Madenci Ölüyor, Diktatör Övüyor... Halkını Dövüyor, Sövüyor

18 Mayıs 2014 Pazar

Dün devletin utanç verici, ayıp, çırılçıplak, yüz kızartıcı bir durumunu yaşadık. Ne bakmak istedim, ne duymak, ne bilmek, ne yazmak, ne okumak... Lanet okumak bile içimden gelmedi... Öylesine bir alçaklık. İçimiz yıkılmış... Yürekler yarık, alev alev... Görüntülerde madencilerin, kızlarının, çocuklarının, ailelerinin her bir hareketi dağıtıyor insanı... madencinin yalnız kalan çizmesi... bir görüntü... bir ses... bir çığlık... avuç içinde bir mektup... bir haykırış... sedyede kömür karası çizmesini çıkarmaya kalkan o güzelim insanın yüreğinden dalga dalga damarlarıma karışan saf insanlığı... damla damla, insan olanda dışa vuruyor... Duymadığımız çığlıkları, duaları, haykırışları, karısının çocuğunun ana babasının isimlerini sayıklamaları... birer birer, sessiz, saplanıp duruyor her şey...
Yok hayır; ne anlamamız, ne duymamız, ne yer değişmemiz mümkün. Hiçbir zaman orada olanı anlayamayacak olmanın zavallılığı içindeyiz... Eşduyum mümkün değil.
Yiğit insanlar direnişte... mumlar, mumlar, mumlar... ışıklardan kentler, sokaklar, caddeler, insanlar... kızlar erkekler... genç yaşlı... alınları pak, yürekleri pırıl... hepsi yarının, geleceğin kurucuları...
Herkes birer Soma... herkes birer kömür karası; yürekler madenlerde... karanlıkları yararak ilerliyorlar... ellerinde kazmalar kürekler; başlarında baretler, madenci ışıkları... Kömürden duvarları aşarak, ölümü yenerek öteye; aydınlığa, ışıklara, güneşe, yeşile, güle, çiceğe, güzele, masumiyete yürüyorlar... koşar adım... Her bir toplumsal cinayet, bu batasıca düzenin yeraltında giderek çoğalttığı canlar... Ve üzerimizde giderek taşıyamayacağımız ağırlığa doğru büyüyen bir gökyüzü... Yaşıyor muyuz, ölü müyüz...

Kelepçeli yiğitlerim
Hayır hiçbir şey görmek, duymak, bilmek istemiyorum... Kendine laf edecek herkesi sille tokat dövmeye hazır bir insan işbaşında... Geldi, gezdi, gördü... Soma’dan geçti bir hışımla... Geride jandarma ve polis işgali altında, tekmelenmiş, tokatlanmış, saldırılmış bir Soma bırakarak... Avukatlar, ellerine plastik kelepçeler vurulup gözaltına alınıyor, kente insanlar sokulmuyor, otobüsler durduruluyor. Diktatör ve adamları işbaşında... Soma ayağa kalkacak, kendini var edecek; öfkesini, üzüntüsünü, kaderini, yüreğindeki acıyı kömürün karanlığına haykıracak, özgürleşecek...
Ama üzerine TOMA’ları salıyorlar... Biber gazı, cop, kelepçe, plastik mermi... Bu hışımdan, Somalıların payına düşen...

***

Hayır hiçbir şey görmek, duymak istemiyorum... Çünkü bir kan emici ekip sahne aldı Soma’da... Binbir yalan, acımazlık... Gerçeği örtme, dile getirmeme üzerine kurulan bir sahne... O yok, bu yok, şu yok... Felaket, dünya dışı varlıkların, uzaylıların işi. Geldiler, madeni ateşe verdiler ve çekip gittiler, arkalarında hiçbir iz bırakmayarak... Bugüne kadar madenlerde görülmeyen, anlaşılmayan bir olay cereyan etmiş... ne olduğunu kimse bilemezmiş... madende her şey güllük gülistanlıkmış... mevzuata uygunmuş, teknik her şey tıkır tıkır işliyormuş... gaz ölçümlerini izliyorlarmış... kaza olması için hiçbir neden yokmuş...
Yalanın bini bir para... bir trajikomik sahne... hepsi 302 madencinin canı ve geri kalan yüzlerce anası, babası, eşi, çocukları üzerinden... Sahipler, hayatta kalacak hep, hiç madene girmeyecek ve mirasçısı çocukları on binlerce lira aylıklarla hayatın keyfini sürecek... hiç evini, aşını, ekmeğini, çocuğunu, borcunu harcını düşünmeyecek... 35 bin lira aylık, ‘Bay Sahip’e... On binler, bay müdürlere, sırtlan gibi işçilerin sırtına binenlere... Vurun en alttakine, kömüre kazma kürek sallayana...

Alçaklığın sonu gelmeli
Güvenlik sistemleri mi... erken uyarı sistemleri mi... mevzuatta yok ki, vicdanlarda niye olsun... Vicdanlarda zaten mevzuatta olanlar bile yok... Yeni Zelandalı madenci yıllık 200 bin dolar alıyormuş, Amerikalı madenci 60 bin dolar... Türkiye’de maden işçisi ortalama 20 bin TL... Binlerce insan madende çalışmak için sırada bekliyor... canların biri gider, biri gelir... biri ölür, biri kalır... suyuna, eğitimine, varlığına, beynine, kanına, canına, karısına, eşine, anasına, babasına para mı vermiş...
Alçaklığın sonu gelmeli... bu vahşi sömürü düzeninin... madenci tehlike maaşı almalı... hepsi kazancın yüzdesinden de almalı... patron ve yalakalarının maaşlarına sınırlama konmalı... madenci iyi kazanmalı, iyi yaşamalı, çocuklarını iyi yetiştirmeli... Alçaklığı bırakın artık...
Madencinin kanını, gözyaşını, yoksulluğunu İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, New York’ta gökdelenlere, villalara akıtmayı bırakın... Akıtacaksanız, madenci de kazanacak, o da iyi yaşayacak, insan gibi, korkusuz, büyük bir yürekle ve güvenle...

***

Madenci ölüyor, ama diktatör övüyor... halkını ise dövüyor, sövüyor...
Vahşi düzeni koruyucularıyla, savunucularıyla, bütünüyle ayakta tutmak yok mu...
En dehşet olanlardan biri de bu...
Öldürüyor insanı...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları