Yazgülü Aldoğan

Bir gün yine gerçek bayram olacak!

29 Ekim 2020 Perşembe

Cumhuriyetin 97. yılına gelmişiz ve şu hale bakın ki 1923’te; savaştan yeni çıkmış, hiçbir birikimi olmayan, yorgun, yoksul halkıyla Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında bile ekonomimiz bu kadar kötü, kasamız bu kadar tamtakır ve umutlarımız bu kadar yerlerde değildi! Kurucu lider Mustafa Kemal Atatürk’e ve devrimlere inanç tamdı. Son 18 yılda yapılan nedir? Karşıdevrim! Başta Atatürk sevgisi olmak üzere Cumhuriyet devrim ve değerlerinin alabora edilmesi, Cumhuriyetin kurduğu eğitim, tarım ve ekonomi politikalarının çökertilmesi, her anlamda dışa bağımlı hale getirilmemiz, enflasyonun tavan, paranın değerinin taban yapması, hukuka, medyaya, siyasete ve devlet kurumlarına partizanlık ve liyakatsizliğin hâkim olması. Sonuç? Çöküş dönemi! O çok hayran oldukları Osmanlı da istihdam ve kalkınma yaratmadan fetihlerle sürdürdükleri yükseliş döneminden sonra padişahlığın getirdiği tek adam yönetimi ve israf ekonomisiyle önce gerilemiş, sonra çökmüştü!

Acaba o dönemde de mi, maliye nazırı, ekonomi rotasında ilerliyor diye padişahı kandırıyordu? Tabii şimdi daha zor: Ekonomi rotasında ilerliyor denildiği sırada ekranda her on dakikada bir doların bir kuruş daha arttığı görülüyor!

Devir değişti. Artık işi beceremeyen sadrazamların, nazırların kellesi alınmıyor ama görevden alınıyorlar. Değişmeyen bazı gerçekler de var, damatlar işi beceremiyor ama damat oldukları için yerinde kalıyor.

Cumhuriyet kurulalı 97 yıl oldu. Siz hiç “Açız!” diye bağıran halkına “O zaman keyif çayı için!” diyen bir hükümet liderimiz olduğunu hatırlıyor musunuz? Hiç duydunuz mu, gördünüz mü, tarih yazdı mı? Hiç olmadı!

Dış düşman masalı

Ekonomi niye battı? İstihdam yaratacak yatırım yerine parayı betona gömdüler! Var olan fabrikaları satıp, kapatıp bahçeden petrol fışkırıyormuş gibi her şeyi ithal etmeye kalktılar. Her şeyi dışarıdan alır olduk. Çiftçi tarlasını, köylü ineğini sattı. Köylerde kimse kalmadı, herkes şehre geldi. Bizim garibanlar yetmedi, Suriyelisi, Afganı, Afrikalısı, Orta Asyalısı da geldi, kaçak ve ucuz işgücü olarak daralmış istihdam piyasasına girdi, bizimkiler iyice aç kaldı. Aşı üreten enstitüyü bile kapattılar, halkı ithal aşıya mecbur bıraktılar, onu da ithal etmeyi başaramadılar, halk aşı diye inlerken grip aşısı getirememiş muhteremler, “40 gün sonra Covid aşısı piyasada” diye ver mehteri yapıyor!

Tabii bu kadar rezilliğin yanında halkın isyan etmeyip uslu durması için iç yetmez, dış düşman lazım. Zaten Katar, Azerbaycan ve Ukrayna dışında kavgalı olmadığımız kimse yok. En son Çeçen teröristin Fransız tarih öğretmeninin kellesini kesmesi yüzünden Fransa’yla papaz olduk, öldürülenin değil, öldürenin yanında yer aldık! Gerilim gerekiyor! Dışarıda “İslamın düşmanları ümmete saldırıyorsa, ümmet devletlünün etekleri altında toplanıyor.” O kadar ki ana muhalefet partisi bile sesini kısıyor, itirazını mırıl mırıl dillendiriyor.

Çıkışı elbette var!

Gençler, ülkeden umutlarını kestikleri için kapağı dışarı nasıl atarız arayışı içinde. Bizim kuşaklar hem inançlı hem inatçıdır. Bir yere gitmiyoruz. Bu ülkeyi sokakta bulmadık. Yerel seçimlerde söke söke nasıl aldıysak iktidarı ve her şey nasıl çok güzel olduysa, şimdi de merkezi iktidarı almamız zaman meselesi! Gitmez değil, gidecekler. Gittikten sonra fabrika ayarlarına dönmek için biraz zaman gerekecek! Nepotizm yerine liyakat geçerli olacak. Eş dost, akraba saltanatı değil, hak edenin ve işini iyi yapacak olanların göreve gelmesiyle, israfın önlenmesi, yatırımların doğru yerlere yapılması, her şeyden önemlisi saçılmış paraların geri alınıp HESAP SORULMASIyla gereken kaynak da yaratılacak!

Olmaz zannetmeyin, olacak! Tarihte hangi iktidar, başarısız olduğu halde yerinde kaldı? Kendisine inanan, uzaya köprü yaptık dese gidecek olan bir kitlesi var diye de üzülmeyin. Yarın ilk sırtlarını dönen onlar olur!

Bu ülkede herkesi bölücülükle, halkın arasına kin ve nefret tohumları ekmekle suçladılar. Oysa en büyük ayrımcılığı, bölücülüğü kendileri yaptı. “Bitaraf olan bertaraf olur” dediler ve kendilerine biat etmeyeni yok ettiler. Millet korkudan sesini çıkaramıyor ama dişini sıkmaktan da ağızlarında diş kalmadı.

Biz yıllardır unutturulmuş, ertelenmiş, önemsizleştirilmiş, bu yıl da yasaklanmış Cumhuriyet Bayramı’nı yine sokaklarda kutlayacağımız günleri bekliyoruz! ÖSO tedhişçilerinin sırtlarının sıvazlanıp sokaklara salındığı günlerde pandemi tehlikesi yok, Cumhuriyet Bayramı’nda bayrağımızı alıp fener alayı yapmak isteyince tehlike var? Öyle olsun! Biz bayramı yüreğimizde de kutlarız, balkonumuzda da penceremizde de ona da mı engel var? Ve en kısa zamanda, bir seçim sonrası, tıpkı İstanbul’u ikinci kez kazandığımız gibi laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin de yeniden hayata geçişini, demokrasi zaferini kutlarız. Enseyi karartmayın, maskenizi takın, güldüğünüzü görmesinler!


Yazarın Son Yazıları

Yönetememe krizi 19 Kasım 2020
Medyada orta saha boş 3 Eylül 2020