Örsan K. Öymen

Provokasyon mu?

25 Mayıs 2020 Pazartesi

Laikliği, yargı bağımsızlığını, hukuk devletini, yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığını, düşünce, ifade, basın ve yayın özgürlüğünü ortadan kaldırarak Türkiye Cumhuriyeti anayasasını 2008 yılından beri ihlal eden “Cumhurbaşkanı” ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, son aylarda tehdit söylemlerini ve baskı uygulamalarını daha da artırdı.

“Gezi” davasından yargılanan Osman Kavala’nın beraat kararına rağmen yeniden tutuklanması; Cumhuriyet gazetesi yazarı ve OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun, OdaTV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan’ın, OdaTV muhabiri Hülya Kılınç’ın, Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel’in, Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik’in ve Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser’in tutuklanmaları; OdaTV’nin yayın erişiminin engellenmesi; Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun muhalif medyaya, hukuka, yasalara ve anayasaya aykırı bir biçimde cezalar yağdırması; seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyım atanması; Atatürk Havalimanı’nın pistlerinin yıkılması; Türkiye İş Bankası hisselerinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi vasiyeti çiğnenerek, Hazine’ye devredilmesi ve hisselerin bir bölümünde CHP’nin sahip olduğu denetim yetkisinin devre dışı bırakılması girişiminin başlaması; Erdoğan’ın 23 Nisan’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 100. yılında TBMM’ye gelmemesi; 19 Mayıs’ta, hükümetin propaganda broşürü olan Sabah “gazetesinde”, Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan ve Atatürk’ün idam kararını onaylayan Padişah Vahdettin’in anılması; “padişahlık referandumu”nun mimarlarından AKP’li Burhan Kuzu’nun da 19 Mayıs’ta vatan haini Vahdettin’i anması; CHP Adana-Yüreğir Gençlik Kolları Başkanı Eren Yıldırım’ın ve eski CHP İzmir İl Başkan Yardımcısı Banu Özdemir’in hukuk dışı uyduruk bahanelerle yasalara aykırı biçimde tutuklanmaları; Ülke “TV” adını taşıyan hükümetin bir propaganda aygıtında bir soytarının, darbe konusunu gündeme getirerek, elindeki listeler üzerinden komşularını ölümle tehdit etmesi; “CHP camileri ahır yaptı”“Gezi’de türbanlı bacımız Kabataş’ta saldırıya uğradı” yalanları gibi, “CHP’liler cami hoparlöründen çalan ‘Çav Bella’ şarkısını zevkle dinledi” senaryosunun devreye girmesi; başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere, muhalefet tarafından çok dikkatli bir biçimde analiz edilmelidir.

***

AKP ve MHP, halktaki desteğini yitirmekte midir, yoksa bu destek hâlâ sürmekte midir? Öncelikle bununla ilgili olarak çok ciddi kamuoyu araştırmalarının yapılması gerekmektedir. Bazı kamuoyu araştırması sonuçlarına göre, AKP’nin ve MHP’nin desteği yüzde 50’nin altına düşmüştür. Ancak birkaç araştırma kurumunun yaptığı araştırmalar bu konuda kesin bir yargıya varmak için yeterli değildir. 

Eğer AKP’nin ve MHP’nin toplam oyu yüzde 40’lara düştüyse, CHP, İYİP, SP, HDP, DEVA ve GP gibi muhalefet partilerinin toplam oyu yüzde 50’nin üzerine çıktıysa, AKP’nin söz konusu baskıcı uygulamaları bir provokasyon olarak da değerlendirilebilir.

Tarihte, seçimle iktidara gelen faşist baskıcı dikta yönetimlerinin, nadiren seçimle iktidardan ayrıldıkları dikkate alınacak olursa, AKP’nin, başta CHP’liler olmak üzere, muhalefet kitlesini provokasyonla sokaklara dökmek, bunun ardından oluşacak bir iç kargaşayla da, 2008 yılından itibaren yürürlüğe koyduğu sivil darbe sürecini tamamlamak ve muhalefeti tamamıyla ortadan kaldırmak doğrultusunda planlar yapması olasıdır.

Bu çerçevede AKP’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı komutanlara ve askerlere yönelik de bir provokasyon eylemi içinde olması, bir darbe girişimine umut bağlaması, TSK içinde olası bir askeri darbe girişimini teşvik ederek, istihbarat birimlerinin bunu önceden haber alması sayesinde bu darbe girişimini bastırması, daha sonra, bu darbe girişimini gerekçe göstererek, başta CHP olmak üzere, tüm muhalefeti ortadan kaldırması, Erdoğan’ın deyişiyle, “medya ve siyaset virüslerinden kurtulma” planları yapması da olasıdır.

Bunlar elbette sadece bir olasılıktır. Erdoğan ve AKP böylesine alçak bir planın içinde midir, değil midir, bu ayrıca araştırılması gereken bir konudur. Tarih, faşizmden her şeyin beklenebileceğini, insanların hayal bile edemedikleri şeylerin, faşist yönetimler tarafından uygulandığını, insanlığa öğretmiştir. Bu nedenle, uzak ve yakın tarihten ders alan tüm vatandaşlar, bütün olasılıkları ciddiye alarak hareket etmelidirler.

***

Eğer Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasal çöküşe rağmen, AKP’nin ve MHP’nin toplam halk desteği hala yüzde 50’nin üzerindeyse ve AKP buradan aldığı cesaretle sivil darbe sürecini tüm hızıyla yürütmeye devam ediyorsa, bu da ayrıca, çok vahim ve yaşamsal bir toplumsal sorun olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti anayasasında ifade edilen demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti ilkesine inanmış olan tüm vatandaşların umudu, seçimle iktidara gelen faşist bir dikta yönetiminin, seçimle iktidardan ayrılması ve bir daha asla, seçimle veya seçimsiz, iktidara gelmemesidir. 


Yazarın Son Yazıları

Bölücülük 29 Haziran 2020
Seçimle gelen faşizm 22 Haziran 2020
Sağanak halde faşizm 15 Haziran 2020
Oruç Aruoba ve felsefe 8 Haziran 2020
27 Mayıs ve ‘Gezi’ 1 Haziran 2020
Provokasyon mu? 25 Mayıs 2020
Diyanet’in yetkileri 4 Mayıs 2020
Post-Virüs -2- 27 Nisan 2020
Post-virüs 6 Nisan 2020
Virüs 23 Mart 2020