Feyzi Açıkalın

Ulusal çıkar uluslararası turizmle bağdaşmayınca…

04 Ekim 2020 Pazar

COVID-19’un ülkemizdeki varlığı 11 Mart’ta resmî ağızlardan açıklandığında, turizm otelleri yeni sezona hazırlanmaktaydı. Salgın gereğince açılamadılar.

Uçak seferleri, otel rezervasyonları iptal edilirken turizm emekçileri de işlerine başlayamadı. Onlar, bir önceki Ekim sonundan beri çalışmamakta, dolayısıyla maaş almamaktaydılar.

Salgının seyrini günlük olarak açıklamayı Sağlık Bakanı Koca üstlenmişti. Daha ilk günlerden başlayarak, rakamların gerçeği yansıtmadığından şüphelenildi. Bakandan bu konuya ilişkin itiraf yedi ay sonra geldi: Günlük açıklamalarını ulusal çıkarları gözeterek yapmaktaydı!

Ulusal çıkarların içinde dış turizm hareketi ilk sırayı alıyor olmalıydı. Çünkü ülke müthiş bir döviz dar boğazına girmişti ve yalnızca turizm gelirleri bu açığa yama olabilecekti. Biz ülke olarak sağlık bakanını alkışlarken, Batılı ona inanmamış olmalı ki, halkını Türkiye’ye göndermedi. Dolayısıyla yoksullaşmamız hız kazandı.

Turizm gelirleri gözetilerek salgın önlemlerin gevşetilmesine ulusça karşı çıkmıştık. Bu konuda bakanın sözünü ettiği ulusal çıkarları anlamıyor olmalıydık! Aslında, ülke halkının salgın bilgilerinin doğruluğuna inanmayışı otoriteyi çok ilgilendirmiyordu. Kontrol edeceği kitleyi yönetiyor olması onlar için yeterliydi.

Ne yaman çelişkidir ki, bakanın, bir soru karşısında zorda kalıp günlük rakamların açıklanmasına ilişkin itirafını dillendirmesi uluslararası etki yarattı. İspanya’ya göndermediği yüksek gelirli vatandaşlarını Türkiye’ye yönlendiren İngiltere, Güvenli Seyahat Koridorunu kapatacağını söyleyiverdi.  

Ekim rezervasyonları iptal edildi. Dahası, ülkemizde tatilde bulunan İngilizler 14 günlük karantinaya yakalanmamak için erken dönüş yapmaya başladılar. Doğal olarak, zaten ancak üçte biri açılmış olan tesisler erken kapatma kararı aldılar. Turizm emekçisi bir darbe daha yiyordu.

Halkımız turizmi günah keçisi ilan etti demiştik ya, otelcinin döviz kazandığı varsayılarak krizden etkilenmediği zannediliyordu. Aslında durum hiç de öyle değildi. Elektrik başta olmak üzere girdi maliyetlerindeki artış, 15 ile 25 Avro arasında arasındaki tam pansiyon konaklamasıyla karşılanamıyordu.

Otelcinin, tur operatörünün borçsuz ya da kredisini çevirebilecek olanı durumu belki idare edebilecekti ama turizm çalışanı zor durumdaydı. COVID-19 konusunda ilerleme sağlansa bile, en iyi olasılıkla Nisan ayına kadar işsizdiler. Tabii bu iyi olasılıktı.

Yalnızca Akdeniz çanağındaki turizm emekçilerinin sayısının 400 binin üstünde olduğu söyleniyor. Otel çalışanları kat hizmetlileri, satın almacılar, aşçılar, teknik personel, insan kaynakları gibi farklı branşlarda hizmet veriyorlar. Aşçılar gibi çok sayıda üyesi olan konfederasyon yapısında birleşmiş olanlar olduğu gibi, yalnızca tabela ölçeğinde kalanlar da var.

Çok kimsenin farkında olmadığı üzere, turizm çalışanı umudunu kaybederek sektörden ayrılıyor. İleride işlerin düzelmesi durumunda bırakın kalifiye olmayı, normal servis elemanına bile muhtaç kalınacağı söyleniyor. 

Sonuçta, ülke ekonomisinin en büyük döviz sağlayıcı sektörlerinden birisinin çalışanı olarak, turizm emekçisinin hakkının aranması gerekiyor. Bunun da dağınık birlikteliklerle değil, Turizm Meslek Örgütleri Birliği çatısı altında, çok daha güçlü örgütlenmeler aracılığıyla olmasının gerekliliğine işaret ediliyor. 


Yazarın Son Yazıları

6,6’lık suistimal 4 Kasım 2020
Depremin getirdiği 1 Kasım 2020
Harç mı haraç mı? 24 Eylül 2020