ALİ FIRAT ATABAŞ - Nasıl muhabir oldu?
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

ALİ FIRAT ATABAŞ - Nasıl muhabir oldu?

23.06.2017 08:47
Güncellenme:
Takip Et:

Gazetemiz yazarı Cüneyt Arcayürek’i 23 Haziran 2015’te kaybettik. İkinci yılında saygıdeğer anısına kendisiyle yapılmış, gazeteciliğe nasıl başladığını anlatan bir söyleşiyi yayımlıyoruz.

Deniz Caddesi’nde bir eve taşındık, 2 odalı, gayet basit bir ev... Karşıda bir apartman vardı, mahalleli arkadaşlar filan... Tanıdığım Atilla diye bir çocuk var, babası Başbakanlık’ta müsteşar muavinlerinden biriydi. Sarı saçlı, mavi gözlü bir de ablası vardı. Ablası her hafta piyano dersi alıyordu. Sabahattin Bey diye biri geliyor... Bir de bir çocuk geliyor, çok konuşan, belli oluyor ki Atilla’nın ablasına âşık... O sırada ben de tıp fakültesine başlamak üzereyim, hatta başladım galiba... Çetin Altan’ı ben ilk orada tanıdım. Çetin Altan; çok tuhaftır, hem hukukta okuyor hem de Ulus gazetesinde muhabir... Arkadaşlık yapıyoruz artık... Yavaş yavaş da bir dostluk doğdu. Parasızlıktan şikâyet ettim. Tıp fakültesi pahalı bir fakülte... Dedi ki; “Gel ben seni orada çalıştırayım.” Beni Ulus gazetesine alıp götüren Çetin Altan’dır. Benim gazeteciliğe başlamam da öyle olmuştur.

Ulus gazetesi ve ilk daktilo
Ulus gazetesi CHP’nin organı... Rüzgârlı Sokak var, orada bir bina... Üst katı tamamen CHP’ye ait, alt katı matbaa... Biz orada büyük odada; uzun bir masa, sadece ben değil Çetin Altan, Kemal Malvarlı ve bir de Gazanfer Kunt vardı. Yani biz laubali giyinen adamlarız.
Benim genel kıyafetimi de söyleyeyim; bıyıklar var, iyi bıyık ha... Ayağımda, o sırada Amerikalılar savaşta artan malları göndermişler ya, botlar var. Roosvelt denilen botlar, onlardan var. Ve hep dik yaka kazak giyiyorum. O masanın etrafında haberler yazılır. İlhan Paniç vardı şef... İlhan Paniç, bir Bulgar göçmeniydi galiba; fakat masasının bir gözünde hep şarap var, ben buna bozulurdum. Makine attı başına biliyor musun... Türkiye’de ilk defa daktiloyla haber yazılan gazete Ulus’tur, biliyor musun? Herkes elle yazardı.

Akşam haberlerine verdiler
Ulus başka bir gazete, öyle herkesin kolay kolay girip çıkabileceği bir gazete değil... Başyazarımız Falih Rıfkı Atay, odası var. Eski yazıyla yazıyor. Onun yazılarını okuyan düzeltmen Hakkı Hoca vardı. Hakkı Hoca, eski yazıyı ve Türkçeyi çok iyi biliyor. Onun için ona dokunamıyor kimse...
Falih Rıfkı bazen koridora çıkıyor. Bize “Bu gürültü ne” filan diye sesleniyordu odanın kapısından... Burak vardı, karikatürist... Eski gemi süvarisi, o bunu duyunca çıkar “Ne bağırıyorsun be” derdi. Biz de hayret ederdik Falih Rıfkı’ya bağırıyor adam diye... Ama bu rahatlıkta ilginç bir adamdı. Bizi de korurdu. Bir odada da Kemal Zeki otururdu, akşam haberlerini çıkarıyor. Bizi fazla yaramaz gördüler. Oraya sürdüler. Ulus’tan aldılar akşam haberlerine verdiler, Kemal Zeki Abi’nin yanına...

İlk manşet haberim
İlk defa benim haberimle çıkan manşetten zevk duyduğumu hatırlıyorum. Ben Ulaştırma Bakanlığı’na bakıyorum. Orada bir adam var, dedi ki “Derince gibi bir yerde Amerikan malzemesini indiriyorlar. Amerikan yardımı başlıyor.” Ben bunu geldim söyledim. Yaz dediler yazdık tabii... Kemal Zeki düzeltti, manşet çekti. “Amerikan yardımı Derince’de” diye... Azizim, dikkatimi çeken şu oldu, Vatan’ın gözde muhabiri Sebahattin Sönmez, Hürriyet’in muhabiri Emin Karakuş ve Cumhuriyet’in muhabiri Mekki Sait Esen; bunlar geldiler gazeteye bu haber ne kadar doğru diye... Dediler ki bu çocuk yazdı haberi... İsimleri bile dev olan Sebahattin Sönmez, Emin Karakuş ve Mekki Sait Esen karşısında ilk kez “Evet doğrudur bu haber” diye söylediğimi ve sonra çok keyif aldığımı hatırlıyorum yani...

Polis muhabiri oldum
İnanılmaz bir şey yani, zaten orada da işe başladıktan sonra tıp fakültesi falan kalmadı. Gerek de yoktu, nedenini söyleyeyim: Gazeteler sabaha karşı dörtte basılıyordu. Dörtte, düşünebiliyor musun? İstanbul gazeteleri Ankara’ya günü gününe gelemezdi. Trenle gelir, ertesi gün okurduk. Ulus sabaha karşı dört beş gibi baskıya girerdi. Bizi Ulus’a aldıkları zaman, ilk defa bizi mürettiphaneye gönderdiler. Sayfa nasıl yapılıyor, nasıl diziliyor, bunları talim ettik. Sonra öyle bugünküler gibi, git hemen Parlamentoya muhabir ol yok. Çetin’le beni polis muhabiri yaptılar, iyi mi? Polis bir de bizi dövmüştü hatırlıyorum. İkinci şube müdürü Eşref Bey vardı. Son derece ilginç bir adamdı.
Geceleri polisleri bir otobüse dolduruyor, şehri dolaşıyorlardı. Bizi de alırdı. Şimdi bu Eşref Bey çok tipik bir adam... O zamanın en önemli gazinosu, Gar Gazinosu... Yazları da bahçeye çıkıyor ve hakikaten dünyanın en iyi orkestraları orada çalıyordu. Oraya geldik mi, “Çalın” derdi. Kırk polis düdük çalardı. Düşünebiliyor musun rahatsızlığı içeride oturanların? Böyle bir adam... O çok yardımcı olurdu. Çok iyi haberler alırdık. Ama şunu demek istiyorum, gazeteciliğe ha deyince en iyi noktadan değil; baştan, ilk baştan polislikten adım adım...

Kauçuk ağacı aradım
Demin söylediğim büro şefi var ya, bir gün çağırdı beni bu, “Keçiören’e git” dedi. “Bir bahçede kauçuk üretiliyor ağaçlardan” dedi. Peki gidelim dedim, ama vasıta yok. Bugünküler gibi altında araba, cebinde cep telefonları filan da yok... Oradan ben yürüyerek Keçiören’e gittim. Gittik ama, ne biliyor musun, hani yaprakları büyük ağaçlar vardır, bundan kauçuk üretiliyor diye yutturmuşlar birileri... Ben oradan bilgileri aldım geldim. İlhan Abi’ye, “Abi kauçuk olur mu ağaçtan?” dedim. “Yaz” dedi. Yazdım, aldı baktı yırttı. “Bir daha yaz” dedi. Bir daha yazdım, onu da yırttı. İyi olana kadar yazdırdı bana o yazıyı... Bugün burnundan kıl aldırmazlar, herkes baş muhabir oluyor, bir iki defa imzası çıktı mı gazetede tamam... Ulus gazetesinde imza çıkması tarihsel bir olay...

Tek işleri gazetecilikti
Bir de bir kahvemiz vardı. Orada toplanılırdı. Herkes birbirine haber verirdi. Sende ne var, bende ne var; öyle haber yazılırdı. Şimdi öyle değil, şöyle bir durum var artık, muhabirlerin yazdığı yazı önce editörlere gidiyor. Editörler onu kafasına göre ve muhtemelen siyasetin ona dikte ettiği yöne doğru düzenliyor, ondan sonra genel yayın yönetmeninin onayından geçiyor. Ama bir fark daha var. Ulus parti gazetesiydi ama diğer gazeteler başka işi olmayan bir patronun gazetesiydi o zamanlar... Hürriyet, Sedat Simavi’nin mesela... Cumhuriyet, babadan Yunus Nadi’ye geçmiş... Gazetecilikten başka işleri olmayan, iktidarla uzak yakın hiçbir ilgisi olmayan, sadece gazetecilik görevi olan... Hürriyet Sedat Bey’den sonra Haldun ve Erol beylere kaldı.
Sedat Bey’in ve Erol’un hiçbir iktidarla yakın bir ilişkisi olmamıştır. Ve hiçbir işleri yoktu, tek işleri gazetecilik... Haldun Bey’in babası almış, öğren bunu demiş. Haldun Bey, inanamazsın bir rotatif makinesinin sökülüşünü bilir, monte edilişini bilirdi. Arıza olursa ustası kadar bilirdi. Şimdi sen bana söyler misin bugünkü patronların hangisi gazeteci patron? O dönemdeki gazetecilerin ahlaki durumları da vardı. Hakikaten o dönemde gazeteciler haberin peşinden koşup, haberi vermek için koşuyorlardı.
Türkiye eleştiriye inanılmaz ölçüde daha açıktı. Senin hiç aklına gelir mi? Ben bazı bazı düşünüyorum; Demirel’i arıyorsun, Bülent’i arıyorsun. Onların zamanında medyaya baskı kurmak yoktu. Mesela Demirel; çok kızdığı bir gazete varsa dava ediyordu, kaybediyordu ya da kazanıyordu, o kadar... Hani o gazeteyi baskı altına almak filan yoktu. Bunu Adnan Bey icat etti.

ALİ FIRAT ATABAŞ

Yazarın Son Yazıları

Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025