Deniz Yıldırım

Ayaktakiler ve oturanlar

09 Eylül 2020 Çarşamba

Vaka sayıları hızla artıyor. Normalleştik ne de olsa! Kurban Bayramı’yla birlikte virüsün bütün ülkeye dağılmasının sorumluluğu mu? Karıştırmaya gelmez konular. Ama insanız; sorguluyoruz. Haliyle sesler çoğalıyor, iktidarın açıkladığı verilere ve virüsle mücadele politikasına güven de aşındıkça aşınıyor.

Bir çare lazım; her iktidarın önünde iki seçenek vardır: İlki sorunu çözmek; ikincisi, çözemeyecekse, sorunu ve sorumluluğu başkalarına yüklemek. İktidar ilkini yapamıyor; nedeni bozuk ekonomi; düzeltiyorum, bozdukları ekonomi. İşsizlik artacak diye işten çıkarma yasak; ekonomi çökecek diye emekçiyi virüslü ortama, toplu taşımaya mecbur bırakmak serbest. Özgürlükler ülkesi…

İlkini yapamayınca, ikincisine mecbur kalıyor iktidar da. Sorumluluğu başkalarına yüklüyor. Pazartesi akşamı Erdoğan kameraların karşısına çıktı ve toplu taşımada ayakta yolcu alımını kesin olarak yasakladıklarını ilan etti. Demek ki virüs, “normalleşme” adı altında alınan kararlardan, patronların kârları daha fazla düşmesin diye emekçiyi işyerine gitmeye mecbur bırakmaktan değil; toplu taşımaya ayakta yolcu alanlar, bir de ayakta olduğunu bile bile araca binenler, yani geniş halk çoğunluğu yüzünden yayılıyor!

İyi, güzel de insanlar niye virüse rağmen toplu taşıma aracına, hem de ayakta biner? Açık değil mi? Herkesin otomobili yok. Araç fiyatları uçtu, vergiler iktidarın en önemli geliri; yakıt deseniz, cep yakıyor. Kaldı ki bu ülkede halkın ortalama geliri asgari ücretin biraz üstüyle biraz altında gidip geliyor. Bu ortamda işe gitmeye mecbur bırakılan, servisleri de kesilen emekçiler elbette toplu taşıma kullanacak.

Makam araçları

Diyebilirsiniz ki toplu taşıma araç sayıları artırılsın. Doğrudur; ancak İstanbul’un sorunu yapısal. Türkiye nüfusunun beşte biri İstanbul’da yaşıyor. Oysa yüzölçümü bakımından İstanbul 64. sırada; yani Türkiye’de kilometrekareye 108 kişi düşerken, İstanbul’da bu sayı 2 bin 987, kısaca 3 bin. Neredeyse 30 katı. Bu artışta son 10 yılın da büyük payı var. Ne oldu son 10 yılda? Ürünü, emeği para etmeyen Anadolu, İstanbul’a akmayı sürdürdü; ekmek parası için. Ve iktidar, ülkenin ekonomik gelişimini inşaat rantına bağladı; taşa toprağa bina, gökdelen ve AVM yaptı. Adım atacak yer bırakmadı. Bu ortamı yaratanların payı yok; halkı şu sağlıksız koşullarda toplu çalışılan, salgının yuvası olarak işleyen işyerlerine gitmeye mecbur bırakan politikanın payı yok; ne yapalım? Toplu taşımada ayakta yolcu alımını yasaklayalım.

Oysa İstanbul İstatistik Ofisi’nin verilerine göre, İstanbul’da belediyenin toplu taşıma araçlarından yararlananların sayısı 31 Mart’ta 1 milyon 24 bin 248’di; temmuz sonunda sayı 3 milyon 700 bini geçti. Artış oranı yüzde 264. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin geçmiş yıllardaki raporlarına göre, minibüs ve dolmuşlara da günde ortalama 1.7 milyon kişi biniyor. Bu sayıyı da ekleyin. Ne değişti de halk şimdi yeniden toplu taşımaya yöneldi sizce? İktidarın her şey bitmiş, sorun geçmiş havasıyla başlattığı “normalleşme” kampanyası nedeniyle olabilir mi? Ayasofya’da on binlerle yapılan siyasi gösterinin, Giresun’da milleti çay kapma yarışına sokan sıkışık mitinglerin payı yok elbette; İstanbul’da işine geç kalmamak, ekmek parası kazanmak için toplu taşımaya ayakta binmeyi göze alan emekçilerin sorumluluğu var! 

Hayır sevgili halkım, siz niye zenginleşmediniz, eş-dost bulup makamda bir koltuğa, makam aracında arka koltuğa kurulacak şartları zorlamadınız ki? Öyle ya, ülkeyi yönetenlerin birden fazla makam uçağı ve araçları, onlarca araçlık koruma konvoyları var; idarecilerin makam aracı sayılarında dünya rekoruna güreşiyor ülkemiz. Koltuklarda ve makam araçlarında oturanlar kaynakları halk için kullanmıyor; eş dost, akraba ve yandaşa geçiş garantili ulaştırma ihaleleri sağlıyor ve parasını da emeğiyle geçinen çoğunluk, vergisiyle ödüyor diye, bütün sorumluluk ayakta gidenlerde mi? Sorun ayaktakiler değil, koltuklarda oturanlardır. Otobüse, dolmuşa erken bindiği için oturma şansı bulanlar sanmayın; oturanlar makamlardadır.


Yazarın Son Yazıları

‘Beyin göçü’ 25 Kasım 2020
Yeniden yol ayrımı 21 Kasım 2020
Aşı herkesin hakkıdır 18 Kasım 2020
Trump’sız Trumpizm 7 Kasım 2020
Ekmek, çay, çanta 31 Ekim 2020
Geçinemeyenler 28 Ekim 2020
Kar ve Kars 10 Ekim 2020