Gazetecilik c-esaret işi oldu!

27 Ağustos 2020 Perşembe

Meslekte 40. yılın içine girdik. 9 Kasım 1980’de hocamız Prof. Dr. Şadan Gökovalı’nın, “Çocuklar, Gazete İzmir adında yeni bir gazete çıkıyor. Çalışmak isteyen dersten sonra yanıma gelsin” sözü hâlâ kulaklarımda. Ders biter bitmez ben de Prof. Gökovalı’nın yanında bitmiştim. 11 Kasım 1980’de başladığımız gazetecilikte ölümü gördük, hapishaneleri yaşadık ama Ahmed Arif’in dediği gibi, bu sevda bizi terk etmedi...

Yaşamının son yıllarında her sabah saat 11.00 sıralarında ülke gündemini konuştuğumuz, meslek büyüğümüz Uğur Mumcu’nun bayrağını yerde bırakmamak... Gazetede oda komşum, Anadolu kentlerinde aydınlanma toplantıları yoldaşlığı yaptığımız Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın düşün çizgisini bırakmamak... Ödül aldığımız haberlerden üretilen suçlara inat demir parmakların arkasında da yazmayı bırakmamak... “Uğur Mumcu’yu öldüren örgüte üyesiniz, olmadığınızı ispat edin” sorgusuna muhatap olup Cumhuriyet gazetesini bombalayanlarla aynı davada yargılanırken demirden ve betondan da umut üretmeyi bırakmamak...

Meslekteki kilometre taşlarımızdan birkaçı...

Yazmak, toplumu aydınlatmak, doğru bildiklerini haykırmak, gerçeğin peşinde koşmak öyle büyük bir tutkudur ki; bir an önce sabah olsa, gazete okura ulaşsa dersiniz...

***

Meslek dedik ama gazetecilik aslında meslek değil, yaşam biçimi, tutkulu bir aşk... Ferhat’ın Şirin’i, Leyla’nın Mecnun’u...

Bugün Türkiye’de gazetecilik bütün bu tanımların üstüne güçlü bir irade, kırılmaz bir cesaret gerektiriyor.

İradeniz güçlü değilse iktidarların “bizimle olursan abad olursun” önerisine teslim olursunuz...

Cesaretiniz kırılırsa, “bizimle olmazsan berbad olursun” tehdidine boyun eğersiniz...

Türkiye’deki gazetecileri içinde bulunduğu duruma göre sıralamak gerekirse:

1- Hapisteki gazeteciler.

2- Mahkemedeki gazeteciler.

3- Basın kartı iptal edilen gazeteciler.

4- İşsiz gazeteciler.

5- Direnen gazeteciler.

Hapisteki gazeteci sayısı uzun yıllardır 100’ün altına inmiyor. Dünya birincisiyiz. Müyesser Yıldız, Hülya Kılınç, Murat Ağırel, Barış Pehlivan adil yargılanmayı demir parmaklıkların arkasında bekliyor.

Hakkında soruşturma açılan ya da tutuksuz yargılanan gazeteci sayısı sadece son 10 yıl dikkate alındığında 15 bin. Halen işsiz olan ve bu meslekten vazgeçmemiş gazeteci sayısı 10 binin üzerinde. İşsiz gazeteci sayısı çalışanları geçmiş durumda.

Bir de sarı basın kartı iptal edilenler var. Kesin sayıları verilmiyor, ancak yüzlerle ifade ediliyor. Bu, darbe dönemlerinde bile başvurulmayan bir yöntemdi.

Bugün medyanın yaklaşık yüzde 90’ı iktidarın doğrudan denetimi, kontrolü altında. İktidar, patronları bile atamayla göreve getiriyor.

***

Bütün bu olumsuzluklara karşın hâlâ gerçek gazeteciliği bırakmayan gazeteciler, yayın organları var.

İşte böyle bir ortamda FOX TV’nin ana haber sunucusu Fatih Portakal mesleği bıraktığını açıkladı. Kendi ifadesine göre toprakla ilgilenecek. Mesleğini başarıyla sürdüren kişi için 53 yaş, enerjiyle deneyimin birbirini sarmaladığı çok güzel bir yaş.

Fatih’in ayrılışına ilişkin tepkiler çok geniş bir yelpazede. “Kaçtı” diyenden “o kadar önemsemeyin” diyene, “tek nedeni iktidar baskısı” diyenden “ABD kanalında özgürlük bu kadar olur” diyene kadar...

Ancak olaya, yazının bütününde çizdiğimiz tabloyu dikkate alarak bakmak gerekir.

Fatih, teslim olmak, biraz esnemek, dimdik durup hapsi ve benzer saldırıları göze almak yerine kalemini toprağa gömmeyi yeğledi.

Biraz dinlerse toprak Fatih’e der ki:

- Kendini fazla nadasa bırakma, çölleşirsin!

Kamuya mal olmuş kişiler de elbette kişisel karar verebilirler. Ancak bu, toplumun o kararı sorgulamaması anlamına gelmez. Toplumdaki ortak kanaat şu yönde:

İktidar bastırdı, Fatih istifa ettirildi.

Kendisini iktidar-muhalefet hiçbir yere konumlandırmak istemeyen Fatih’in ayrılışıyla ilgili olarak toplum, şu yorumu yapabildiği gün düzlüğe çıkacağız:

Bu durum, benim haber alma hakkımın gasp edilmesidir!


Yazarın Son Yazıları

Sırıtıyor... 22 Ekim 2020
Hukuksal soykırım! 18 Ekim 2020