Deniz Yıldırım

Dava insanları

24 Haziran 2020 Çarşamba

İktidar, baroları bölmek istiyor. Gerekçe diye sundukları da şu: “Temsil adaleti yok”. Gerçek nedense oldukça açık: İktidar, sözün, eleştirinin, hukuksuzluk karşısında uyarının etkisinin, kısacası savunmanın örgütlü gücünün kırılmasını istiyor. Kendi projen etrafındaki birliği pekiştir; itirazı olanların arasındaki birliği dağıt. Hep aynı taktik. Baro yönetimleri bu iktidarın yaptıklarını amasız, fakatsız destekleyen, hukuksuzluk oldu mu ses çıkarmadan işine bakan kadroların elinde olsaydı, bu değişiklik ve bölme hamlesi yine de gelir miydi? Elbette gelmezdi.

Demek ki yine aynı sonuca ulaşıyoruz: İşine gelince sandık demokrasisi, işine gelmeyince “temsil adaletsizliği”. İktidar temsil adaletsizliklerinden bu kadar rahatsız madem; siyasal alandan başlasın değişikliklere. İndirsin seçim barajını, sağa sola kayyım atama, görevden alma, iş yaptırmama, hedef gösterme kampanyalarından da vazgeçsin, yüzde 51 oyla gelip geri kalan yüzde 49’u yok saymasın; onların temsil gücünü de her alanda, her kurumda kayırma olmadan sağlasın; görelim temsil adaletsizliği karşısındaki ilkeli tutumu.

Ancak meselenin bu olmadığı ortada. “Barolara seçimle istediğimiz yönetimleri getiremiyoruz, bari bölelim; böylece iktidarın işaret ettiği baroya üye olmamayı da bir tür kayıt tutma yöntemine dönüştürelim.” Geldik mi son yazıdaki yere? Mesele demokrasi değil; iktidarcılık. “Bize yarayana kadar” anlayışı. “Demokrasi bir araç” diyen mantığın günümüze uzanışı.

Oysa çok ilginç; başkanlık sistemine geçişi nasıl savunmuştu iktidar? “Çok başlılık oluyor, istikrar bozuluyor. Tek başlılık hız ve istikrar getirir.” Şimdi barolar için neyi savunuyorlar? “Baroları bölelim, isteyen istediğine üye olsun.” Siyasal sistemde teklik, barolara gelince çokluk. İlkeler değil, iktidarın işine neyin yaradığı önemli.

Çokça yazdım bu köşede; demokrasi iki ayaklıdır. Bir ayağı göreve gelme ve ayrılma yöntemidir; yani seçimdir. Diğer ayağı ise göreve geldikten sonra iktidarın nasıl kullanıldığıdır; yani temel hak ve özgürlüklere saygı, kendi gibi olmayana, düşünmeyene çoğunluğa geçme, itiraz etme, eleştirme ve değiştirme olanağını açık bırakmaktır; yani işleyiştir.

Demokratik haklara saygı

Barolarla ilgili olarak, seçim sonuçlarına saygı duyulmaksızın yasa değişikliği getirilmeye çalışılması, demokrasinin göreve gelme yöntemine dair bir rahatsızlığın dışavurumu; bu kesin. Ama ya işleyiş kısmı? Baro başkanları, barışçıl bir şekilde Ankara’ya yürüdü. Anayasaya göre barışçıl gösteri, toplantı bir hak. İnsanlar niye gösteri yapar? Seslerini duyurmak, kamuoyu oluşturmak için. Ankara’ya geldiler, yürümeleri engellendi. Anıtkabir’e gidişlerinin önü kesildi. Sonunda izin verildi mecburen de; ilk engel niyeydi? Demek ki barışçıl yollarla kamuoyu oluşturulması, haklı bir konuda insanların seslerini toplumsal muhalefet yoluyla halka duyurması istenmiyor. Önü kesilen sadece baro başkanları değildi; demokratik muhalefet hakkıydı aynı zamanda.

Asıl soru şu öyleyse: Baro başkanları, savunma makamı niye yürüsün; bu eziyeti niye çeksin? Kendileri için mi? Hayır. Hepimiz adına savunma hakkını iktidar denetiminden korumak istiyorlar. İktidarın bu hamlesinde, daha büyük adaletsizliklerin topluma yaşatılacağının, toplumun savunmasız bırakılmak istendiğinin ipuçlarını buluyorlar. Bu kadar açık; bugüne dönük değil, kendi konumlarına göre de değil. Kamusal çıkara ve geleceğe dönük bir sorumluluk bu.

Demek ki sadece dava dosyalarıyla ilgilendikleri, davalarda savunma görevi üstlendikleri için değil; toplumun ve devletin hukuk temelinde işleyişini güvence altına almak, savunma hakkını iktidar ya da partiler denetimine sokmamak gibi bir kamusal davaya yüreklerini koydukları için de “dava insanları” var karşımızda.

Yalnız belirtmek gerek: Bu dava insanları, kupon arazi, ortak kullanım alanı, tarla, bahçe kapatıp gökdelen dikerek; milletin geçmediği yolun, köprünün parasını yine millete ödeterek; parti, tarikat bağıyla bir yerlere gelerek ve bütün bu yapılanları da “din iman, bayrak ezan” sloganlarıyla gizleyerek millete dava diye sunmuyorlar. Yolları Ankara’ya; Ankara’da da Anıtkabir’e çıkıyor. Anadolu’nun ve Trakya’nın dört yanından Ankara’ya gelerek birleşenlerin dava gerçeği budur.


Yazarın Son Yazıları

Konuşmayalım mı? 1 Ağustos 2020
Bitmeyen mağduriyet 25 Temmuz 2020
CHP kurultayı 22 Temmuz 2020
Ayasofya ve yeni durum 15 Temmuz 2020
Yeni sistemle iki sene 11 Temmuz 2020
Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020
İktidarcılık 20 Haziran 2020