Barış Doster

Büyük devlet kime denir?

13 Mayıs 2020 Çarşamba

Dış politikanın, uluslararası ilişkilerin sık sorulan sorularındandır başlıktaki soru. Elbette temelinde ekonomik güç vardır verilecek yanıtın. Fakat yetmez. Siyasi, askeri, diplomatik, toplumsal, kültürel, bilimsel, teknolojik güç de gerekir. Dahası, bunların uyumu, ahenkli yönetimi şarttır. İşin içine doğal kaynaklar, yüzölçümü, nüfus da katılır. 

Salgın hastalık, büyük devletlere, en başta da ABD’ye, Avrupa’nın Fransa, İngiltere, İtalya gibi büyük güçlerine ilişkin genel yargıları yıktı. Toplum sağlığı konusunda başarısız oldular. Halk sağlığı konusunda sınıfta kaldılar. Temel bir kamu hizmeti olan sağlık hizmetini yurttaşlarına vermede yetersiz oldukları görüldü. Bu büyük devletlerin, güçlü, halkçı, kamucu bir sağlık sistemine, bu alanda etkin bir devlet yapılanmasına sahip olmadıkları anlaşıldı.

Büyük devletin, güçlü devletin, etkin devletin tanımını da tartışmaya açtı bir anlamda COVID-19. Ekonomik büyüklüğün, savunma bütçesinin, çokuluslu şirket sayısının, kişi başına düşen milli gelirin, teknolojik ve endüstriyel altyapının çok önemli olmakla birlikte; güçlü, nitelikli bir sağlık sistemi yoksa eğer, işlevsiz kalabildiğini gösterdi. Maske, eldiven, önlük üçlüsü; bahçe içindeki üç katlı evlerden, garajdaki pahalı arabalardan, deniz kenarındaki villalardan, evi dolduran beyaz eşyadan daha anlamlı hale geldi Londra’da, Paris’te, Roma’da, New York’ta. 

Emperyalizmin ideolojik saldırısı

Gelelim kendimize. Yıllardır “Büyük Türkiye”, “Yeni Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye” sözlerini dilinden düşürmeyen, ama Cumhuriyetin bütün iktisadi birikimini özelleştiren; kamucu, halkçı karakterini küçümseyen; planlama geleneğini yıkanlar; Cumhuriyetin sağlık altyapısıyla övünüyorlar şimdi. Türkiye’nin sağlık ordusunun çalışkanlığı, özverisi, vatan sevgisi ve meslek aşkı; göğsümüzü kabartıyor, gözlerimizi yaşartıyor. Neredeyse tüm kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) özelleştirildiği ülkemizde, çok sayıda özel sağlık kuruluşu olsa da, bilinçlerde ve belleklerde sağlık hizmetinin özelleştirilmesine karşı güçlü bir direnç olduğu görülüyor. Sağlık çalışanlarımızın; özelleştirmeyi engelleyemeseler bile, özelleştirmeyi, hele de sağlıkta özelleştirmeyi içine sindiremediği anlaşılıyor. 

Buradan alınacak dersler var. Sıralayalım. Öncelikle, işgücü piyasalarının esnekleştirilmesine, sendikasızlaştırmaya, emeğin örgütlenmesinin önüne yeni engeller konmasına karşı çıkılmalı. “Serbest piyasanın her derde deva olduğu” yönündeki yalana ve ideolojik saldırıya itiraz edilmeli. Yoksullaşan, örgütsüz bırakılan, siyasetten soğuyan, politik mücadeleye olan inancını yitiren, her seferinde acı reçeteleri içmek zorunda kalan geniş halk kitleleriyle buluşmanın yolu bulunmalı. Küreselleşme yanlılarının maskesi düşürülmeli. Geliri azalan, üretimden aldığı pay düşen ücretli emeğin, yeniden siyasallaşması, toplumsallaşması sağlanmalı. 

Kısacası, Atatürk’ün “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” sözündeki halkçı, toplumcu, kamucu, devletçi, sınıfsal vurgu, iyi anlaşılmalı ve doğru anlatılmalı. Hukuk devletinin, demokratik devletin, sosyal devletin, yalnız ve ancak iktisadi açıdan güçlü, siyasi açıdan bağımsız bir Cumhuriyetle mümkün olduğu hiç unutulmamalı. 


Yazarın Son Yazıları