Meriç Velidedeoğlu

‘26 Eylül’ dolaysiyle!

02 Ekim 2020 Cuma

Değerli dostlar geçen haftaki yazıda, “Erdoğan Hükümeti”nin yasakladığı “26 Eylül Dil Bayramı”nı kutladım. (26.9.2020)

Cumhuriyet’in değerli yazarı “Adnan Binyazar” da köşesini bu Bayram’a, “26 Eylül Dil Bayramı”na özgüleşmişti aynı gün.

Kuşkusuz, “Çağdaş, laik Cumhuriyetimizin” temel direklerini oluşturan yasalardan olan, “Yeni Türk Harflerinin Kabulü”nün (1 Kasım 1926) hemen ardından, “Dil Bayramı”nın gelmesi kaçınılmazdı.

Öyle de oldu, “26 Eylül Dil Bayramı” doğdu, tam “88 yıl” önce.

Ayrıca değerli dostlar, yazılı basında, özellikle gazeteler bağlamında, bu kutlamayı yapan, hemen hemen, “tek” gazeteydi “Cumhuriyet”...

Kuşkusuz “Akit”ten, aynı doğrultuda olanlardan böyle bir kutlama bekleyemezdik, beklenemezdi. Ne ki insan, “Ya basının geri kalan bölümünden?” diye sormaktan da kendini alamıyor...

Dahası bunlar arasında, “aydınlık”tan söz edip de bu bayramı anmayan da var...

Ayrıca değerli dostlar, Bilal Erdoğan da: “ ‘Eski Türk Harfleri’ bırakılmasaydı, dilimiz çok daha zengin olurdu!..” görüşünde...

Evet değerli dostlar, bu “Tek Kişilik Hükümet” yönetiminde, Damat Bakan’ın yanında, “Oğul Uzmanlar” da yer alıyor. Verdikleri demeçleri okuyunca, icraatlarını gördükçe, “1990”ların sonlarında Cumhuriyet’in okuyucularına hafta sonlarında armağan ettiği kitaplardan olan, “Haksız Yönetime Karşı” adlı kitapçığı anımsadım.

Yazarı Henry David Thorceau’ya (1817- 1862) göre: “Hükümetlerin en iyisi hiç yönetmeyendir!”... Bilmem ki ne dersiniz değerli dostlar?

İnsan ister istemez, “Yazar, bizim ‘Tek Kişilik Erdoğan Yönetimi’ni görse ‘Ne derdi’?” diye de düşünüyor kuşkusuz.

Ve değerli dostlar, bu tür hoşlukları (!) geride bırakıp, yaşamakta olduğumuz bir - iki olaya değinelim dersek, “Doğu Akdeniz Sorunu”nda Yunanistan’ın ikinci kez “Avrupa Ülkeleri” (AB) tarafından kullanıldığı görüşüne -bir kez daha- katılıyorum.

Ulusal Kurtuluş Savaşı”mızda, acı bir yenilgiye uğrayan Yunanistan’ın Başbakanı Venizelos, Lozan’daki “Barış Görüşmeleri”nin daha ilk oturumunda itiraf etmiş, İzmir’e asker çıkarmanın tam bir “ahmaklık” olduğunu... Umarız yavaş yavaş anımsarlar, Ege’de, Adalar’da oyun oynamayı noktalarlar.

İçe dönersek, Erdoğan, “Azerbaycan” olayında, Meclis’teki dört partinin de saldırgan Ermenistan’ı kınadıkları için teşekkür ederken, “Şahsım ve milletim” adına diyerek yaptı bunu.

Bu tür teşekkürlerinde hep bu söylemi kullanıyor, “şahsım ve milletim” diyerek; bu söyleyiş üslubu “protokol kuralı” da olsa, Erdoğan’ın devletin başındaki kişi olmasına bağlı da olsa, “yakışık” almıyor... “Millet”in, Erdoğan’ın şahsından önde olması gerekmez mi?

Ne var ki değerli dostlar, “2014 yılında”, Erdoğan’ı öven, bez ilanlarda daha ileri gidilmişti, özellikle AKP’nin Düzce Milletvekili F. Aslan’ın, Kadıköy’de astıklarında... Dikkat edilse daha iyi olmaz mı?

Ne ki bunlar bir kenara: “7 milyon işçi AÇ YATIYOR!” (Cumhuriyet 27.9.2020) uyarısı bir kenara değil, gözler önüne..


Yazarın Son Yazıları

‘Kıht-ı Rical’ 23 Ekim 2020
‘Quo vadis?’ 16 Ekim 2020
‘Torpil’ 18 Eylül 2020
İlahiyatçı ne diyor? 11 Eylül 2020
Yine mi? 4 Eylül 2020
‘Ağustos’ ayı 28 Ağustos 2020
‘Mecelle’ 14 Ağustos 2020
Lozan’dan Lozan’a! 7 Ağustos 2020