Normalleşmek istemiyorum!

28 Mayıs 2020 Perşembe

Covid-19 salgını zamanın “normal” akışını kırdı, günlük yaşamı allak bullak etti. Covid-19 toplumun tüm ekonomik ve kültürel çelişkilerini keskinleştirdi. Tarihin en büyük ekonomik buhranı dendi. Her gün haber bültenlerinde, günlük hasta, ölü sayıları yeni zamanın sıradan parçaları oldu.

İnsanlar (kimileri bağlı bahçeli-manzaralı balkonlu, kimileri nohut oda bakla sofa) evlerine kapandılar, sosyal mesafe kuralına uymaya çalıştılar, sevdiklerini kaybettiler, hastalanıp ölürken yanlarında olamamanın acısını yaşadılar, evlerinde can sıkıntısından bunaldılar. Kadınlar ve çocuklar, bu bunaltının ağırlaştırdığı erkek tacizinden daha fazla acı çektiler. İşçiler işlerini, esnaf işletmesini kaybetti ya da kaybetme noktasına geldi. Açlıktan, utançtan ölenler oldu. Şimdi haklı olarak insanlar, zamanın “normal” akışına dönmesini istiyorlar. Ben, bir yanlış nostalji (geri dönme arzusunun gerçekleşememesinden kaynaklanan keder) olarak kalmaya mahkûm duyguyu paylaşmıyorum, normalleşmek, Covid-19 salgını öncesindeki zamanın o “normal” akışına dönmek istemiyorum.

Normalleşme mi dediniz?

O “normal” aslında kapitalizmin kötü normallerinden biriydi. Bu normalin iki bileşeni giderek derinleşen bir iklim krizi ve gittikçe sıklaşan virüs salgını krizleri, doğanın metalaştırılarak sermayenin tüketimine açılmasının, tüketimin atıklarının doğaya boşaltılmasının yarattığı yıkımın ürünüydüler. Hayvan ve bitki türleri hızla yok oluyordu. Dinozorları yok eden meteorun etkisini anımsatıyordu (Salvage, Mayıs, 2020) “kâr makinesinin” 500 yıldır her yere yapışmaya çalışan “organları”.

Sermayenin temsilcileri, on yıllardır sağlık sisteminin, kamu hizmeti veren kurumların içini boşaltıyor, yaşamın krizlere dayanma gücünü zayıflatıyordu. Kapitalizm kendi zeminini çürüten bir üretim tarzıydı artık! Gelir dağılımı verileri müstehcen görüntüler sergiliyordu. Savaşlar, açlık ve göçmen dalgaları da bu normale aitti. Liste daha da uzun: Büyük güçler arasında sertleşen rekabet, yükselen milliyetçi, ırkçı, dinci eğilimlerin etkisiyle hızla “Yeni Faşizme” dönüşen popülizm. Emperyalist sistem içinde, bağımlı ülkelerin, hangi büyük güce tapacakların şaşırmış entelijansiyası; simgesel dünyasında, otokratları mehdi düzeyine çıkaran, çaresizlik ve cahillik...

Bu sırada kültür endüstrisi, haz saplantılı bir bireyciliği, “özne olma arzusunu” çürüten bir ironiyi (bir davaya - hakikate - sadakat korkusunu) biteviye üretiyor, insanları, hatta sanatçıyı pasifleştiriyor, bu zeminde kapitalist tarihinin canavarları yine başlarını kaldırıyorlardı. Bu “normal” içinde, hızla gelen bir kamyonun farlarının ışığında donup kalmış bir geyik gibiydik...

Bir başka ‘normal’ mümkündür

Ben o kötü normale dönmek istemiyorum. Ben, zamanın o “normal” akışının kırılmasının, günlük yaşamın olasılıklar yelpazesi içinde yarattıklarından yararlanarak başka bir zamana ve bir iyi normale gitmek istiyorum.

Zamanın “normal” akışı, birbirinden farksız birimlerin, bir zincirin halkaları gibi birbirini izlemesiyle ilerler. Sonra bu “akışın” içinde olmayan bir şey olur (Gezi olayı, Marmara depremi, örneğin), zincir kopar. Artık zaman adeta nereye gideceği belirsiz devinimlerin sonu gelmez karmaşasıdır. Bu karmaşa türlü yeni olasılıklar yaratır. Şimdi insan eylemi bu yeni olasılıkları kullanarak zamanın zincirini yeniden yapabilecektir.

Artık eski normale geri dönüş söz konusu değil. Ancak yeni bir normal olasılığı var. Bu da zinciri kimin yeniden yapacağına bağlı. Ya önceki normalin egemen güçleri bunun bir benzerini kendi arzuları doğrultusunda yeniden kuracaklardır. Ya da bu güçlerin karşısındakiler yeni normale damgalarını vuracaklar, en azından (!) arzularının bir kısmını, hatta daha fazlasını bu yeniden yapılanmada gerçekleştirebilecekler.

Covid-19 salgını zamanın normal akışını kırdığında, ölümden, yıkımdan, acılardan başka şeyler de oldu: İnsanlar güçlerini, kaynaklarını birleştirmeye, dayanışma grupları kurmaya, hastalara, yaşlılara, yalnızlara yardım etmeye metalaşma zincirinin dışına çıkmaya başladılar. Sendikaların pazarlık, medyanın eleştirel gücü yeniden artmaya, yeni bir toplum, bir “iyi” normal arzusu da yeşermeye başladı. Ben bu yeni “iyi” normale gitmek istiyorum...


Yazarın Son Yazıları

Rejim yine duvara çarptı 10 Ağustos 2020
Geri dönüş yok! 6 Ağustos 2020
Ya Trump gitmezse? 20 Temmuz 2020
‘Adam’ gidiyor mu? 29 Haziran 2020
Rüyadan kâbusa Amerika 22 Haziran 2020