Kışlalı: Bir Atatürk eseri!

21 Ekim 2020 Çarşamba

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, 1990’lı yıllardaki büyük kıyımların son acısıydı.

2000’lerin Türkiyesi’ni şekillendirmeye kalkanlar, kalemiyle, söylemiyle itiraz edecek olan, toplumla ve devletle barışık aydınları alçakça ortadan kaldırdı. 

31 Ocak 1990’da Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy...

7 Mart 1990’da Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, yazarı Çetin Emeç...

4 Eylül 1990’da ilahiyatçı yazar Turan Dursun...

6 Ekim 1990’da Türkiye’nin ilk kadın ilahiyat fakültesi öğretim üyesi, SHP Parti Meclisi üyesi Doç. Dr. Bahriye Üçok...

24 Ocak 1993’te Cumhuriyet gazetesi yazarı, araştırmacı gazetecilik tanımının yaratıcısı Uğur Mumcu...

21 Ekim 1999’da Cumhuriyet gazetesi yazarı, siyaset bilimcisi, eski CHP İzmir Milletvekili, ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı...

Katledilenlerin başındaki (tümünü yazamadığımız) unvanlar, niçin öldürüldüklerini anlatmaya yetiyor. 

***

2018’de kendime görev verdim. Dedim ki arkadaş, yeni kuşaklara mutlaka anlatmamız gereken ölümsüz kahramanların yaşamını üslubunca yaz. Sırasıyla Nâzım Hikmet’i, Sabahattin Ali’yi, Âşık Veysel’i, Deniz Gezmiş’i, Uğur Mumcu’yu kaleme aldım. 

Bugünlerde Prof. Kışlalı’yı yazmaya çalışıyorum.

Kamuoyuna mal olmuş kişiler üzerine çalışmak, eğitici bir yol. O kişinin okulunda okuyorsunuz. 

Kışlalı’nın Kilis’teki ilkokul, ortaokul, Kabataş Erkek Lisesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Paris’teki yüksek lisans yıllarını araştırdıkça, arkadaşlarıyla konuştukça ölümsüz bir aydının nasıl yetiştiğini yaşayıp, katledilişine bir kez daha kahroluyorsunuz...

Alçaklar... 12’den vurdular...

Cumhuriyetin ilk kadın öğretmenlerinden Lütfiye Anne’nin verdiği temel eğitimin üstüne yatılı okuduğu Kabataş Erkek Lisesi’nde Behçet Necatigil edebiyat öğretmeni, Atatürk’ün Çanakkale Savaşları’ndaki asteğmeni, 10 Kasım 1958’de Atatürk’ü anlatırken kalp krizi geçirip ölen Galip Vardar tarih öğretmeni olursa elbet bir Ahmet Taner Kışlalı doğar...

Bu temelin üstüne üniversite, daha öğrenciyken gazetecilik, Paris’te de dünyaca ünlü siyaset bilimcisi Maurice Duverger’nin öğrencisi olmak, Kışlalı için Fransız hayranlığının gölgesinde yaşamak değil, Atatürk’ü daha iyi anlamak! 

1970’lerde sol Atatürk’ü aştığını düşünüp daha öte ufuklarda gelecek ararken, “Hayır, en sağlam yolu Atatürk önermiş” diyebilmek...

1980’lerde Evren’in heykel-plaket Atatürkçülüğüne karşı aklın ve bilimin Atatürkü’nü savunmak...

1990’larda sol, küreselleşmeye tutunmaya çalışırken, “Hayır, sol temellerine Atatürk’ü koymazsa bir yere gidemez” diye haykırmak... Düşüncelerine karşı olduğu Refah Partisi’nin kapatılmasına itiraz edip “Kapatırsanız, bu yapıdan daha sorunlu unsurlar çıkar” diyebilmek...

***

Kışlalı’nın kitaplarını bir kez daha okurken, anlatım gücüne, düşüncelerini savunma kararlılığa bir kez daha hayran kaldım...

İster istemez, “ahhhh yaşasaydı, neler üretirdi” deyip bir kez daha yandım...

Ailesiyle, arkadaşlarıyla konuşurken, insan yanına bir kez daha vuruldum...

Bütün bu savrulan küller ormanında içimi ışıtanlar da oldu. 

En başta Kışlalı’nın ölümüyle, daha doğrusu ölümsüzlüğüyle yaşıt kızı Nilhan Nur geliyor...

Öğrenme duygusu, anlatma duygusu, özgüven, bir şeyler yapma aşkı, babasından almadık değer bırakmamış...

Gelecek senin, gelecek sensin Nilhan...

Yolun açık, bahtın-tahtın güzel olsun...

Gözlerinden öperim...


Yazarın Son Yazıları

Seçim istemek yetmez! 26 Kasım 2020
Kılavuzu ABD olanın... 25 Kasım 2020
11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020
Nasıl bir Bayraklı? 5 Kasım 2020