Olaylar Ve Görüşler

Sıkışmanın Sicili - Nusret ERTÜRK

07 Ağustos 2020 Cuma

İngiltere’de Birinci Dünya Savaşı sonrasında açlar, Londra’ya doğru yürüyüşe geçerler. Haberi alan İngiliz hükümeti, Hyde Park’taki kürsülerin sayısının artırılmasını emreder. Öfkeli toplulukları sakinleştirmenin en kestirme yolu onlara söz hakkının verilmesiyle sağlanır.

Bizde olduğu gibi sıkıştırma yolunun seçilmesi ise en tehlikelisidir. Çünkü, sıkışmanın sicili pek kabarıktır.

Sıkışmak, kesin sonuç veren bir işaret fişeğidir. Her şey bu sözcüğün başının altından çıkıyor dense yeridir. Geleceğimizi sıkışmalar belirliyor.

Gelişmiş ülkelerde, iktidara gelmeden önce tarih okunurmuş. Bizde ise iktidardan düştükten sonra. 

Bir ülke düşünün ki avukatları adalet aramak için yollara düşüyor. Yollara düşüyor ama başlarına gelmeyen de kalmıyor. Baro başkanları, 2020 yılı yazında Ankara sınırında durduruluyor. Yetmiş kadar baro başkanı yirmi yedi saat çembere alınıyor.

Su ve yiyecek verilmiyor, basınla ve başka kimselerle görüştürülmüyor, yağmurda, gündüz sıcakta, gece karanlıkta bekletiliyor.

Ülkemizdeki seksen baro, bu kez Ankara’da bir miting yapmaya kalktıklarında, yasak” yanıtını alıyor!

İŞÇİ SOKAĞA  ÇIKARILMIYOR; YASAK!

Muhalefet sokağa çıkarılmıyor; yasak!

Yargının üçayağından biri olan avukatlar sokağa çıkarılmıyor; yasak!

Yasalarda yeri olmasa da: Bastır, bastır, bastır!

Politikacının biri, kendisini karşılayanlara sormuş: Nasılsınız?” Yanıtın gelmesi gecikince, politikacı yanıtı yine kendisi vermiş:

‘İYİSİNİZ İYİ!’

Bugün çoğu yöneticilerin durumu aynen böyledir. Kendileri soruyor, kendileri yanıtlıyor.

Aşk ile öksürük saklanamaz, derler. Bence, ilk sırayı sıkışmaya vermeli. Mutluluğun tarihi yokmuş. Ama mutsuzluğun tarihi vardır; o da büyük oranda sıkışmaktan kaynaklanıyor.

İki çocuk, bir kedi yavrusunu çme başında yıkıyormuş. Oradan geçen bir adam çocukları uyarmış:

Kediyi yıkıyorsunuz ama ör!’’ Kısa zaman sonra adam geriye dönerken kedi yavrusunu öldüğünü görmüş. Çocuklara dönmüş: Ben size, kediyi yıkarsanız ölür demiştim.” Çocukların yanıtı şu olmuş:  Kedi, yıkarken değil, sıkarken öldü!

Vatandaşın canı boğazında baskılardan. Adım atamıyor. Kimileri, yurttaşla alay edercesine, “İyisiniz iyisiniz!” diyor. Gelin bakın bakalım ortamlarda et mi kaynıyor, dert mi kaynıyor. Sanat, bilim yaşamın ayaklarıdır. Onlar olmadan adım atılmaz; çökülür. Sanatın s”si yok, bilimin yerinde yeller esiyor. Kurtuluşumuz dualara kalmış. Haberlerdeki öne çıkanlara bakıyoruz. Baştan sona baskı, özgür sesleri kısma, kendilerinden olmayanları sıkıştırma. Varsa yoksa kendilerinden olmayan gazetelerin, televizyonların, sivil toplum örgütlerinin seslerini kısmak. Biraz daha yasak, biraz daha baskı. Mahkemeye vermeler, tazminat istemeler. Yaşamı yoran, yaşamı çekilmez kılan kural dışı sıkıştırmalar.

Dünya tarihinde bir gerçek vardır, sıkışan sonunda rahatlamıştır. Sıkıştıranı ise hiç sormayınız. Yasakların, koruyuculuk niteliğinin olmasından geçtik, koruyuculuğu içten içe kemirdiğini biliyoruz. Rüzgâr eken fırtına biçermiş.

Yönetimlerin başarısı, insanlardaki yaşam sevincinin oranıyla ölçülür. Kişilerin ve toplumun başarılarında yaşam sevincinin katkısı büyüktür. Yaşam sevincin yoksa başarın da yoktur.

Sosyologlar, en demokratik yönetimi, Kişiye en az karışanıdır” diye tanımlıyor. Bizde öyle mi? Karışılmadık ne kaldı? Akşamdan sabaha değişen yasalar, yönetmelikler. İsteğe göre anayasa değiştirmek. İhale yasası yılda on kez neden değişir?

Anadolu’da baskı yapanlara, “Zulmün artsın!” diye ilenilir. Kötülüğün çalsın ki seni sevmeyenlerin sayısı yükselsin. İşte o zaman senin sokağa çıkacak güvenin kalmayacak. Hani derler ki Atatürk, İnönü sokakta tek başlarına dolaşırmış. Şimdilerde üç yüz, beş yüz koruma almadan kapıdan dışarı adım atamayan yöneticilerin olduğu  söyleniyor.

SORUNUNUZ VARSA SORU SORUN

İnsanları aydınlatan sorulardır. Azgınlığı durduran, aydınlığın kapılarını açan sorulardır. Sorunuz. Baskı yapanlara, ufkunuzu karartanlara sorunuz. Ama soru sormak o denli kolay değil. Önce, konuyu kavramak, bilgilenmek gerekiyor.

Bir insanın verdiği yanıtlardan çok, sorduğu sorular önemlidir. Eğitimciler, anne-babalara der ki, çocuğunuza o gün okulda ne öğrendiğini değil, öğretmene hangi soruları sorduğunu sorun. Sorundan kurtulmak istiyorsanız, sorun. Soru, sizi sıkışmaktan kurtaracaktır.

NUSRET ERTÜRK 


Yazarın Son Yazıları