Deniz Yıldırım

Ada

30 Mayıs 2020 Cumartesi

Ortaçağın günbatımında insan yeniden özneleşir; kurtuluşu kendinde, bu dünyada aramaya başlar. Ütopyalar böyle dönemlerin ürünüdür. Bir yandan, olmayan yerdir, bir yanıyla da olması arzu edilen yer.

İlginçtir; daha iyi bir devlet düzeni, daha adil bir toplumsal hayat düşleyen fikir insanları, yaşadıkları dünyanın dışında bir yer inşa ederler zihinlerinde. Akıllarında inşa ettikleri bu yeni düzeni, uzak ve korunaklı bir coğrafyaya yerleştirirler. Genelde de adalar, ütopyaların ideal mekânı olarak kurgulanır.

Thomas More’un Ütopya’sından bu yana bu büyük oranda böyledir. Değerli aydınımız Akşit Göktürk, 1973’te ilk baskısı çıkan Ada-İngiliz Yazınında Ada Kavramı başlıklı kitabında bu tercihi açıklarken, “Her ada, bir bakıma bütünden ayrılmış, dünyayı ya da anakarayı uzağında, dışında bırakmıştır” saptamasına yer verir. Çünkü, “adada yaşayan bir kimse için, dört bir yanını çepeçevre kuşatan denizlerin ötesindeki dünya, ‘dışarı’dır”.

Öyleyse daha iyi bir yaşamı arzulayan düşünürler, içinde yaşadıkları dünyaya dışsal, içinde yaşadıkları koşullardan daha iyi bir mekânı yine bu dünyada, adalarda inşa etmiş; hem de bu uzak mekânda korunaklı bir ideali yaşatmanın yollarını aramışlardır. Elbette fikri düzeydedir bu inşa; ancak hayal gücünün ve insanın iradesinin talihine hükmetmeye başlamasının da kapısını açan devrimsel bir değişimdir bu.

Tam da bu nedenle, zihinlerde anakaranın dışında bir Ada’da inşa edilen düzen, çoğu zaman hayallerdeki düzenin de bir yansımasıdır. Ada’daki inşaya, kurulan düzene, ilişkilerin dizilişine bakmak; birilerinin hayallerindeki düzeni anlamanın da anahtarıdır.

Nereden geldim bu konulara? 27 Mayıs’ta Yassıada’nın adı değiştirildi, Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak…

Darbeler olmasın, siyasetçiler idam edilmesin, memleket askeri ya da sivil baskı rejimleriyle yönetilmesin, gerçek anlamda demokratik bir düzene kavuşalım. Buraya kadar tamam. Asıl mesele, başta belirttiğim konuyla bağlantılı. Dedim ya, ütopyacı gelenek bize bir mesaj veriyor: Bir Ada’ya bakın, bir Ada’nın nasıl hayal edildiğine, ekonomiden tutun da sosyal ilişkilere kadar nasıl düzenlendiğine göz atın; inşa edenlerin hayallerindeki dünya tasarımını da anlarsınız.

Yassıada

Bu gözle bakıyorum yeniden inşa edilen Yassıada’ya. Yemyeşil ada beton yığınına dönmüş. Her yere bina dikilmiş, en görünen alanlara beton dökülmüş. Ağaca kıy, toprağı tüket, betonu yığ. 18 yıldır karşı karşıya olduğumuz ekonomi modelinin, yerin altını da üstünü de ranta açarak büyümeye, belirli kesimleri büyütmeye çalışmanın izleri var Ada’da. Fotoğraflar, görüntüler ve önceki haliyle karşılaştırmalı tablosu ortada.

Yassıada’nın ekonomik görüntüsünün ranta ve inşaata dayalı olması, ütopyalardaki Ada tasarımlarından yöntem olarak da içerik olarak da farklı. Yöntem farklı; çünkü yaşanan dünyadaki, ülkedeki gerçekliğe dışsal, zıt bir durum yok ortada; içsel olanın, yaşadıklarımızın uzantısı. İçeriği de farklı; çünkü ütopya eserlerinde adalar için daha adil, daha eşitlikçi bir ekonomi ve kentleşme modeli öneriliyor; toprağa sahip çıkılıyor.

Ekonomik açıdan dışsal değil ama iktidar koalisyonunun ideolojik ve siyasal tercihleri açısından dışsal olduğu kesin bu Ada’nın. Belirttim; yaşanan gerçeklikle bir zıt dünya kurulur Ada’da, gerçek hayata dışsallaştırılır. Ada’ya verilen isme bakalım: Demokrasi ve Özgürlükler Adası. Yaşanan dünyada/ülkede demokrasi geriliyor; tek kişinin denetimsiz egemenliği pekiştikçe pekişiyor, hukuktan muaf/istisna kılınan suçlar, kesimler artıyor; korku, sansür, baskı altında özgürlüklerin alanı iyice aşınıyor. Ama adaya verilen isim Demokrasi ve Özgürlükler. İşte bu kez dışsallık başarılmış; var olan halin tersi, dışında bir durum, Ada’ya hiç değilse isim düzeyinde yansıtılmış.

İsim düzeyinde diyorum; çünkü öze yine yansımamış. Biçim, içerikten bağımsız değil. Demokrasi, özgürlükler bu ülkedeki tüm yurttaşları, görüşleri ilgilendirir. Fakat bakıyoruz; iktidar koalisyonu dışındaki hiçbir parti, görüş, temsilci Ada’nın açılışında yok. Davet edilmedikleri görülüyor. Muhalefet yok. Farklı partilerden, görüşlerden muhalefet güçlerini Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda görmek istememek, muhalefete tahammülsüzlüğün, iktidarın amaçlarına hizmet eden partilerin dışındakilere kapıları kapatmanın göstergesi değil mi? Ölçü demokrasi ve özgürlükler mi, iktidarın izinde olmak mı bu durumda?

Yanıt belli: Yeni Ada, ülkeyi yönetenlerin kafalarındaki Türkiye ütopyasının küçük bir özeti sadece.


Yazarın Son Yazıları

Konuşmayalım mı? 1 Ağustos 2020
Bitmeyen mağduriyet 25 Temmuz 2020
CHP kurultayı 22 Temmuz 2020
Ayasofya ve yeni durum 15 Temmuz 2020
Yeni sistemle iki sene 11 Temmuz 2020
Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020
İktidarcılık 20 Haziran 2020