“Bir devletimiz var, bir varlığız biz burada. Bu varlığın artık kimliğiyle, kişiliğiyle Türkiye tarafından tanınmasını istiyoruz.”
Halkının yüzde 60 oylarıyla seçilen KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın bu sözleri Ankara’yı yergiye, sövgüye ve tehditler savurmaya değil, düşünceye sevk etmeli.
Akıncı açıkça, “Bizi bugüne kadar uluslararası yalnızlıktan kurtaramamış olan anavatan-yavru vatan denkleminden bıktık. Yeni bir yöneliş olmazsa bu durum bir çeyrek asır daha sürer. Daha eşit, karşılıklı saygıya dayalı ve kendi işlerimizde daha fazla söz sahibi olduğumuz bir gelecek arzuluyoruz” diyor. Özetle Akıncı ve onu seçenler Türkiye’den bağımsızlık istiyor.
Akıncı’yı seçmekle Ankara’nın keyfini kaçırdıkları anlaşılan Kıbrıslı Türklerin, “Sizi Rumlardan kurtardık, daha ne istiyorsunuz?” söylemine artık tok oldukları görülüyor.
Bu “kurtuluşu” minnetle takdir etmeyen neredeyse hiçbir Kıbrıslı Türk yoktur bugün.
Fakat adanın kuzeyindeki yerli halk arasında, bu “kurtuluşun” bir “işgale” dönüşmesinden büyük hoşnutsuzluk duyulduğu da sır değil.
Kıbrıslı Türklerin kendi ülkelerinde azınlık konumuna düşmüş olmaları ise ayrı bir hoşnutsuzluk kaynağıdır. Bugün adadaki “Türkiyeliler” ile Kıbrıslı Türkler arasında büyük bir yakınlık olduğunu söylemek zor. Birçok açıdan iki farklı ve paralel toplum olarak yaşıyorlar.
Türkiyelilerin Kıbrıslı Türkleri aşağılayan söylemleri de biliniyor. Bunu Annan Planı sürecinde de görmüştük. Kıbrıslı Türkler bu plana “evet” deyince bazı gazetelerimizde “YavRum Vatan” türünden manşetler atılmıştı.
AKP’li Burhan Kuzu’nun Akıncı hakkında kullandığı “Rum tarafı senin gelmeni istiyorsa belli ki sende yamukluk var” sözlerini de bu çerçevede ele almak gerekiyor.
Bu sözler Kıbrıslı Türklere ve seçtikleri liderlere karşı saygısızlık sergilemekle kalmıyor, AKP’nin bir türlü diplomatik terbiye denen şeyi öğrenemediğini tekrar gözler önüne seriyor.
Türkiye’de AKP iktidarı altında yaşanan anti-demokratik gelişmeler de çoğunlukla demokrat ruhlu olan ve laik ve modern yaşam tarzlarını benimsemiş bulunan Kıbrıslı Türk tarafından kaygıyla izleniyor. Bunlar Akıncı’nın seçilmiş olmasının verdiği mesajlardan sadece bazıları ve Ankara’da ciddiye alınmazsa Kıbrıs sorunu Türkiye açısından çok farklı ve nahoş bir mecraya girebilir.
Türkiye’de Kıbrıs konusunda yapılan temel hata başından beri değişmedi. Bunu Erdoğan’ın Akıncı’ya dönük olarak kullandığı “Kuzey Kıbrıs’a bedel ödemiş şehitler vermişiz” sözlerinde de görüyoruz. 1974 Kıbrıs harekâtı Türkiye’de her zaman, bir “restorasyon çabası” yani bozulanı tamir etme girişiminden” çok, bir “fütuhat anlayışı” içinde değerlendirilmiştir.
“Gittik ve kanımızı döktük, bu nedenle orası artık bizim. İstediğimizi yapar, istediğimizi yerleştiririz.” Açıkça telaffuz edilmese de temel anlayış budur. Ancak bu anlayış dünyaya sunulan resmi tez ile ciddi şekilde çelişiyor. Ankara’nın ise tezi şudur:
“Kıbrıslı Türkler kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahip bağımsız bir millettir. Türkiye ise Kıbrıslı Türklerin egemenliğini korumak için oradadır ve Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra da bu egemenliğin garantörü olmaya devam edecektir.”
Ankara’nın, Kıbrıs sorununun yeni bir yaklaşım ve AB perspektifi içinde çözülmesini isteyen Akıncı’ya karşı sergilediği “soğuk” duruş, dış politika yönetimindeki zaafları ortada olan Türkiye’nin uluslararası konumunu daha da zayıflatacak niteliktedir.
Oysa normal şartlarda Türkiye’nin, KKTC’nin “Artık yavru vatan olmaktan çıkıp kendi ayaklarımız üzerinde durmak istiyoruz” söyleminden memnun olup bunu destekleyen adımlar atması gerekirdi.
Bunu yapamadığına göre yakında Lefkoşa Büyükelçimizi de “değerli yalnızlık” böbürlenmeleri arasında geri çekersek kimse şaşırmamalı.
Yakında Lefkoşa Büyükelçimizi de Çekeriz
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası