Ömür boyu Atatürk’le...

30 Ağustos 2020 Pazar

28 Ağustos Cuma öğleden sonra Anıtkabir’deydik. Anıtkabir’e herhangi bir toplumsal buluşma, törensel katılma anı olmadan gitmek de güzel...

Otoparkta 06 dışında da pek çok plaka vardı. Müze bölümleri kapalı olmasına karşın kundaktaki bebekten bastonlu ak saçlılara kadar her yaş vardı. Her kesimden insan vardı.

Gelin-damatlarla mezuniyet günü kıyafetli gençler ayrıca dikkat çekiyordu.

Bir saatte üç gelin-damat öbeği gördük. Günün koşulları gereği çok az katılımla ve mesafeyi gözeterek Anıtkabir’in merdivenlerinden tırmanan genç çiftler, bir aşağı bir yukarı bakıp en uygun fotoğraf yerini arıyordu. Anıtkabir’e gelen herkes birbiriyle birinci dereceden akrabaymış gibi gülümseyerek çiftleri uzaktan selamlıyor, mutluluklar diliyordu.

Gönüllerince mezuniyet günü düzenleyemedikleri her halinde belli cüppeli gençlerse basamak atlama yarışı yaparak fotoğraf çekiyordu. Ayakları havada yükseldikleri anı yakalamaları kolay olmadı...

Aile grupları kendi içlerinde sıkı, etrafa mesafeli, müzeler kapalı olduğu için aynı yerden birkaç kez geçerek dolaşıyordu.

Mozolenin önünde uzun durulmaması için görevliler nazikçe uyarıyordu.

Siyahtan sarıya yabancılar da dikkati çekiyordu. Onları Atatürklü hatıra eşyalarının satıldığı yerde görmek de mümkün. Görevlilerin gözlemlerine göze, ağırlıklı olarak yabancılar Atatürk’ün kitaplarını, Türklerse fotoğraflarını alıyor.

***

AKP iktidarı, Atatürk’ü unutturmaya, ulusal bayramlara alternatif yeni bayramlar yerleştirmeye çalıştıkça ters tepiyor.

Halk, ne Atatürk’ten vazgeçiyor ne bayramlarından...

Salgın nedeniyle 23 Nisan ve 19 Mayıs önlemler çerçevesinde kutlandı. 30 Ağustos’ta ise kutlama çatallaştı. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi’nin 949. yıldönümü için Ahlat’ta olabildiğince geniş katılımlı, ok atımlı, bol nutuklu törenler düzenlendi. 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz için ise bir hafta önceden “kısıtlamaların” çerçevesini anlatan bildiri yayımlandı.

Oysa, tıpkı bir asır önce olduğu gibi Avrupa’yı arkasına alarak Türkiye’ye karşı denizde Sevr dayatan Yunanistan’a verilecek en büyük yanıt, “30 Ağustos 1922” deyip devam etmekti.

Bunun yerine 30 Ağustos’u ötekileştirmeye çalışmak ancak gaflet, dalalet ve hatta iyi niyetten olabilir!

Prof. Talat Halman, tarihi tarif ederken şöyle diyordu:

Tarihin icat yeteneği yoktur. Olayları gerçekliği içinde anlatır... Bunun dışına çıkılırsa, ona tarih denmez!

AKP, kendine göre yeni bir tarih icat etmek istiyor ama boşuna... Halka rağmen bunu yapamazsınız, yapsanız da tutturamazsınız, tutturduğunuzu düşünseniz de yerleştiremezsiniz!

5-6 yıl öncesine kadar 23 Nisan haftasına hiçbir İslam ülkesinde olmayan “Kutlu Doğum Haftası” koymaya kalktılar, ne oldu?

Turgut Özakman yıllar önce bir sohbetimizde, Atatürk’ün Büyük Taarruz’un başlangıcı olarak 26 Ağustos’u seçerken, Malazgirt’in de aklında olduğunu vurgulamıştı.

Cumhuriyeti kuranlar geçmişten kopmadılar, sadece cehaleti, ihaneti, teslimiyeti süpürüp atmak ve çağı yakalayıp aşmak üzere yola çıktılar.

***

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı 1071 için şöyle der:

Türkler Anadolu’yu fethetti, Anadolu da Türkleri...

Türkler Anadolu’ya geldiğinde 6-8 milyon insan yaşıyordu. Türkler onları ortadan kaldırmadı, kaynaştı. Ardından “muhteşem 13. yüzyıl” geldi; Mevlana, Hacıbektaş, Yunus Emre’yle çağları aşan bir aydınlanma doğdu...

İktidarın 1071’i öne çıkarmasından da hayır çıkarmak, bin yıldır bu topraklarda üretilen kültürü bugüne taşımak gerek.

Bu toprakların esareti kustuğunu, kir tutmadığını, hoşgörüyü yaydığını, kin ve nefret süreçlerinden kardeşlik çıkardığını anlatmak gerek.

Hayatta en çok yaptığı iş okumak olan Atatürk’ün bütün geçmişi özümseyip geleceğe baktığını unutturmamak gerek.

Sözü Anıtkabir ziyaretimizle noktalayalım... Gelinle damada bir teyze şöyle seslendi:

Ömür boyu mutlu olun, Atatürk’le olun...

30 Ağustos kutlu olsun!


Yazarın Son Yazıları

Sırıtıyor... 22 Ekim 2020
Hukuksal soykırım! 18 Ekim 2020