1453...

01 Haziran 2020 Pazartesi

29 Mayıs 1453, İstanbul’un fethi olarak dünya tarihinde yerini aldı.

2020 yılında da İstanbul’un fethi törenlerle kutlandı. Ayasofya’da Fetih suresi okundu. Mehter Marşı, kılıç kalkanlı fetih gösterileri, surlara çekilen bayrak o önemli günün simgeleri oldu.

Osmanlı döneminin özlemini çeken, “cihat- fetih- ganimet” üçgeninin günümüzdeki temsilcileri mutlu bir tarihi günü kutladılar.

İstanbul’un fethi, elbette dünya tarihinde önemli bir kavşaktır.

Fatih Sultan Mehmet de Osmanlı tarihinde özel bir yer alan önemli bir şahsiyettir.

Ancak tarihin bu önemli dönemecini biz bize kutlarken sonra olanları anlamak gerekmez mi?

1450 yıllarında Avrupa’da neler oluyordu?

Rönesans ve hümanizma nasıl bir gelişmeydi?

***

1450 yılları İtalya’da başlayan, sonradan “Rönesans-yeniden doğuş” adını alacak olan bir değişim Avrupa’ya yayılıyordu.

Ortaçağın temel kültürü olan Katolik kilisesinin hegemonyası sorgulanıyor, sonra da çatlamaya başlıyordu. Vatikan ve papalık, öğretisini “engizisyon mahkemeleri ve aforoz” ile baskı yoluyla sürdürürken, özgür düşünce yanlıları karşı çıkıyor, yeni bir kültür ortamı gelişiyordu.

Eğitim dili olan Latince yerine yerel diller kullanılmaya başlanıyordu.

1450 yıllarında Avrupa’da 50’den fazla üniversite vardı. Bologna’da kurulan ilk üniversite (1190 yılı) birçok Avrupa kentinde açılan üniversitede matematik, tıp, hukuk, felsefe eğitimi yapılıyor, teokratik eğitim yerini laik eğitime bırakıyordu.

Ünlü Galile, Pisa Üniversitesi’nde matematik profesörüydü. Kopernik astronomisi yolunda “dünyanın güneş çevresinde döndüğünü” açıkladığı için engizisyonda yargılanmış ve ev hapsi ile cezalandırılmıştı.

Ama ne yapılırsa yapılsın, “teokratik dönem” bitiyor, “hümanizma” Avrupa’ya yayılıyordu.

Hümanizma”, özgür insan aklının, özgür insan iradesinin dünya yaşamına, bilimlere ve sanata egemen olmasıydı.

Gene, 1450’li yıllar, Hıristiyanlığın kutsal kitabı olan İncil’in Latinceden Fransızcaya ( I. Fransuva dönemi), İngilizceye (8. Henri dönemi) ve Almancaya (Martin Luther tarafından) çevrildiği dönemdir.

Böylece kutsal kitapta yazılanlar halk tarafından anlaşılacak, bu metinleri anlamak rahiplerin ayrıcalığı olmayacaktı.

1450 yıllarının önemli bir adımı, Gutenberg tarafından hareketli baskı sistemiyle matbaanın ortaya çıkmasıdır.

Matbaa, birçok kitabın elyazmasından baskıya geçmesine yol açmış, pek çok kitap basılarak kültür yaşamına girmiştir.

Bu gelişmeler bütünüyle dikkate alındığı zaman, Avrupa’nın “dünya yaşamının insan aklıyla, insan iradesiyle yürütülmesi” olan Aydınlanma’nın ne önemli bir insanlık devrimi olduğu anlaşılacaktır.

Bilimlerin, matematik, fizik, kimya, biyoloji alanlarında yaptığı buluşlar, gerek savaş teknolojilerinde, gerekse üretim alanlarında el tezgâhlarından makinelere geçişte büyük farklar yaratmıştır.

Rönesans sanatı insanı yeniden keşfetmiş, kiliselerden çıkan sanat yapıtları günlük yaşama uzanarak kendini yeniden yaratmıştır.

Fatih Sultan Mehmet’in İtalyan ressam Bellini’ye yaptırdığı portresi, Rönesansın etkilerinin bir örneğidir.

Avrupa’daki bu “Rönesans ve Aydınlanma” değişimi sonraki yıllarda da sürecek, 1792 yılında Büyük Fransız İhtilali’ne yol açacaktır.

1492 yılında Amerika’nın Kristof Kolomb tarafından keşfi de Avrupa’ya yeni kazanımlar sağlamıştır.

***

Ya Osmanlı İmparatorluğu?

Osmanlı İmparatorluğu bu gelişmelerden habersiz değildi.

Ancak dini kullanan çevrelerin, softaların, yobazların her yeniliğe “kâfir icadı” diye karşı çıkmaları, “din elden gidiyor” diye askeri ve halkı tahrik etmeleri sonucu olarak hiçbir yenilik hareketi yapılamadı.

Yeniliklere niyetlenen padişahları “dinsiz” diye damgaladılar, bu işlere girişen vezirler, bu çevrelerin “istemezük” isyanları ile idamlara sürüklendi.

Matbaa, 1730’lara kadar Osmanlı ülkesine giremedi. Macar asıllı İbrahim Müteferrika matbaa kurdu ise de ancak Kuran basımının yasaklanması koşulu ile kitap basabildi.

Müslümanların kutsal kitabı olan “Kuran”, sadece Arapçası okunarak ibadete girebildi. Türkçeye çevrilmesi, Atatürk’ün önerisi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararıyla, Avrupa’dan 400 yıl sonra gerçekleşmiştir.

Bu yüzyıllar süren gecikme, “Yenilenme-Özgürleşme-Akılcılaşma” sürecini Osmanlı İmparatorluğu’na sokmamıştır.

Bu süreç, ancak Atatürk Cumhuriyeti ile ulusal kültürümüze girebilmiş, “Rönesans ve Aydınlanma” yeni kültürün temeli olmuştur.

Şimdi, Türkiye’nin siyasal iktidar eliyle nereye götürülmek istendiği de bu tarihsel tablo ile açıkça anlaşılmaktadır.

Her toplumun kaderi kendi elindedir...


Yazarın Son Yazıları

Uğur Celasun’u yazmak... 3 Ağustos 2020
İşkence... 29 Haziran 2020
Bana düşman lazım... 15 Haziran 2020
Güç zehirlenmesi... 8 Haziran 2020
1453... 1 Haziran 2020
Sosyal mesafe... 11 Mayıs 2020
Şu mayıs ayında... 4 Mayıs 2020
Iskarta Hayatlar... 27 Nisan 2020