Tarikatların Padişahlığı

12 Eylül 2020 Cumartesi

Küçücük bir kız çocuğunu istismardan tutuklanan Fatih Nurullah, tarikat-siyaset ilişkisini yeniden gündeme taşıdı.

Türkiye’nin mühürsüz oylarla Saray düzenine geçtiği halkoylamasından yaklaşık 6 ay önce, Ekim 2016’da, kendisiniUşşaki tarikatının şeyhi” ilan etmiş olan Fatih Nurullah, Nurani TV’de şunları söylüyordu: “Şu anda görünen zuhuratlar o ki 1. Türkiye Cumhuriyeti son buldu. 2. Osmanlı kuruluyor, onun başı da Tayyip Bey 1. padişahımız olarak gözüküyor. Son sahne iyi bitirilebilirse, bu iş de biter artık. Tekrar 100 senenin nihayetinde Medine-i Münevver’de kurulan devletin devamı hüviyetindeki bir devletin yeniden ihyasıyla asr-ı saadetin kokularının geldiği bir süreci bu ümmet, bu millet başlatsın.”

Türkiye’deki tarikatlar, Osmanlı’nın son döneminden bu yana siyasi dinciliğin en önemli araçları olmuşlardır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra da tarikatların iktidara aday ya da iktidardaki sağ partileri destekleyerek sürdürdükleri bu “görev”leri hiç bitmemiştir.

Örneğin, 1946’da birden ortaya çıkan Ticaniler, Arapça ezan ve Atatürkün heykellerini kırma eylemleri ile gündeme gelmişlerdi ve Demokrat Parti tarafından destekleniyorlardı.

Nurcular, liderleri Saidi Kürdi’yi (Saidi Nursi) Ekim 1958’de Emirdağ’da ziyaret eden dönemin Başbakanı Adnan Menderesi hilafet ve saltanatı temsil eden iki tuğralı yeşil bayrak ile karşılamışlardı.

Cumhuriyet ilkelerine ve Atatürk’e karşı olan Süleymancılar, AP’yi, ANAP’ı ve DYP’yi desteklemişlerdi.

Rıfai tarikatı, 1980 öncesinde MHP’ye yakın durmuştu.

Nurcuların bir kolu olan Fethullahçılar ise ANAP’tan DYP’ye, CHP’den DSP’ye, MHP’den AKP’ye değin hemen hemen bütün partilerle dirsek teması içinde olmuş, AKP seçimleri kazanınca da iktidar ortağı olarak devlet yönetimine yerleşmişti.

Aslına bakarsanız, AKP, bir tarikat ve siyasi dinci örgütler koalisyonunu oluşturur.

Laik Türk ordusunun etsizleştirilmesi için araç olarak kullanılan Balyoz davası sürecinde kamuoyuna yansıyan, 27 Şubat 2004 tarih ve 3590-106-04/ İSTH.KS (7681) sayıyla İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı’na ait bir belgedeki bilgilere göre, AKP’nin kurulmasına liderlik eden Recep Tayip Erdoğan, Abdullah Gül, Abdülkadir Aksu, Beşir Atalay, Ali Babacan, Ali Coşkun, Kemal Unakatın, Binaili Yıldırım, Recep Akdağ, Hilmi Güler, Zeki Ergezen Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa dergâhı ile yakın ilişkileri vardı. AKP kurucusu Hüseyin Çelik, Nurcuların Kürt-İslamcı kanadı olan Med-Zehra grubuna, Mehmet Aydın da Fethullah Gülen’e yakındı.

Bu kadroların oluşturduğu yapı, bugün Türkiye’yi bildiği gibi yönetmektedir. Bildikleri yöntem ise Fatih Nurullah’ın altını çizdiği “padişahlık”tır. 

Siyasi dincilere göre, (halife) padişah, Allah’ın gölgesidir. Güneşin yaktığı insanlar nasıl bir gölgeye sığınmak isterlerse, bütün zayıflar da doğru yolu onun yönetiminde bulurlar. Padişahın emirlerine uymak, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda dinsel bir ödevdir. 

Biliyorsunuz, kendisine karşı yapılan her muhalefeti Saray’daki, alışıldık bir sözle yanıtlıyor:

Sen kimsin?

Haklı. Padişahın karşısında ümmetini oluşturanlar kim oluyorlar ki? 


Yazarın Son Yazıları

Yargı Didişmesi 17 Ekim 2020
Kimin Cumhuriyeti? 3 Ekim 2020
İmamın Görevi 26 Eylül 2020
Ekşimiş Sirke Takımı 19 Eylül 2020
Hangi Bağımsızlık? 22 Ağustos 2020
Tutmayın, Uçuyoruz 15 Ağustos 2020
Egemenlerin Yeni Kurgusu 8 Ağustos 2020
AKP Ateşle Oynuyor! 25 Temmuz 2020