Barış Doster

Süleymaniye’deki çuval ve Doğu Akdeniz’deki haydutluk

25 Kasım 2020 Çarşamba

Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki en onur kırıcı, en utanç verici olaylardan biri, 4 Temmuz 2003’te, Irak’ın kuzeyinde, Süleymaniye kentinde yaşanmıştı. ABD askerleri, Türk özel kuvvetlerine baskın yapmış, derdest etmiş, askerlerimizin başına çuval geçirmiş ve sorgulamıştı. Pek çok hariciyecinin, emekli veya muvazzaf komutanın, milliyetçi, muhafazakâr, liberal, sosyal demokrat siyasetçinin ısrarla “stratejik müttefik” olarak nitelediği ABD, hem de kendi bağımsızlık gününde, Türkiye’ye küstahça bir saldırıda bulunmuştu. Başımıza çuval geçirilen tarih 2003, başımıza çorap örülen tarih ise 1952 idi. Aslında başımıza çuval, NATO’ya girdiğimiz gün geçirilmişti.

Dahası var. O yıllarda iktidarda olan, son yıllarda muhalif takılan; o dönem ulusal bayramlarda hastalanan, son yıllarda iyileşen, gürbüzleşen; Mustafa Kemal Atatürk’ü anmaya başlayan; liberal sol (ne demekse o) ile arasından su sızmayan Abdullah Gül, ABD’ye verilmesi istenen tepkiyi şöyle reddetmişti: “Büyük devletlere nota verilmez”. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise başbakandı ve ABD’ye nota verilmesini isteyen muhalefeti şöyle yanıtlamıştı: “Ne notası veriyorsun, müzik notası mı?”

Başı çuvallı müttefik, gemisi basılan ortak...

Süleymaniye’deki onur kırıcı baskını anımsatma nedenimiz, birkaç gün önce, Libya’ya gıda, boya gibi muhtelif ürünler taşıyan Türk nakliye gemisine, Doğu Akdeniz’de, Yunan komutanın sevk ettiği Alman savaş gemisi tarafından yapılan baskın. Türk gemisinin uluslararası hukuka aykırı şekilde durdurulması, Alman askerlerin gemiye helikopterle inmesi, geminin saatlerce aranması, bunlar yapılırken Türkiye’den ve gemi kaptanından izin alınmaması.

Türk gemisine yapılan bu haydutluktan, korsanlıktan, düşmanlıktan Almanya ve Yunanistan’ın, Avrupa Birliği (AB) ve NATO’nun habersiz olması beklenemez. Haberdardırlar. Bu korsanlık, zamanlama açısından da manidardır. Çünkü iktidarın, AB ve ABD’ye olumlu mesajlar verdiği, Türkiye’nin yerinin, yönünün Avrupa olduğunu açıkladığı döneme denk gelmiştir. Yeni bir U dönüşüdür. Yine bu süreçte, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün, ABD’nin yeni başkanından demokrasi, insan hakları, özgürlük beklediğini açıklaması, hem CHP’nin tarihsel kökleri hem Türk hariciyesi adına acıdır. CHP milletvekillerine Yunan işgali altındaki Türk adalarını gündeme getirmemeleri yönünde yazı yollayarak tarihe geçen Çeviköz’ün ABD’den beklentisi, politik ve ideolojik açıdan kaygılandırıcıdır.

Almanya, Yunanistan, NATO ve AB; NATO üyesi ve AB adayı Türkiye’ye, aralık ayındaki AB zirvesi öncesinde, son yıllarda hayli gündemde olan Doğu Akdeniz’den net bir mesaj vermiştir. Türkiye’yi asla AB üyesi yapmayacaklarını; Kıbrıs’ta, Akdeniz’de, Ege Denizi’nde Yunanistan’ı desteklemekten asla vazgeçmeyeceklerini bir kez daha göstermişlerdir. Çuval olayından sonra bu onur kırıcı saldırganlığa gerekli karşılığı vermeyen Türkiye, bu kez de gerekli tepkiyi vermemiştir. Kınamakla, açıklama yapmakla yetinmiştir. Mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesinin gereği olarak, aynı yolla yanıt vermek yönünde imada bile bulunmamıştır.

Türkiye için asıl sorun, emperyalizmin küstahlığına karşı, iktidarın ve muhalefetin alttan alan, edilgen tavrı değil midir?


Yazarın Son Yazıları