Jale Özgentürk

Ya sosyal yardım ya sosyal patlama!

29 Mayıs 2020 Cuma

Pandemi süreci Doğu ve Güneydoğu’da daha fazla mağduriyet yarattı.

Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya, bölgede 9 bin 500 küçük işyerinin kapandığını, fabrikaların yüzde 60’ının da çalışmadığını söylüyor. Kaya, işsizliğin derin bir yaraya dönüştüğünü belirterek “Sosyal patlamaların yaşanmaması için sosyo ekonomik yardım içeren ekonomik bir model gerekiyor” diyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun, Türkiye’yi 12 bölgeye ayırarak yaptığı hesaplamaya göre, geçen yıl işsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 22.4 ile Güneydoğu Anadolu olarak açıklanmıştı. Bazı illerde işsizlik oranları yüzde 30’ları geçiyordu. Koronavirüs salgını Türkiye’nin her bölgesini vurdu ama en büyük mağduriyet bu kentlerde yaşanıyor.

Diyarbakır, bu bölgede ekonomisi görece olarak biraz daha hareketli bir kentti. Son yıllarda hareketlenen Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi, istihdama az da olsa katkı sağlamıştı. Belediyelere atanan kayyımlarla kamuoyunun gündemine gelebilen bölgede neler oluyor? Zaten büyük bir yoksulluk ve işsizlikle boğuşan halkın durumu ne? Küçük esnaf, küçük ve orta ölçekli işletmeler, emekçiler ne yapıyor? Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya’ya sordum.

Söze, “Salgının yarattığı krizden en çok etkilenen bölgeyiz. Büyük bir mağduriyet yaşanıyor” diye başlıyor Kaya. Zaten küçük ve orta ölçekli işletme ve esnaf ağırlıklı ekonomide, salgın nedeniyle İçişleri Bakanlığı genelgesi ile 9 bin 500 işyeri kapanmış. Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikaların ise yüzde 60’ı çalışmıyor. SGK kayıtlarına göre 115 bin kayıtlı çalışanın ise kurumsal altyapılar güçlü olmadığı için, yalnızca 30 bini kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilmiş.

Yardımlar engellenmemeliydi

Genç nüfusu Türkiye ortalamasının iki katı olan bölgede iş imkânları zaten kısıtlı. Kaya, çoğunlukla gündelik işlerde ya da batıya çalışmaya giden gençlerin salgınla birlikte bu imkânlarının da kalmadığını söylüyor.

Mağdur olanlara yardım için sivil toplumun yardımlarının ise engellendiğini hatırlatan Kaya, sosyal ekonomik krizler yaşanmasının önüne geçilmesi için sosyo ekonomik bir model gerektiğini belirterek önemli bir uyarıda bulunuyor: “Bizi bıraksalardı kamuoyu yaratır, mağdur kimse bırakmazdık. Bu insanlar iki aydır hiçbir gelir elde edemedi. Evlerine aş götüremiyorlar. Nasıl yaşayacaklar. Bu iş ne kadar götürülebilir. Bu iş böyle giderse sosyal patlama olur!”

Kredi bölgeye uğramıyor

DTSO üyelerinin de büyük sorunlar içinde olduğunu belirten Kaya, bölgede krediye ulaşmanın zor olduğunu anlatıyor.

Kısa çalışma ödeneği ile işçi çıkarmayan işverenlerin maaşları kaynaklarıyla desteklediğini, ancak dayanma güçlerinin azaldığını ekleyen Mehmet Kaya, “Bölgede kamu bankaları dışında özel bankalardan kredi almak mümkün değil. Kredi Garanti Fonu’ndan ise yararlananların oranı sadece yüzde 5” diyor. Kaya’nın önerileri şöyle:

- Kısa çalışma ödeneği süresi uzatılmalı. Aksi takdirde işten çıkarmalar başlayabilir.

- Bankalardaki sicil işlemleriyle ilgili destekten yararlanacak işletmelerle ilgili af düzenlemesi gelmeli.

- Kamudan alacakları olanlara bu ödemeleri bir an önce yapılmalı.

Bu sorunlar Ankara’da Maliye Bakanı Berat Albayrak’a da iletilmiş. Anlatılanlar ortada, tablo çok iç karartıcı...

‘Avrupa’da zaten güçlüyüz, yönümüz Asya olmalı’

Dünyada tedarik zincirlerindeki değişim bugünlerin en sıcak konularından biri. Bir yanda Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasında yaşanan ticaret savaşları diğer yanda Avrupa Birliği’nin kendi yönünü belirleyecek olan “Yeşil Düzen”. Türkiye yeni dönemde ne yapmalı? Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun Asya Pasifik İş Konseyi Başkanı Murat Kolbaşı’na göre Türkiye’nin yönü “Asya’ya dönmeli”.

Nedenini de şöyle açıklıyor Kolbaşı: “Türkiye Çin, Kore, Japonya gibi ülkelerle 35-40 milyar dolarlık dış ticaret açığı veriyor. Yani bu ülkelere gitmişiz mal alıyoruz, ama satamıyoruz. Şimdi bunun üzerinde durmak zorundayız. Artık satmaya gitmemiz lazım.”

‘Lipton’u Beta alsın’

Türkiye’nin ihracatının zaten yüzde 52 ile Avrupa Birliği ülkelerine yönelik olduğunu da ekleyen Kolbaşı, “AB ilişkilerimiz güçlü. Bunu sürdürmeliyiz. Asya ise stratejik olarak yeni hamle alanımız olmalı” diyor.

Kolbaşı’nın bu süreçte Türkiye’nin güçlü şirketlerinin satışa çıkan markaları takip ederek satın almayı düşünmesi önerisi de önemli. Salgından etkilenen birçok uluslararası ünlü marka satışa çıkıyor. Mesela bu markalardan biri Unilever’in Lipton Çayı. Türkiye’den ilk on büyük marka arasına giren Beta Çay, Lipton’u alsa iyi olmaz mı? Ya da Koç, Vestel bu adımları atamaz mı?


Yazarın Son Yazıları

Kervansaray kayyımda 10 Ekim 2020
İkinci dalga korkusu 7 Ekim 2020
Kamu-halk işbirliği 11 Eylül 2020
Karabük karıştı 28 Ağustos 2020
MUÇEV bilmecesi 21 Ağustos 2020
Dolarla işimiz var! 14 Ağustos 2020
Film yeni başlıyor 7 Ağustos 2020
Eylül korkusu 31 Temmuz 2020
Fındık oyunu 24 Temmuz 2020
Paylaşım ekonomisi 17 Temmuz 2020
Markalar sarsılıyor 10 Temmuz 2020
Sesleri duyulmadı 3 Temmuz 2020
5G’yi Çin’den almayın 26 Haziran 2020