Yazgülü Aldoğan

Kılıcı görünce eyvah dedim, kesme vakti!

30 Temmuz 2020 Perşembe

Yıllarca ne diye korktuk “şeriat isterük” diye cüppeli, sarıklı, yeşil bayrakla koşturanlardan? Bunlar bizi keser diye! 15 Temmuz gecesi bile hiç unutmuyorum, sabaha karşı ortalık yatışmaya yüz tutmuşken sokakta tekbir getirerek koşanlar acaba bizi keser mi diye ışıkları söndürmüştüm! Diyanet İşleri Başkanı’nı da elinde kılıçla Ayasofya’da görünce vakit geldi demek dedim! Daha IŞİD’i unutmadık. Gerçek İslam biziz diye ortaya çıkıp kafa kesmelere doyamadılar. Canlı canlı iki askerimizi yaktılar da adlarını bile anamadık, yaslarını bile tutamadık, tören bile yapamadık! Osmanlı tarihinde ilerleme üretim ile değil, fetih ile yapıldı. Nerede mal bitti, ordular ileri gidip başka yerler fethedildi. İstanbul’un fethi niye gecikti, Fatih Sultan Mehmet, şehir yağmalansın istemiyordu, yeniçeri ayak sürüdü. Önce yağma, sonra erkekleri öldürme, kadınlar cariye. Osmanlı padişahlarının kaçının eşi Anadolulu ve Müslüman? Fatih’in eşi ölene kadar din değiştirmemiş. Hürrem gibi dizisi yapılmadığı için bilinmiyor. Şu anda iktidarda olan AKP zihniyetinin Fatih Sultan Mehmet’ten daha radikal dinci olduğu kesin. İlk geldiklerinden bugüne hayli belli ettiler niyetlerini. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra. Sırada hilafet var herhalde ki en alt kademeden lafı sürülüyor piyasaya. Bakıyorlar kurbağalar yeterince haşlanmamış, kazandan kaçıyor, zamanı gelmemiş diye geri basıyorlar; AKP sözcüsü ortalığı yatıştırıyor, “Cumhuriyet gözbebeğimiz” diyor. Hangi Cumhuriyet? Türk İslam Cumhuriyeti mi?

Önce kızıştırma sonra yatıştırma

Türkiye, laik, sosyal, hukuk devletidir” demiş bir de. Türkiye maalesef artık hukuk devleti değildir. Osman Kavala 1000 gündür, tahliye kararlarına rağmen gerekçesiz içeride rehin tutuluyor. Gazeteciler ise sözüm ona MİT mensuplarını açıkladılar diye? Hele Cumhurbaşkanı’nın MİT’in yeni binasının açılışında MİT mensuplarıyla boy boy fotoğrafı yayımlandıktan sonra, bayağı komik. Avukatlar adil yargılanma istedikleri için girdikleri ölüm orucunda, ölmek üzere! Erler, öğrenciler darbe yaptılar diye müebbete mahkûm edildi. FETÖ bağlantılı kimler kimler devlet kadrolarında. Dışarıda HDP’li belediye başkanı kalmadı, suçları seçilmiş olmak herhalde? Yazdın mı suçlusun! Hatta bunları değil, mangal pergolasını yazdın mı 4 yıldan başlıyor istenen ceza! Son Kurban, dana değil, sosyal medya. Bayram tatiline çıkmadan önce sosyal medyayı kısıtladılar. Medyayı ele geçirdiklerinden beri halkın tek nefes aldığı yerdi, küçük de olsa tepkisini dile getirdiği. Onu da susturdular!

Atatürk’e lanet?

Kılıçtan girdik nereden çıktık. Elde kılıç çıkması yetmedi, bir de lanet okudu Atatürk’e, bu ülkenin kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna! Neymiş, vakıf malını uygun kullanmamak? Veraset ve vakıf malına bu kadar değer veriliyorsa Atatürk Orman Çiftliği’nden başlayalım ve Türk Tarih Kurumu, İş Bankası hisseleriyle devam edelim mi? Atatürk, orman çiftliğini tarıma örnek olsun diye miras bırakmıştı, üzerine Saray yapılsın diye değil. İş Bankası hisselerinden elde edilecek kâr da TTK ve TDK’ye gitsin diye. Üstüne yatmaya çalışın diye değil. Atatürk’e ve yaptıklarına şükran duymak yerine lanet okumak için o psikolojiyi anlamak lazım: Lisede okurken toplu sabah namazlarına giderlermiş, “konferanslarda Ayasofya açılacak dediklerinde hüngür hüngür onlar ağlar, biz ağlardık” diye anlatıyor. Z kuşağı, zorlamanıza rağmen İHL’lere gitmek istemiyor, toplu sabah namazlarıyla da hiç ilgilenmiyor. Tarikat yurtlarında yetişen garibanlarla yetinmek lazım. AKP’nin Ayasofya, kılıç, halifelik gibi radikal dinci sembollere sarılması, eriyen oylarını toparlamada bu ekonomik krizde işe yarayacak gibi gözükmüyor. AKP’nin kemik tabanı cami cemaatinin yaşlıları yerlerini Z kuşağının gençlerine bırakıyor. Onlar siyasetle ilgilenmiyor, iyi bir eğitim, para kazanacakları iş istiyor. Hepsinin derdi kapağı yurtdışına atabilmek. Umutlarını tükettiniz, özgürlük arıyorlar, o kapatmaya çalıştığınız sosyal medyada nefes alıyorlar!

Belediyeler

İktidarın en büyük korkusu Millet İttifakı’nın kazandığı büyükşehir belediyelerinin başarılı olmasıydı. Bir yıldır sadece engel çıkardılar. En son çıkardıkları kararname, belediyelerin tamamen ele geçirilmesidir. Seçimle yapamadıklarını kararnameyle yapabilmek Türkiye gerçekten hukuk devleti olsa mümkün müdür? Danıştay itirazı reddetti, belediye iştiraklerini artık başkan değil, meclis mi yönetecek? Başkan sadece çöp mü toplayacak? Yardım paralarına el koydular, Sirkeci, Haydarpaşa Garı’nı İBB’ye değil, Bilal’in arkadaşına verdiler. Galata Kulesi vakfınmış meğer, İBB’yi attılar. Borçlanma taleplerini reddediyor, iş yapamaz hale getiriyorlar. Yıllar önce AKP’li başkanların alıp da ödemediği borçları şimdi çıkarıp haciz yapıyor, makam odasından iskemle masa çıkarıp aciz duruma düşürdük numarası çekiyorlar! Bu mu hukuk devleti, bu mu demokrasi? O belediye başkanlarını biz seçtik. Seçimleri tekrar ettiğinizde sadece belediye başkanını değil, meclisi de yeniden seçseydik, Tevfik Göksu zor horozlanırdı orada! CHP’nin “dostlarla” iktidara yürüyüş nutukları atmasıyla dalga geçiliyor ama Kılıçdaroğlu büyükşehirleri alacağız dediğinde de dalga geçmişlerdi. Kılıçsa kılıç, burada da var bir sembolik kılıç! Enseyi karartmayalım, bundan beteri korona, Kanal İstanbul ve İstanbul depremidir. Birinden biri götürecek zaten bizi...


Yazarın Son Yazıları

Medyada orta saha boş 3 Eylül 2020
Gazeteciyim, casus değil! 11 Haziran 2020