Deniz Yıldırım

40 yıl sonra 12 Eylül

12 Eylül 2020 Cumartesi

Askeri darbeler, siyasal kurum ve yapıları demokratik olmayan yollardan tasfiye eder, iktidarı değiştirir ya da iktidara el koyar. Oysa 12 Eylül sadece bir askeri darbe değildir. Darbeyi yapan askerdir; askeri darbe denmesi bundandır elbet; ancak eylemi gerçekleştiren kadar eylemin sonuçlarına da bakmak gerekir. Yani kimlere yaradığına da bakmak. Bugün darbenin 40. yıldönümü, gelin birlikte bakalım.

12 Eylül bir sermaye darbesidir. İşçi sınıfı, kamu emekçileri, ürünü para etmeyen köylü uyanmış, sosyal bilinç, hak ve örgütlenme düzeyi 1960’lı yıllardan itibaren hiç olmadığı kadar artmıştır. Bu ortamda 70’li yıllarda derinleşen krizde, sermaye kesimi düşen kârlarını eski anayasal düzenle telafi edememiştir. İşçilerin sendika, grev, toplusözleşme haklarını da bu koşullarda engel görmüştür. Darbenin ilk yaptığı işlerden birisi sendikaları kapatmak, grevleri yasaklamak, sendika ve toplumsal örgütlenmelerin liderlerini tutuklamak olmuştur. Dönemin sermaye kuruluşlarından birinin liderinin, “bugüne kadar işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde” demesi boşuna mıdır? Bugün işçiler gerçek sendikalardan yoksunsa, iş cinayetleri rekor kırıyorsa, işçiyi sermaye karşısında yapayalnız bırakan o darbenin de ürünüdür.

12 Eylül, halkın bu dünyada da kurtuluşun mümkün olduğuna inanmaya, bunun için demokratik hak ve özgürlüklerine sahip çıkmaya başladığı laik koşullara da müdahaledir. Halkı aydınlatan kurumlar, aydınlar, kalemler adım adım şiddetle kırılmıştır. Toplum öncüsüz bırakılmış, dünyevi kurtuluş örgütlenmelerinin yerini, halkın yoksulluğunu, inançlarını sömüren tarikat yapıları almıştır. 12 Eylül, Türk-İslam Sentezi aracılığıyla toplumsal örgütlenmelerden tutun da ders kitaplarına ve eğitim müfredatına kadar müdahale etmiş, Atatürk’ün arkasına gizlenerek Atatürk düşmanlığı yapmıştır. Büyük kentlerin yoksul semtlerinden yükselen siyasal İslamcılık, bugün yüzde 50’lere hitap eder hale geldiyse, her şey bir günde mi olmuştur? Türkiye bugün Atatürk düşmanı tarikat yapılarının açıktan koalisyon kurduğu bir ülkeye döndüyse bir günde mi olmuştur? Fethullahçı çete, devleti bir günde mi ele geçirmiştir? 12 Eylül, siyasal İslamın önünü, örgütlenme zeminini açmıştır. 

Cumhuriyetin Sol Eli

12 Eylül darbesi, Amerikan emperyalizminin de yüzünü güldürmüştür. Darbe öncesinde Afganistan Sovyet işgalindedir; İran’da Amerika karşıtı İslamcı Devrim olmuştur ve Amerikan istihbaratçıları, Türkiye’de de Amerikan karşıtı bir düzen kurulmasını engellemeyi hedeflediklerini, bunun için de solu ezip siyasal İslamı güçlendirmeyi istediklerini, Yeşil Kuşak projesini defalarca ilan etmişlerdir. 12 Eylül döneminde CIA Ortadoğu İstasyon Şefi olan Graham Fuller’in 2004’te Vatan gazetesinde çıkan söyleşisini hatırlayalım, Türkiye’yi Yeşil Kuşak projesinin içine niye kattıkları sorusunu şöyle yanıtlar: “Çünkü Türkiye’de çok kuvvetli bir sol vardı... Ve Türkiye’de İslam, komünizme karşı çok efektif değildi. İslam zayıf (siyasal İslamı kastediyor) ama solculuk güçlüydü.”

Bakmayın siz komünizm dediğine. Daha genel olarak, çağdaşlıktan yana, aydınlanmacı, aklını başkalarına kiralamayan, özgür iradeli insanlar yetiştiren Cumhuriyetin sol elidir sözünü ettiği, rahatsızlık bundandır. Halk bilinçlenmekte, sorgulamakta ve hakkını aramaya başlamaktadır. Sol, Amerikan emperyalizmine karşı bağımsızlık ve yurtseverlik bayrağını eline almıştır. Amerika, buna karşı hareket eden sopalı siyasetleri büyütmesin de kimleri büyütsün? Öyle de oldu. Cumhuriyetin sol eli kesildi; sağ elindeki sopa güçlendirildi. Sol eli kestirenler, bugün bir Saray Rejimi kurulmasında pay sahibidir. Sopa ise 40 yıl sonra yeni rejimin elinde büyüdükçe büyümektedir.

Siz takılmayın “darbelerle biz mücadele ettik, 12 Eylül’ün izlerini sildik” diyenlere. Sadece makyaj. 12 Eylül, sonuçlarıyla 12 Eylül’dür.


Yazarın Son Yazıları

‘Beyin göçü’ 25 Kasım 2020
Yeniden yol ayrımı 21 Kasım 2020
Aşı herkesin hakkıdır 18 Kasım 2020
Trump’sız Trumpizm 7 Kasım 2020
Ekmek, çay, çanta 31 Ekim 2020
Geçinemeyenler 28 Ekim 2020
Kar ve Kars 10 Ekim 2020