Yazgülü Aldoğan

Medya virüsünden sevgilerle!

16 Nisan 2020 Perşembe

Geçende kendisine seslenmiş, gerçek düşman karşısında birleşmemiz gerektiğini, asıl şimdi gerçek bir beka sorunuyla karşı karşıya kaldığımızı hatırlatmıştım ama ne gezer. Onun virüsten anladığı bizmişiz meğer. Son yaptığı halka sesleniş konuşmasında medya virüslerinden bahsetti. Kim onlar? Biz tabii. Gazeteleri el değiştirtilmiş, iktidar medyasına devşirilmiş, kalan birkaç bağımsız gazete ve televizyonda gerçek gündemi, gerçekleri yazmaya çalışanlar. Korona günlerinde sesimiz iyice kısıldı. Evde Kal Türkiye önlemleri geçerli, okurlarımızın yaşı tutmuyor, maskesi yok diye sokağa çıkıp gazetesini alamıyor! Ya da kâğıttan da virüs bulaşır söylentisine inanıp ellemiyor! Geçen hafta sonu sokağa çıkma yasağı süresinde gazetemiz dağıtılamadı. Ama yandaşlar hem dağıtıldı, hem de tirajları düşmüyor, her koşulda aynı. Çünkü bunlarınki gerçek okur değil, kurumsal. Kaç kişi kalmışız şurada, bir iki televizyon kanalı, bir iki gazete, nedir bu öfke, niye bu medya virüsü diye aşağılamalar, nefret? İlanlarını kesmeler, özel sektöre ilan vermeyin tehditleri, yıldırmalar, neden bu rahatsızlık? Yasaklar öncesi sözüm ona sıradan bir cenaze haberini yazdılar diye “Barışlar” içeri tıkılırken cezaevi boşaltma operasyonundan yararlanıp çıkamasınlar diye gecenin üçünde torbaya ek madde koyuluyor!

Gerçekler yazılmasın diye

Çünkü rant hırslarının, ülkeyi nasıl talan ettiklerinin, hukuksuz işlerinin, uçaklar, saraylar, kimsenin geçmediği köprülere ödenen milyarlarca dolar gibi israflarının öğrenilmesini istemiyorlar. Çünkü milletçe ne olduğunu bile bilmediğimiz bir virüs yüzünden ölüm kalım mücadelesi verirken bir maske dağıtmayı bile başaramamış iktidar olduklarını yazmamızı istemiyorlar. Herkes canının derdindeyken Salda Gölü’nün beyaz kumlarını yağmaladıkları görüntülerin yayımlanmasını istemiyorlar. Başka yer yokmuş gibi milyarlara mal olmuş Atatürk Havalimanı’nın pistinin üzerine niye hastane yapmaya kalktıkları sorgulansın istemiyorlar! Sağlık Bakanı’nın bile haberi olmadan, kararın uygulanacağı illerin engelleyip durdukları belediye başkanlarının televizyon altyazılarından öğrendiği sokağa çıkma yasağının niye iki saat kala açıklandığı tartışılsın, bu kararın sorumlusu kim sorulsun istemiyorlar. İŞKUR önünde boynu bükük bekleyen, işten çıkarılmış insanların feryatları duyulsun istemiyorlar. Çocuklarımın karnı aç diyen annelere “Geber” diyen müdürü niye atadıkları öğrenilsin istemiyorlar.

Ülkeyi kötü yönetiyorlar. Çünkü birinci öncelikleri bu ülke ve insanları değil iktidarlarını sürdürmek ve buna engel olabilecekleri saf dışı etmekten başka amaçları yok. İktidarda kalmak birinci amaçları ve bu süreçte ülke kaynaklarını, doğal zenginliklerini sömürüp küçük bir grubun içinde paylaşmak. Nasıl bir şatafat ve zenginlik hırsıysa insanlar yiyecek ekmek için birbirlerini ezerken Ahlat ve Göcek’teki başkanlık saraylarının inşaatı devam ediyor! Ve işte bunları yazınca virüs oluyorsunuz. Oysa DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun işçiyi ölüme ve açlığa mahkûm edemezsiniz çığlığı yerine Damat Bakan’ın krizden büyüyerek çıkacağız dediğine inanıp alkış tutsak, virüs değil uçak yolcusu olmak işten bile değil.

Kime hakaret etmişim?

Size bir medya virüsü hikâyesi anlatayım mı? Google’da bir haber ararken Sabah gazetesinde 29 Kasım 2018’de yayımlanmış bir haberde Cumhurbaşkanına hakaretten yargılanıp ceza aldığımı öğrendim! “Cumhuriyet gazetesi yazarına ceza” başlığıyla aHaber’de de yayımlanmış! Hiç haberim yok? Avukatlarımı arıyorum, araştırıyoruz, ne böyle bir cezam var, ne de davam! Avukatım Başar Yaltı, haberi yazan muhabirle konuşuyor, “Biz haberi veriyoruz ama yazıişleri değiştiriyor” samimi itirafını alıyor. Sonradan anlaşılıyor ki davacı Cumhurbaşkanı değil, eski AKP milletvekili Reşat Petek. 15 Temmuz Olaylarını Araştırma Komisyonu Başkanı olduğunda bin küsur kişi kendisi için “Bu işi nasıl yapar, FETÖ sempatizanıdır” diye itiraz etmiş ama beyefendi içlerinden bir tek CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’ya ve bana dava açmış ve kazanmıştı. Üstelik de kendisine sadece sempatizan demiş ve bunu kanıtlamak için mahkemeye onlarca ekran görüntüsü ve beyanatını sunmuş olmamıza rağmen. Kimmiş virüs? Ben mi? Hakkımda yalan haber yapan ve yayımlayanlar mı? Bu gazeteyi okumadığım için, aslında demek ki kimse okumadığı için, haberim bile olmamış, ama ben bir şey yazdığım zaman herkesin oluyor; yazılarım, mütevazı olmayacağım, WhatsApp gruplarında binlerce kez paylaşılıyor. Sadece bir öngörü içeren tweet’im yüzünden mahkemelerde süründürülmem de bundan! Ama gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu var. Virüs gibi!


Yazarın Son Yazıları

Yönetememe krizi 19 Kasım 2020
Medyada orta saha boş 3 Eylül 2020