kampanyası da yürüyor uzun süredir. İktidar, medyanın çoğunluğunu ele geçirdi; eleştirel görüşleri susturdu. Şimdi aynı kampanya sosyal medyaya karşı yürütülüyor. İşler iyiye giderken sessizlik istemez kimse; işlerin daha da kötüye gideceğini; sorunları çözemediğini düşünen her iktidar gibi, bu iktidar da kurduğu yeni düzenle uyumlu olacak şekilde, farklı sesleri sindirmeye, susturmaya, korkutmaya çalışıyor.

Demek ki Aydınlanma karşıtı bir ortam, aklın kullanımını sınırlayan, sessizleştiren bir basınç, etkilerini en üst seviyeden hissettiriyor. Burada anlattığımız haliyle Aydınlanma düşüncesine karşıtlık, bir iktidar stratejisi olarak iyiden iyiye yerleşiyor.

İşte tam da böyle bir ortam umutsuzluğa sevk edici gibi gelse de böyle bakmamak gerek. Sosyal Demokrasi Vakfı’nın (SODEV) gençler üzerine bir araştırması ile karşılaştım dün. 19 Mayıs dolayısıyla yayımlandı. Söz konusu, “Türkiye’nin Gençliği Araştırması” raporuna göre, farklı görüşlerden, dünyaya farklı siyasal pencerelerden bakan gençlerin yüzde 68.3’ü “düşüncelerini özgürce ifade edebilmeyi” çok önemli gördüğünü belirtmiş. Hatta rapora göre, gençlerin düşünceyi ifade etmeye ve başkalarının düşüncelerini ifade etmesine verdikleri önem, partiler üstü bir seviyede ve oldukça yüksek.

Tüm sorunlar çözülür; ancak konuşmanın, tartışmanın yerini suskunluk ve korku aldığında, bırakın çözümleri konuşmayı, sorunları adlandırmaya bile çekinir insan. Nitekim böyle oluyor. Gençler durumun farkında. Gençlik korkmadan konuşmak, düşüncelerini iletmek, tartışmak, eleştirebilmek istiyor. Gençlik, bu yönüyle yeni bir Aydınlanma istiyor. Öyleyse düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmak, yeni Aydınlanma mücadelesinin en önemli bileşeni bugün. Aynı şeyleri savunmak, aynı şeyleri düşünmek zorunda değiliz. Ama konuşmak, tartışmak, birlikte çözümler üretmek zorundayız.

Geleceği belirleyecek gençleri konuşamaz, eleştiremez, üretemez hale getirmek; korku iklimini hâkim kılmak bir fayda getirmiyor. Gençlerin sorunları, korku ikliminde azalmak bir yana, çoğalıyor. Bu tabloyu aşmak, her yurttaşın ve siyasetin görevi olmalı.


Yazarın Son Yazıları

Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020
İktidarcılık 20 Haziran 2020
Tek sorumlu yurttaş mı? 17 Haziran 2020
Mecbur insanlar 13 Haziran 2020
İmza 10 Haziran 2020
Ada 30 Mayıs 2020
Sosyal üzerine 27 Mayıs 2020
Gemi 16 Mayıs 2020