Erdoğan kızıl elma değil, pişmiş armut peşinde!

01 Eylül 2020 Salı

Koronavirüs salgınında hangi dalganın içinde olduğumuz belli değil ama iktidarın muhalefete çatarak başlattığı kutuplaştırmada ikinci dalgayı yaşıyoruz.

Birinci dalga, salgının açıklandığı 10 Mart’tan sonra 30 Mart’ta başladı. O gün, CHP’li belediye başkanlarının halkla yardımlaşma içinde olması yasaklandı. Devamında muhalefet partileri ve medya da virüse benzetilerek Türkiye açısında tarihi bir hata yapıldı. AKP, “önce iktidarımın güvenliği sonra halkın sağlığı” dedi.

İktidar, mayıs ayı başında da “salgın önlemlerine devam mı ekonomiyi canlandırma mı” ikileminde ikinciyi seçti. AVM’ler iki ay sonra açıldı. Bunu turizm izler, turizmin canlanması öteki sektörleri tetikler, dediler. Üstüne bir de dünyanın aklına gelmeyen koronovirüsle mücadele yöntemi geliştirdiler; tatil, araç, konut kredisinde kolaylık!

***

Yaz ortasındaki bu hamleler ekonominin istenen ölçüde canlanmasını sağlamadı. Halkın temel sorunlarının ikinci plana itilmesi, ana gündem maddesinin “siyasi gerilim” olması için ikinci dalga 24 Temmuz’da başladı. Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi Lozan Antlaşması’nın 97. yılında ibadete açık olan Ayasofya Camisi’nin ibadete açılışı 350 bin kişinin katıldığı cuma namazıyla yapıldı. O gün iki hedefe birden nişan alındı:

1- Diyanet İşleri Başkanı’nın lanetli konuşması…

2- Anıtkabir’in Lozan yıldönümü nedeniyle gelmek isteyenlere kısıtlanması.

Bunun Türkiye’de hangi sinir uçlarını hareketlendireceği belliydi.

Her şey hazırdı, bir eksik vardı:

Muhalefet hazır değildi!

Millet İttifakı’nın iki ana bileşeni CHP ve İYİ Parti, Ayasofya açılışına ilişkin negatif yorumdan kaçındılar. CHP günler önceden, “açacaksan aç” demişti. İYİ Parti de, “Danıştay’a bırakmayın, Meclis’te halledebiliriz” deyip girişimde bulunmuştu.

İktidar açısından temmuz da “bereketsiz” geçti.

Olsun… Ağustos ne güne duruyor. Elde var üç konu:

Biden, Yunanistan, 26-30 Ağustos…

ABD’nin Demokrat Parti başkan adayı Biden’ın, bu sıfatı yokken Aralık 2019’da, Erdoğan’ın yerine muhalefetin desteklenmesi gerektiğine yönelik, tam da Amerikan densizliğine yakışan sözleri aylar sonra servis edildi. Peşinden muhalefete saldırı:

- İşte bak ABD destekli darbe istiyorsunuz!

Erdoğan muhalefete çatarken, Biden’e şöyle seslendi:

Bir çay içmişliğimiz var yavvv…

Biden’la var da Kılıçdaroğlu ile yok mu?

Örneğin biz tuşa bastık; Temmuz 2010’da Kılıçdaroğlu ile Erdoğan’ın Meclis CHP katında çay içtiği çıktı!

Yunanistan’ın AB’yi arkasına alıp Akdeniz-Ege’de “deniz Sevr’i” özlemlerine en iyi yanıt, 98 yıl önce 26 Ağustos’tan 9 Eylül’e dek her gün olanı paylaşmaktı.

Bunun yerine yine önce muhalefete çatmayı yeğlediler. 26 Ağustos Malazgirt kutlanırken 30 Ağustos Zafer Bayramı’na kısıtlama bildirisinin ne anlama geldiği açık. Buna tepki gösteren muhalefeti de “bozguncu” ilan ettiler. Aynı süreçte Erdoğan’ın kızıl elma şiirli klibi özenle Atatürk’e hiç yer vermeden yayımlandı.

Önce her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alıp sonra kızıl elma şiirini okuyunca insan ister istemez şöyle düşünüyor:

O an iktidar ittifakı neyi gerektiriyorsa o. Hazırda ne pişecekse benim olsun! Bu durumda hedef tarihsel kökenleri olan kızıl elma değil, olsa olsa pişmiş armut olur.

***

Muhalefet kutuplaşmada ikinci dalgayı da “oyuna gelmeden” atlatmayı hedefliyor.

Oyuna gelmemek elbette önemli. Ancak bu gidiş korkarız ki, iktidarın ve iktidar bekçilerinin cumhuriyet değerlerine hassas geniş kesimlerle karşı karşıya gelmesini getirecek.

O gün “oyuna gelmemek” nasıl olacak?

Kutuplaşmanın bu noktaya varmaması, AKP’nin buna cesaret edememesi için halkla bütünleşmiş, halkın tam güvenini kazanmış bir iktidar seçeneği gerekiyor.

Türkiye’nin siyasi gündemi “iyi muhalefet etme” dengesini yitirdi.


Yazarın Son Yazıları

Sırıtıyor... 22 Ekim 2020
Hukuksal soykırım! 18 Ekim 2020