Seçimlere giderken neler yaşayabiliriz?

20 Temmuz 2020 Pazartesi

Okurlar, “Yazacaksın, bir türlü sıra gelmiyor, AKP’nin seçimi kazanmak için torbadaki büyük turpu Ayasofya değildiyse nedir, neyi yazacaksınız” diye soruyor haklı olarak.

Ayasofya önemli değil, kimseye seçim kazandırmaz. AKP’li siyasi militanların geçmiş rüyalarını hep süslemiş olabilir. 80 yaş ve üzeri nine ve dedelerimiz de camiye dönüştürülse de namaz kılsak, hasretine sahip olabilirler.

Türkiye genç bir ülke. Dolayısıyla büyük çoğunluk Ayasofya rüyası görmüyor ülkede. Umurlarında da değil. Gençlerin çoğu siyasal bir numara derken, İYİ Parti seçmenlerinin bile umurunda değil. Ülkenin camiye mi ihtiyacı var, RTE demedi mi ki “Gidin Sultanahmet’i doldurun önce”. Siyasal İslamcı bir kesim konuyu ne kadar köpürtse de elleri böğürlerinde geçmiş rüyaları ile kalacak. 24 Temmuz’dan sonra olay biter.

AKP’nin, liderlerinin ellerinde sadece Atatürk düşmanlığı kalacak ki oradan da hesaplarına zarar yazacak.

Şu işi sessiz sedasız kimseyi suçlamadan ve tüm milleti birleştirerek halletselerdi, puan kazanırlardı. Geçmiş olsun, kimse olayı köpürtüp AKP’nin değirmenine su taşımasın.

Neyle kazanacaklar?

Evet, ekonomi öyle iki yılda toparlanacak gibi değil. Neyle seçim kazanacaklar?

Size tüyo vereyim, 2015 Haziranı’nda seçimi kaybetmişlerdi. Sonra kasımda neyle kazandılarsa, torbalarındaki iri turp odur.

Türkiye dört bir taraftan savaş ilişkileri ile çevrili.

Suriye meselesini çözmüyor. Bir ayağı ile orada iktidar, İdlib ve Şam konusu. Bir savaş potansiyeli orada duruyor.

Akdeniz öyle... Yunanistan öyle... Libya - Mısır öyle...

Bu alanlar giderek daha ısınacak.

Özellikle de Yunanistan ile önümüzdeki iki yıl içinde sorunların tırmanacağı, tırmandırılacağı konusunda bir beklentiyi dillendirebilirim. Birikim giderek artıyor.

Anlaşmalar dışında olan Ege kayalıkları bu ısınmaya vesile olacak.

Şimdilik bu kadar yazayım, içlerini sonra dolduracağız...

Libya konusu savaş potansiyeli ile öne çıkıyor

Şimdilik en sıcak güncel alan olarak Libya konusu öne çıkıyor.

Libya çok tartışılır. Libya ile yapılan deniz anlaşması, Türkiye’nin Akdeniz’de ekonomik ve deniz haklarını (münhasır ekonomik bölge) koruyucu bir adım. Ve resmi hükümetin ayakta kalmasına bağlı anlaşmanın geçerliliği. Yani aslında Mısır ve diğer ülkelerle ortaklaşa barışçıl bir ekonomik bölge hakları arayışına girişilmediği için, Libya ile tek bacaklı bir anlaşmanın ne kadar sürdürülebilir olduğu tartışmalı.

Büyük güçlerin çatışma alanına dönüştü Libya.

Özellikle Türkiye’nin kontrolündeki havaalanının Mirage uçaklarıyla vurulmasıyla öyle anlaşılıyor ki hava savunma sistemlerinin zarar görmesinden sonra, bu çatışmanın büyümeye elverişli olduğu net olarak ortaya çıktı.

Ankara, bu anlaşmanın ayakta kalması için mi Libya hükümetini savaş korumasına aldı?

Yoksa bununla birlikte, Libya’dan ekonomik menfaat beklentileri de mi var, eşzamanlı. Trump ve Avrupalı emperyalistler gibi. Şüphesiz, Rusya’yı da sayacağız.

Görünen o ki, Libya’ya askeri güç yığmayı sürdürecek Ankara; ve bu tehlikeli bir potansiyel macera demek. Libya sorunu nasıl gelişecek, çok ciddi bir tartışmanın konusu.

Türkiye’nin özellikle çok yönlü potansiyellere sahip çeşitli İHA üretimleriyle sağladığı başarı, Ankara’nın sorunları askeri kuvvet ile çözme isteğini öne çıkardığı söylenebilir.

***

Sanırım, seçimlere giderken ne kadar tartışabileceğimiz bile şüpheli bu konu ve konular, süreci belirleyici ana rol oynayacaklar.


Yazarın Son Yazıları