Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını artırma kararından sonra Washington ile Moskova’nın bu krizin çözümü için yeni bir işbirliğine gitme sinyalleri vermeleri “oyunun” şeklinin değişmekte olduğunu gösteriyor.
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin, Suriye lideri Beşşar el Esad’ın gitmemesinin artık bir önkoşul olmadığını, gidiş şekli konusunda kendisiyle müzakere edilebileceğini belirtmesi de bu izlenimi pekiştiriyor.
Ankara’nın “IŞİD Esad ile işbirliği içinde” şeklindeki tezi tartışmalı olsa bile, Esad’ın IŞİD sayesinde görülebilir gelecekte yerinde kalacağı anlaşılıyor. Yeni bir “soğuk savaşı” andıran küresel düzeydeki rekabetlerine rağmen, Washington ile Moskova’nın sadece Suriye değil, tüm Ortadoğu’daki radikal İslamcı grupları “esas ortak düşman” olarak bellemeleri bölgemizde yeni gelişmelerin haberciliğini yapıyor.
Bu arada ABD’den yansıyan haberler, artan sayıda Kongre üyesinin de “kötünün iyisi, kötünün kötüsünden iyidir” anlayışıyla “Esad giderse yerine beteri gelir” tezine meyil etmeye başladıklarını gösteriyor.
Suriyeli mültecilerin yarattığı baskı nedeniyle AB üyelerinin artan bir şekilde “Suriye’de bir an evvel siyasi çözüme gidilmeli” anlayışından hareket ederek, “Esad’ın gitmesini” bir önkoşul olarak görmemeleri de dikkat çekiyor.
Suriye politikasında zorunlu olan gerçekçi düzeltmelere gitmeme konusunda ısrarlı davranan Ankara’nın bu gelişmelerden memnun olması mümkün değil. Nitekim Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu, Kerry’nin açıklamasından sonra Ankara’nın hoşnutsuzluğunu açıkça ifade ederken şunları söyledi:
“Suriye’deki krize çözüm aranırken Esed ile ortak olunabilir mi? Esed bu sorunun temel sebebidir. Kendi halkına karşı savaş açmış olan zalim bir diktatör herhangi bir şekilde siyasi çözümün parçası olmaz. Olması hiçbir şekilde mümkün değildir.”
Esad’ın eli kanlı bir diktatör olduğu kesin, ancak bu ifadeler Türkiye’nin mevcut gerçekler ışığında bu krizin çözümüne bir katkıda bulunacak konumunda olmadığını sanki kanıtlıyor. Yoksa Sinirlioğlu bunları rahatlıkla söyleyemezdi. Oysa topun başkalarında olduğunu biliyor.
Ankara’nın çözüm arayışlarında yeri olmaması, ayrıca Türkiye’de dış politikanın iç politikanın bir uzantısı haline gelmiş olması nedeniyle ABD ve Rusya’ya “meydan okuyormuş” izlenimi yaratan bu tür açıklamaları yapmanın bir “getirisi” olmayabilir, ama bir maliyeti de yok.
Zaten kimsenin, Suriye konusunda hiçbir tahmini doğru çıkmayan Türkiye’nin görüşlerini ciddiye aldığı da yok. Sinirlioğlu’nun geçen hafta Rus meslektaşı Sergey Lavrov ile Soçi’de yaptığı görüşmede neler söylediğini bilmiyoruz, ama görüşme sonrasında Lavrov’un yaptığı açıklama manidardı.
Rus basınına konuşan Lavrov, Esad’ın kaderini Suriye dışından başkalarının tayin edemeyeceğini, Esad’ın gitmesiyle terörizmin duracağına dair beklentinin ise “hayalperest” olduğunu söylemesi, Sinirlioğlu’nun Moskova üzerinde ne denli etkin olduğunu göstermeye yetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yarın başlayacak Moskova ziyaretinden de farklı bir görüntünün çıkması beklenmiyor. Fakat Rusya’nın tutumu başından belli olduğu için, Ankara’yı asıl rahatsız eden bu değil, Washington’un da Esad konusunda baklayı yavaş yavaş ağzından çıkarıyor olması.
Peki, Ankara’nın bu konuda Washington’u ikna etmesi kapasitesi var mı? ABD’de yönetim içinde ve dışında birçok etkin ismin, Türkiye’nin Suriye’de Sünni endeksli ve Kürt karşıtı amaçları olduğuna hâlâ inanıyor olduğu düşünülürse, bu sorunun yanıtı malum.
Esad konusunda ABD’ye kızan Türkiye, örneğin IŞİD’e karşı açtığı İncirlik’i tekrar kapatabilir mi? Bunun yanıtı da malum olsa gerek.
Özetle Ankara seyrediyor, Esad zemin kazanmaya devam ediyor.
Ankara seyrediyor, Esad zemin kazanıyor
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası