Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesi bu krizle ilgili diplomatik süreci hızlandırdı. Gözlemciler Suriye’deki inisiyatifin Rusya’ya geçtiği konusunda mutabıklar. Doğu Akdeniz’deki çıkarları uğruna başından beri hedeflerine şaşmadan kilitlenen Moskova’nın krizin çözümünde temel bir rol oynayacağı artık kesinleşti.
Suriye Devlet Başkanı Beşşar el Esad’ın Moskova’ya yaptığı sürpriz ziyareti de bu çerçevede ele almak gerekiyor. Ankara’nın bu ziyarete neden kızdığını anlamak zor değil. Esad’ın Kremlin’de ağırlanması Rusya’nın kendisinden kolay vazgeçmeyeceğini gösteriyor. Ankara ise Esad’dan bir an önce kurtulmak istiyor.
Fakat gelinen aşamada bu olmayacak duaya âmin demekten başka bir şey değil. Başbakan Davutoğlu’nun, Esad’ın Moskova ziyareti konusunda, “keşke daha uzun sürse hatta hep orada kalsa” şeklindeki kinayeli sözleri bile Ankara’nın çaresizliğini yansıtıyor.
Henüz resmiyet kazanmış olmasa da, Türkiye’nin bu çaresizlik karşısında Suriye konusunda yeni arayışlara girdiği siyleniyor. Ankara’nın, siyasi çizüm sürecinde Esad’ın altı ay işbaşında kalmasına tahammül edebileceği belirtiliyor.
Basında öyle lanse ediliyor olsa da, aslında bu “altı ay” koşulu bile Ankara’ya ait değil. Bunu birkaç hafta ince ilk kez dillendiren İngiliz Dışişleri Bakanı Philip Hammond oldu. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ise daha esnek ifadeler kullanarak, Esad’ın hemen gitmesinin çözüm için bir önkoşul olmadığını siyledi.
Özetle, Suriye ile ilgili askeri ve diplomatik dinamikler Türkiye’nin kontrolü dışında gelişmeye devam ediyor. Esad için basına sızdırılan “altı ay” koşulunun resmiyet kazanması halinde, bu bile bu aşamada Ankara’yı zor durumda bırakabilir. Geçmişte Esad için “zaman biçmek” AKP iktidarının hiç de hayrına olmadı.
Yaptığı tek şey, AKP’nin bu krizi güden dinamikleri ne kadar az anladığını göstermek oldu. Başbakan Davutoğlu’nun, Dışişleri Bakanlığı sırasında, Esad’ın birkaç hafta, bilemediniz birkaç ay içinde gideceğine dair tahminlerinin kendisini nasıl mahcup ettiği ortada. Kısacası, Esad’ın altı aydan çok daha uzun bir süre işbaşında kalması olasılığı göz ardı edilemez.
Rusya bir yandan Suriye’deki stratejik askeri hedeflerini ilerletmeye çalışırken diğer yandan bu kriz ile ilgili diplomatik boyutu da ihmal etmiyor. IŞİD ve benzeri örgütlerin Suriye’den atılması konusunda Batı ile zaten genel bir mutabakat içinde. Suriye krizine sadece siyasi çizüm olduğuna dair tezini de genel hatlarıyla Batı’ya kabul ettirdi. Suriyeli Kürtlerin desteklenmesi konusunda da Batı’dan farklı düşünmüyor.
“Temel hedefler büyük ölçüde aynı hizaya geldiğine göre Rusya ve Batı neden hemen uzlaşıp bu kanlı savaşı sonlandırmıyorlar?” Doğal olarak akla gelen soru bu. Yanıtı ise malum: ABD ve Rusya arasındaki mevcut mücadele, çözüm sonrası Suriye’nin hangi süper gücün etki alanına gireceği meselesiyle ilgili.
Rusya, Batı Akdeniz’deki bu geleneksel stratejik ortağını, Ukrayna’da olduğu gibi, Batı’ya kaptırmak istemiyor. Bu konuda büyük ölçüde başarılı olacağa da benziyor. ABD ise Suriye’yi kendi etki alanına dâhil etmek istiyor fakat bunu başarmak için gereken iradeyi tutarlı bir şekilde ortaya koyamadı. Bu nedenle de çözüm konusunda, istemese de, Rusya’nın dümen suyunda ilerliyor.
Önümüzdeki günler ve haftalar Suriye’de yeni gelişmelere gebe. Türkiye ise bir şekilde oyuna girmeye çalışıyor. Fakat neresinden gireceğini bilemiyor, zira sadece Rusya ile değil, kendi müttefikleriyle de Suriye’deki öncelikler konusunda anlaşabilmiş değil.
Seçimlerden sonra konuya gerçekçi bir bakış açısı getiremezse Ankara’nın iyice oyun dışı kalacağı açık. Kendisini içine soktuğu çukurdan çıkamazsa bilgenin en etkisiz ülkesi konumuna düşecek.
Bölgenin en güçlü ülkesiyken yanlış politikalar yüzünden bu zayıf konuma düşürülmesinin hesabını birileri elbette ki tarihe karşı vermek zorunda kalacaktır.
Suriye yeni ve hızlı gelişmelere gebe
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası