‘Fransa’da kırmızı alarm! Bastık Türkiye’ye geldik!’

05 Ağustos 2020 Çarşamba

Fransa plakalı bir araçtan üç kişi indi. Bir an karşı karşıya gelince tanış baktılar, selamlaştık.

Fransa’da yaşayan bir Türk aile...

Orada durumun nasıl olduğunu sorduk. Saçlarını Fransa fabrikalarında ağartmış aile reisi “Bu salgın hikâyesine kadar durum iyiydi ama şimdi berbat” dedi, devam etti:

Her tarafta önlem, kural, kırmızı alarm... Yaşanacak gibi değil, bastık Türkiye’ye geldik...

Aile Türkiye’de daha rahat!

Kural mural yok!

İçinde bulunduğumuz durumun özeti bu olsa gerek. Mart ayında, salgının ilk günlerinde önce İtalya, ardından İspanya, Fransa, İngiltere çok dramatik görüntülere sahne olmuştu. Ekonomilerini yüzde 95’e varan oranda kapattılar. Kontrol altına aldılar. Ancak yazla birlikte turizmi açtılar. Şimdi ikinci dalga tehlikesine karşı yeni önlem arayışları içindeler.

Sadece bu ülkeler değil, genel olarak dünya nefesini tuttu, sonbahara hazırlanıyor.

***

Türkiye’de durum ne?

Bu soruya soruyla karşılık vermek gerekirse:

Resmi verilere göre mi, gerçek verilere göre mi?

Resmi verilerde salgın istikrara girdi; vaka sayısı binin az altında, iyileşen hasta sayısı binin az üstünde!

Allah nazardan saklasın, bu durum hem önlem uyarısı yapar gibi yapıyor hem çok da kaygı verici bir tablo olmadığını gösteriyor!

Ne âlâ...

Türkiye’de en güçlü kurum şu:

Rakamları Islah Etme Enstitüsü!

Ancak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca son günlerde daha tedirgin. “Aman” diyor, “tedbiri elden bırakmayalım. Yoksa çok sıkı önlemler almak zorunda kalabiliriz.

Zira gerçek rakamları hastaneler söylüyor. Hastane verilerine hâkim bir uzmanla görüşmemizde not aldıklarımız satırbaşlarıyla şöyle:

- Ağustos başı itibariyle mart ayından daha kötü durumdayız.

- Güneydoğu kontrolden çıktı. Özellikle Şanlıurfa, Gaziantep, Mardin’de durum daha endişe verici. Şanlıurfa’da radyoloji uzmanlarının yarısı pozitif.

- Son dönemde en çok 30-50 yaş arası hastalar var. Bu dolaşım yoğunluğunun etkisini gösteriyor. Artık önlemlerin küçümsendiği bir dönemdeyiz.

- Test sayısı hâlâ az. Günde 40 bin test çok yetersiz. Bir de bunun güvenliği daha da tartışmalı hale geldi. Başlangıçta testle başarı yüzde 70 idi. Şimdi yüzde 40 olduğu kabul ediliyor.

- İstanbul’da tablo aslında mart ayı gibi. Dillendirilmek istenmese de 24 Temmuz günü Ayasofya’ya 400 bin kişinin gelmesinin sonuçları oldu.

- Sağlık Bakanlığı verilerinde “entübe” ve “yoğun bakım” yerine “ağır vaka” gibi muğlak bir ifadenin olması güveni sarstı. Ağır vakanın tarifi yok!

Sağlıkçılara göre, önümüzdeki günlerde yeni önlemlerin açıklanması zorunlu hale geldi.

***

Öyle anlaşılıyor ki Saray’daki hesap sokağa uymadı. Yaz başındaki “normalleşme” ile birlikte her şey olağan akışında girecekti. Ekonomi de usul usul rayına oturacaktı.

Rayına değil, karaya oturmuş görünüyor.

Salgın sürecinde gerçekleri söyleme cesaretini, toplumu aydınlatma enerjisini, çözüm üretme stratejisini ortaya koyan Prof. Ahmet Saltık bu aşamadan sonra yapılması gerekeni şöyle özetliyor:

Mevcut koşullar dikkate alınarak geniş katılımlı bir salgın kurultayı toplamak!

Burada her şeyi çok açık konuşup tüm kesimleri mücadelenin içine katmak.

Ekonominin çökmemesi için gerekli olan 40 milyar dolarlık bir kaynak oluşturup 14 günlük çok katı bir karantina süreci planlamak...

Prof. Saltık’ın öngörüleri doğru çıktı, önerilerinin çoğu dikkate alınmadı!

Gerçeği gören pek çok uzman, iktidara ve topluma uyarı görevini yerine getirmek için ortak bir açıklama yapma niyetine girdi. Olmadı! Yanlış anlaşılmaktan “terörist” “bozguncu” muamelesi görmekten endişe etmiş görünüyorlar!

Daha geniş ölçekte bakmak gerekirse başta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) olmak üzere uluslarası sorumlu kurumlar da ortak bir strateji üretemedi.

Tek tek ülkeler kendi önlemlerini alıyorlar.

Türkiye için tablo karanlık...

Yangın büyüyor...

Bu ortamda gerçekleri söylemek değil, söylememek suçtur!


Yazarın Son Yazıları

Bütöv Azerbaycan! 30 Eylül 2020
Bağış-lanmaz israf! 23 Eylül 2020
O... 20 Eylül 2020
Sudan dersleri... 16 Eylül 2020
Siyasal ısınma! 10 Eylül 2020